YENİ OSMANLI’NIN ORTADOĞU’SU

Paylaş

1986 yılında Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nden mezun olan Alptekin Dursunoğlu hâlihazırda gazeteci-yazar kimliği ile “Yakın Doğu Haber” sitesinin Genel Yayın Yönetmenliğini yapmaktadır. Yazarın; Stratejik İttifak, 4.Dünya Savaşı ve Ortadoğu, Suriye’de Elde Var Sıfır, Suriye’de Vekalet Savaşı ve kritiğini yapacağımız Yeni Osmanlı’nın Ortadoğu’su ile birlikte toplamda beş adet kitabı bulunmaktadır. 

Kitap öncelikle 2011 öncesi ve sonrası Ak Parti’nin Ortadoğu politikalarıyla ilgili karşılaştırmalı bir incelemede bulunuyor, ardından genelde Ak Parti, özelde Ahmet Davutoğlu’nun stratejilerinin sahaya yansımalarını bölge ülkeleri üzerinden tek tek inceliyor.

Ahmet Davutoğlu: “Yeni Osmanlı” doktrininin kurucusu, akademisyen kimliğiyle yazdığı “Stratejik Derinlik” kitabının yazarıdır. Aynı zamanda önce dışişleri bakanı ardından da başbakan olarak görev yapmıştır. Görev süresince kendi doktrinini karşısına hiçbir engel çıkmadan hayata geçirme fırsatı bulmuştur. Kitap; Davutoğlu’nun dış politikadaki başarısı/başarısızlığı, tutarlılığı/tutarsızlığı, realistliği/hayalperestliği üzerinde tarihsellik bağlamında karşılaştırmalı olarak anlatıp stratejilerin değişim noktalarını nedenleri ve sonuçlarıyla anlatarak yüzeysel değil derinlemesine bilgi sahibi olup meseleye hâkimiyetinizi sağlıyor.

Ak Parti 15 yıl önce iktidara geldiğinde kendisini “Muhafazakâr Demokrat” olarak tanımladı. Buradaki amaç; muhafazakâr diyerek dindar kesimi, demokrat diyerek de liberal ve seçkin kesimi hedef almaktı. Dış politikada ise 2011 yılına kadar “komşularla sıfır sorun” politikasıyla yürüyen ve bu konuda fena da sayılmayan Ak Parti, 2011 yılından sonra eksen kayması yaşayarak bölgedeki ihtilaflarda taraf değil arabulucu, sorun çözme odaklı, görüşüne başvurulan siyasi karakterini bırakarak oyun kurucu rolüne soyundu. Yüzyıllık Sykes-Picot sayfasının Yeni Türkiye liderliğinde kapatılacağı ve bölgedeki değişim dalgasının belirleyicisi(!) olacağı iddiasıyla yol alındı. Süreç sonunda komşularla sıfır sorun politikası “değerli yalnızlık”a evrildi. Yalnızlığa neden olan noktaların başında; Ak Parti’nin hamaset üzerinden “Yeni Türkiye”, “merkez ülke”, “bölgesel güç”, “küresel aktör”, “milletin hizmetçisi”, “büyük ve güçlü Türkiye”, “medeniyet tasavvurumuz” gibi nesnel gerçekliğe dayanmayan soyut, belirsiz ve öznel bir siyasi vizyon çizdi. Neticede dış politikada Ak Parti, gerçeklikten uzaklaşıp hatalarını “değerli yalnızlık” kılıfıyla piyasaya sürdü. Komşuları tarafından ciddi güven problemi yaşamaya başlayan Türkiye, Ortadoğu’dan beklentilerinin aksine eli boş döndü. 

Arap Baharı süreci ile Sykes-Picot sayfasının kapatılacağını iddia edenlerin büyük bir yanılgı içerisinde olduklarını iki sürecin benzerlikleri ve farklılıklarını incelediğimizde daha da belirginleşiyor.

1916 sonrası (20. yy) ile 2014 sonrasında (21.yy) oluşan şartlar arasındaki somut benzerlikler;

  1. Yeni bir bölgesel düzen ihtiyacının doğması 
  2. Bölge dışı güçlerin bölgenin kaderinde belirleyici aktör olarak yer alması
  3. Bölge dışı güçlerin belirleyiciliklerini, bölgedeki askeri varlıklarına borçlu olması
  4. Bölge dışı güçlerin bölge içerisinde müttefik bulması

Farklılıkları ise; 

  1. 20. yüzyıldaki yeni bölgesel düzen ihtiyacı Osmanlı Devleti’ni yıkan bölge dışı güçler tarafından dayatılırken 21. yüzyıldaki bölgesel düzen ihtiyacı, bölgesel aktörlerin talebinden doğdu.
  2. Bölge dışı güçler 1916’da “işgalci” ya da “emperyalist” sıfatıyla bölgeye gelirken 2014’te bölgeden yapılan çağrı ile adeta bir “kurtarıcı” olarak geldi.

Dönemsel farklılık ve benzerliklere baktığımız zaman emperyalistlerin koşulları uygun hale getirip bir şekilde bölgeye müdahale etmeyi başardıklarını görürüz. Emperyalistlerin yardımıyla oluşacak düzenden iyilik/barış/özgürlük gelmeyeceğini öngöremeyen Türkiye ve bölgedeki müttefikleri, (Katar, Suud…) dünya tarihindeki en büyük mülteci göçünün oluşmasına ve sayısız ölüme doğrudan ya da dolaylı olarak sebep oldular. Altı yıldır Arap baharı sürecinden sonuç alınamaması mağduriyetin artarak Müslümanlar arasındaki ayrışmanın derinleşmesine de neden oldu.

Kitap; İsrail, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Yemen, Mısır ile olan ilişkileri ayrıntılı bir şekilde inceleyerek Türkiye’nin hedeflerini ne ölçüde gerçekleştirdiğini, verilen zayiatı tek tek ele almış. Yüzeysel de olsa bir ön okuma sonrası kitabın okumasının daha sağlıklı olacağını düşünüyorum. 

“Bir ulusun uzayan bir savaştan kazançlı çıktığını gösteren hiçbir örnek yoktur.” diyen Sun Tzu Suriye başta olmak üzere bölgedeki beş yıllık sürecin yıkımının yanı sıra taraflar açısından bir başarı getirmeyeceğini dile getirmiştir. İyi okumalar dilerim.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir