Vicdanın Adı Rachel

Paylaş

Rachel Corrie’nin, Filistinli bir doktorun evini yıkmaya gelen İsrail buldozerine bedenini siper ederek can verdiği 16 Mart 2003 tarihi, o günden itibaren ortak bir vicdana vurgu yapmak için her yıl “Dünya Vicdan Günü” olarak anılıyor.

Peki, Rachel kimdi ve vicdanla özdeşleştirilecek ne yapmıştı, Filistin’de bir evden ziyade neyi savunuyordu?

10 Nisan 1979 yılında Washington’un Olympia kentinde dünyaya gelen Rachel, bir Amerikan rüyasının içine doğsa da başka bir dünyayı arzuluyor, bunun rüyasını görüyordu. Arzuladığı bu dünyayı 10 yaşında okuldan mezun olurken yaptığı “Dünya Çocuklarının Durumu” isimli şu konuşması ile tasvir etmişti: “Diğer çocuklar için buradayım. Buradayım çünkü umursuyorum. Buradayım çünkü dünyanın dört bir yanında çocuklar acı çekiyor ve her gün 40 bin kişi açlık nedeniyle hayatını kaybediyor… Yoksulların hemen yanımızda olduğunun farkına varmalıyız, onları görmezden geldiğimizin… Bu ölümlerin önlenebilir olduğunu anlamalıyız. Üçüncü dünya ülkelerindeki insanların da tıpkı bizim gibi düşündüğünü, güldüğünü ve ağladığını anlamalıyız… Benim hayalim 2000 yılında açlığı sona erdirmek! Benim hayalim her gün 40 bin kişinin hayatını kaybetmesini engellemek! Geleceğe bakar ve orada parlayan ışığı görürsek benim hayalim gerçek olacak. Açlığı görmezden gelirsek bu ışık sönecek. Hepimiz birlikte çalışır ve destek verirsek bu ışık büyüyecek ve yarınlar için umut olacak.”

Rachel insanların ırkına, dinine, yaşadığı coğrafyaya bakmayan, bütün dünya halklarını kuşatan insani bir vicdana sahipti. Olympia’da ailesinin ona kurduğu tozpembe hayattan sıyrılarak kendi dünyasının dışındakilere el uzatmak istiyordu. Dünyanın geri kalanının hayat standartlarının farklı olduğunu, tüm çocukların tok uyumadığını, okuyamadığını, kurdukları düşlerinin farklı olduğunu biliyordu. Yine de hiçbir okumanın, konferanslara katılmanın, belgesel izlemenin ve kulaktan dolma bilginin Filistin’de karşılaşacağı durumun gerçekliğine kendisini hazırlayamayacağı düşüncesindeydi. Çünkü hayat Filistin’de dünyanın geri kalanından çok başkaydı. Filistinliler her gün kendi evinde esir uyanan bir ev sahibi, günün sonunu görüp göremeyeceği belli olmayan bir direnişçi… 8 yaşındaki bir çocuk her gün kontrol noktalarını geçip okula giderek direnir, bir anne yeni bir savaşçı yetiştirerek, bu evin asıl sahiplerini çocuklarına anlatıp cesaret aşılayarak… Mesela bir genç taş atarak, bir yaşlı Mescid-i Aksa da nöbet tutarak direnir işgale, ama hepsi bu esir güne yine de umutla başlar. Yaşama sevinçleri ve umutları hiç eksilmez. Belki bir daha görüşemeyeceği oğlunu sabah helalleşerek yollar her anne kapıdan. Çünkü Filistin’de bilinir ki gidenin geri dönmeme ihtimali her zaman daha fazladır.

Rachel Ailene Corrie, Filistin’de 2. İntifada sürdüğü ve aynı zamanda ABD’nin Irak işgaline hazırlandığı 2003 yılının başında Gazze’ye gitti. Orada Uluslararası Dayanışma Hareketi (ISM-International Solidarity Movement) üyeleri ile tanıştı. Rachel’in Filistin’de gördüğü manzara hiç iç açıcı değildi. İşgalci İsrail, yerleşim yerlerine saldırıyor ve buldozerlerle evleri, iş yerlerini, su depolarını yıkıyor, yaşamı felç ediyordu.

27 Şubat 2003 tarihinde annesine bir mektup göndermişti ve şöyle diyordu: Eğer içimizden birinin tüm yaşamı ve huzuru tamamıyla altüst edilseydi ve eski tecrübelerimize dayanarak, askerler ve tanklar ve buldozerlerin her an bizim için geleceklerini ve ne kadar zamandır yetiştirdiğimiz bütün seralarımızı yıkacaklarını bildiğimiz halde çocuklarımızla beraber, her an daralan bir yerde yaşasaydık ve bunu bazılarımızın da dövülmesine ve 149 kişiyle beraber saatlerce bir yere kapatılmasına katlanarak gene yaşamak zorunda olsaydık geri kalan neyimiz varsa korumak için sence biraz kaba kuvvete dayanan yöntemlere başvurmayı deneyebilir miydik?

Bu özellikle, yıkılmış meyve bahçeleri ve seralar ve meyve ağaçları gördüğümde aklıma geliyor, nice zahmetle, yıllarca bakımı ve işlemesi yapılmış. Bence Craig amcam bunu yapardı. Bence büyük olasılıkla büyükannem de yapardı. Bence ben de yapardım.”

Rachel Filistin’e gittiğinde orada yaşananları yakından görmüş ve tüm gerçekliğiyle olup bitenleri anlamaya başlamıştı. Hastalandığında onun üzerine titremeleri, limonlu içecekler yapıp ikram etmeleri bunca zorluğu yaşamasına rağmen Filistinli insanların bu davranışları ona gerçek dışı gelmişti. Sürekli annesini aramasını onu merakta bırakmamasını telkin ediyorlardı. Kendileri için endişelenmek yerine yardıma gelenleri, Rachel ve arkadaşlarını bağırlarına basıyor ve onları sahipleniyorlardı. Ona Arapça öğretmeye başlamışlardı, Rachel de onlara İngilizce öğretiyordu. Orada hayatın farklı bir yüzüyle karşılaşmıştı. Sofrada yemek yerken birden ev bombalanıyor, birçok zorlukla karşılaşıyor, geceleri kâbuslar görüyordu. Fakat biliyordu ki Filistin’i bırakıp gittiğinde aklı hep orada kalacaktı. Geceleri kâbuslar görmesine rağmen gittiğinde daha da iyi olmayacağını biliyordu. O, arkadaşlarımla şakalaşmak istiyorum, dans etmek istiyorum, fakat aynı zamanda bunun durmasını istiyorum ben olmam gereken yerdeyim, diyerek durduğu yeri belirlemişti.

Peki ya bizler? Evet, her gün haberlerde, gazetelerde Filistin ile ilgili bir haber mutlaka görürüz, okuruz ya da günlük konuşmalarımız arasında bahsederiz. Gördüğümüz haberler geçiş süresi kadar etkiliyor bizi ve sonra yine kendi dünyamıza dönüyoruz. Fakat Rachel bizim bu yaptıklarımızı daha doğrusu yapamadıklarımızı bir adım ileri taşıdı. Çünkü Rachel’ in vicdanı buna el vermemişti bizim vicdanımızın aksine. Çünkü Rachel ’in adalet duygusu bütün insanları kapsıyordu, bizim anlayışımızdaki adalet ise aristokrasiyi. Rachel bizim olmamız gereken yerde, durmamız gereken yerde canını feda etti. O inandığı değerler uğruna ölürken bir çıkar gözetmedi. Zulmü, açlığı, sefaleti bütün dünya insanları için yeryüzünden silmek istiyordu ve bunun yapılabileceğine inanıyordu. İnanç ve fedakârlığın vücut bulmuş haliydi Rachel…

Bazı ölümler, ölümsüzdür. Rachel yazar olmak istemişti, kelimeler onun için çok önemliydi. Belki ardından okunacak bir kitap bırakmadı, ama geriye hayatını ve ölümünü bıraktı tüm insanlığın okuyup anlayabilmesi için; onurlu bir hayat ve şerefli bir ölümü. Çünkü o, “Aslolan onur” demişti. Kendi tabiriyle hükümetinin(ABD) büyük oranda sorumlusu olduğu bir soykırımın göbeğindeydi, fakat onların safında değildi. “Zulüm bizdense ben bizden değilim.” demişti ve bunu bir Filistinlinin evinin önünde bedenini siper ederek sarı saçlarına rağmen bir Afrikalı, mavi gözlerine rağmen Asyalı olabildiğini gösterdi. Evi yıkmaya gelen buldozerin önüne kendisini siper etmişti, belki aktivist olmasından, hiç yoksa ABD’li bir aktivist olmasından çekinip durdurabileceğini düşünmüştü, fakat karşısındaki hiçbir insani değeri, hukuksal bağlamda da hiçbir sınırı olmayan bir canavar duruyordu. 23 yaşında Rachel Corrie buldozerin onu ezip daha sonra üstünden geri çekilmesiyle kaburgaları kırılmıştı ve arkadaşları tarafından hastaneye götürüldüğünde zaten hayatını kaybetmişti.

İsrail bu olayın ardından hiçbir suçlamayı kabul etmedi, onlara göre bu olay “üzücü bir kazaydı” ve buldozeri kullanan kişi Rachel’ in orada durduğunu görmemişti.  İsrail kendine yakışan küstah riyakârlığını her zamanki gibi yine yapmıştı. Oysa görgü tanıkları buldozer sürücüsünün onu görmesine rağmen üzerine sürdüğüne tanıklık etmişlerdi. Rachel arkadaşlarıyla canlı siper oluşturduğunda elindeki megafonla yıkımı durdurmasını söylüyordu. Evet, Rachel o gün buldozerin önünden çekilebilirdi, ama insanlığın öldüğünü, düşmanın bu kadar alçakça hareket edebileceğini düşünememişti muhtemelen. Ailesi 2010 yılında Hayfa mahkemesine dava açtı, fakat mahkeme İsrail’in savunmasını onayladı ve dava düşürüldü.

Rachel’ in ölümünün ardından ailesi onun duruşunu, onurlu mücadelesini anlatmak için çabaladı. Anma günleri ve programları yapıldı. Alan Rickman’ ın yazdığı “My Name is Rachel Corrie” tiyatrosunun dünyanın birçok yerinde ve Türkiye’de gösterimi yapıldı. 2010 yılında Özgür Gazze Hareketi’nin bir gemisine MV Rachel Corrie adı verildi. Ölümünün ardından 15 yıl geçmesine rağmen hala anılmakta ve anlatılmakta…

Filistinliler onurlu dostlarını asla unutmayacak ve gün gelecek Rachel Corrie’nin, Furkan Doğan’ın, direnişçilerimizin, kundakta öldürülen bebeklerin intikamı alınacak ve akan her gözyaşının hesabını sorulacaktır.

Mücahit Gültekin’in 2008 yılında Gazze savaşı sırasında yazdığı “Rachel Corrie İçin” şiirinin bir bölümü;

Gazze bugün daha kötü Rachel

Biz bugün daha kötüyüz

Biliyoruz

Yeniden dünyaya gelsen bizim için yine ölürdün

Biz utanç içindeyiz Rachel

Namazımızda niyazımızdayız

Okullar kurmakta, kitaplar okumaktayız

Hesaplar yapmaktayız yine

Rachel, Gazze bugün daha kötü

Biz bugün daha da kötüyüz

Bir buçuk milyarız

Fırka fırkayız

Hesaplar yapmaktayız

Gazze’den

Gazze’den

Gazze’den yine çok uzaktayız


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir