Türkiye’de Ve Dünyada Kadına Şiddet Araştırması (Özet Rapor)

Paylaş

 

Aile içi şiddet, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri son yıllarda medyanın, siyasetin ve kamuoyunun en önemli gündem maddeleri arasındadır. Bu araştırmanın da ortaya koyduğu gibi, konu gerçekçi, bütüncül ve objektif bir şekilde ele alınmamaktadır. Kadına şiddet söylemi, ülkemizde manipülatif, ajitatif ve subjektif bir dil üzerine kurulmuştur. Kadına şiddeti önlemek iddiasındaki bu söylem, maalesef şiddet olgusunu bütün boyutlarıyla anlamamızı engellemektedir.

Bu çalışmada bir araya getirilen yüzlerce araştırma bulgusu, bu söylemin halkımıza dayattığı ezberi bozmaktadır. Bu çalışma, kadına şiddetle ilişkili verilerin çarpıtıldığını, abartıldığını, tek yönlü olarak aktarıldığını, fotoğrafın sadece küçük bir parçasını yansıttığını ortaya koymaktadır. Gerçeğin sadece kendi kurgusuna hizmet eden tarafını seçen ve sonra bu kurguyu gerçeğin tamamıymış gibi yansıtan bu söylem bugün maalesef “resmi söylem” haline gelebilmiş, devlet politikası olarak kabul görebilmiştir. Aile kurumunu kadına şiddetin sorumlusu olarak gösteren ve bu kurumu çözmeyi hedef haline getirmiş bu söylemin/kurgunun; amacının aileyi korumak olduğunu belirten Bakanlık tarafından resmi politika olarak kabul görmesi, derin ve trajik bir paradoksu ifade etmektedir.

Aile Akademisi Derneği olarak, “Türkiye’de ve Dünyada Kadına Şiddet” başlığıyla gerçekleştirdiğimiz araştırma Giriş hariç, 5 bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde şiddet ve kadına şiddet kavramsal açıdan incelenmiştir. İkinci bölümde Türkiye ve Dünyada şiddet ve cinayet olgusu büyük fotoğraf içinde gösterilmiştir. Bu bölüm kadın hareketleri ve resmi belgelerde yer alan popüler söylemin ne kadar gerçeği yansıttığını sorgulamakta, bilimsel verilere dayanarak madalyonun her iki yüzünü de göstermeyi amaçlamaktadır. Üçüncü bölüm kadına şiddetle ilişkili risk faktörlerini ele almaktadır. Popüler söylem kadına şiddette “erkeği ve erkekliği” biricik risk faktörü olarak göstermektedir. Risk faktörleri bölümü bu iddianın gerçekliğini sorgulamaktadır. Dördüncü bölüm, resmi belgelere, yasalara ve popüler söyleme kaynak teşkil eden ülkemizde yayınlanmış bilimsel araştırma raporlarının “bilimselliğini” eleştirel analize tabi tutmaktadır. Son bölümde ise, Başbakanlık ve Aile ve sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından “kadına şiddeti önlemek” amacıyla yayınlanmış resmi belgeler analiz edilmektedir. Bu belgeler 5 kriter çerçevesinde analiz edilmiştir; belgelerin dayandığı perspektif, önlemin türü, diğer risk faktörlerine gönderme yapıp yapmadığı, manevi değerlere gönderme yapıp yapmadığı ve önlemin alındığı mekan.

***

Özet raporda her bölümden seçilen bazı bulgular paylaşılmıştır. Kuşkusuz tam raporda çok daha zengin bulgular yer almakta ve bulgular detaylı bir şekilde analiz edilmektedir. Özet raporda yer alan bulguların kaynakları tam raporda yer almaktadır. Özet raporun amacı, araştırma hakkında okuyucuya ön fikir vermek ve bazı öne çıkan bulguları paylaşmaktır.

***

Şiddetin Kavramsal Yapısına İlişkin Özet Bulgular

  1. Şiddetin tanımı sıradan davranışları bile şiddet tanımı içine sokacak şekilde genişletilmiş bir tanımdır. Resmi belgelerde şiddet türleri olarak sıralanan açıklamalar pek çok yönden belirsizlik taşımaktadır. Bilimsel literatürde “şiddet” kavramının belirsizliği özellikle vurgulanmaktadır.
  2.  Şiddet tanımı dikkate alındığında “nasıl giyineceğine karışmak” ile “işkence yapmak”; “ailenin geliri hakkında bilgi vermemek” ile “fuhşa zorlamak” arasında bir fark bırakılmamakta hepsi “şiddet” kavramında eşitlenmektedir. Bu yönüyle “şiddet” kavramsal bir bataklığa dönüştürülmüştür. Resmi belgelerde yer alan şiddet tanımı esas alındığında “şiddet uygulamayan” bir tek kişi bulmak mümkün değildir.
  1. Şiddetin kavramsal yapısı neo-liberal ve kapitalist felsefelere dayanarak oluşturulmuştur. Örneğin, “iş hayatını olumsuz etkileyecek kısıtlamalar getirmek” şiddet tanımı içinde yer alırken “aile hayatını olumsuz etkileyecek kısıtlama ve uygulamamaların” sözü bile edilmemektedir.
  2. Şiddetin gerçekleşip gerçekleşmediği, şiddet gördüğünü iddia eden kadının algısı esas alınarak belirlenmektedir. Buna göre şiddet, “kadının şiddet olarak algıladığı şeydir” gibi bir tanıma ulaşılmaktadır.
  3. Aileyi Koruma ve Kadına Şiddeti Önleme Kanunu’nda şiddet şöyle tanımlanmaktadır: “Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı”. Görüleceği üzere, neredeyse mümkün olabilecek her davranışı “şiddet” sınırları içine sokmak için yazılmış olan kanun, olmamış ama olması muhtemel davranışları bile şiddet kapsamı içine almaktadır.
  4. Tanımda, “özgürlük”, “baskı”, “tehdit” gibi belirsiz kavramlar bulunmaktadır. Özgürlükle ne anlatılmak isteniyor, neler baskı kavramı içine girer, neler tehdit olarak algılanmalıdır? Bu sorular cevapsız görünmektedir…
  5. “Şiddete sıfır tolerans” doğal/normal bir şey değildir. Dolayısıyla “sıfır tolerans” politikası pek çok normal/doğal/sıradan fiili de şiddetin sınırları içine çekmekte ve şiddet olarak damgalanan davranış daha sert şiddeti peşinden getirmektedir.
  6. Şiddet konusunda otorite isimlerden biri olan Debarbieux’e göre (2009) şiddetin tanımının genişletilmesi ve tanımdaki belirsizlikler doğal davranışın kriminalize edilmesine sebep olmaktadır. Ona göre, medya dramatik şiddet olaylarını daha da ajite ederek “panik ortamı” yaratmaktadır. Normal/sıradan bir kaba davranış bile “cinayet” tehlikesi çağrıştırmakta; bu çağrışımın kendisi ilginç bir şekilde güvensizliği ve şiddeti beslemektedir. Debarbieux, şiddetin “iyi sattığını” vurgulayarak buna “şiddetten nemalanma” demektedir.
  7. Debarbieux, çağdaş ilişkilerde şiddete daha az tolerans gösterilmesinin, ilişkilerdeki kırılganlığın, şiddet ve normal davranış arasındaki farkı iyice belirsizleştirdiğini belirtiyor.
  8. Debarbieux, şiddetin kendisinden çok şiddete evrensel bir tanım getirmek isteyenlerin sorun olduğunu söylüyor: “Burada bir açık seçiklik gerekiyor: Burada sorunun kendisi değil sıkıntı veren, sıkıntıyı, üstünde herkesin hemfikir olacağı evrensel ve sürekli geçerli bir şiddet tanımı vermek isteyenler doğuruyor.”

Türkiye’de ve Dünya’da Kadına Şiddete İlişkin Özet Bulgular [1]

  1. Şiddetin en uç biçimi olarak ifade edilen cinayetin gerek dünyada gerekse ülkemizde büyük oranda mağduru erkeklerdir. Erkekler kadınlara oranla 4 kat daha fazla öldürülmektedir. [2]
  2. Söylenildiği gibi, şiddet “aile içiyle” tanımlanabilecek bir olgu değildir. Dünya üzerinde cinayetlerin %86’sı ev dışında/aile üyeleri dışında işlenmektedir. [3] Bütün dünyada aile içi şiddet sonucu ölenlerin oranı (100 binde) 0,9’dur. Bir yıl içinde cinayet sonucu ölenlerin oranı (100 binde) 6,2’dir
  3. Kadına şiddetin en yüksek olduğu ülkeler arasında, kadına şiddetin çözüm adresi olara gösterilen TCE politikalarının en etkili uygulandığı ülkeler bulunmaktadır. Avrupa’da kadın cinayeti oranları (%28) dünya ortalamasından (%21) ve Türkiye ortalamasından (%20,5) 7 puan fazladır
  4. Aile üyeleri ya da bir partner tarafından uygulanan şiddet oranlarında TCE politikalarının en yetkin uygulandığı ülkeler ilk sıralarda yer almaktadır. İsveç’te bütün cinayetlerin %40’ı, Finlandiya’da %34’ü, Hollanda’da %30’u bir aile üyesi ya da partner (koca ya da sevgili) tarafından işlenmektedir.
  5. Cinayet sonucu hüküm giyen kadın ortalamasında Avrupa açık ara ilk sıradadır. Kadın hükümlü oranı Avrupa’da %8, Amerika kıtasında %4, Asya’da %5’tir. Dünya ortalaması %5’tir. Bu sonuçlar Avrupa’da kadınların şiddetin en uç biçimi olan cinayet fiilini çok daha fazla kullandıklarını ortaya koymaktadır.
  6. TCE politikalarının uygulandığı ülkelerde kadına şiddet azalmasa da “kadının uyguladığı şiddet”de bir artış söz konusudur. Kadından başkalarına yönelen şiddet konusunda Türkiye’nin de içinde bulunduğu pek çok ülkede önemli bir artış söz konusudur.
  7. ABD’de işlenen aile cinayetlerinde, katillerin üçte biri kadındır. Eş cinayetlerinde ise oran daha da yükseliyor. Eş cinayetlerinde kadınlar katillerin %41’ini temsil etmektedir.
  8. Türkiye’de kadın katiller üzerine yapılan bir araştırmada katiller ile maktullerin yakınlık ilişkisi tespit edildiğinde % 36.84 ile eş birinci sıradadır. Bu araştırmaya göre kadınlar en çok kocalarını öldürmektedir.
  9. TBMM’nin 26 bin lise öğrencisiyle yapmış olduğu araştırmanın sonuçları oldukça çarpıcıdır. Bu araştırmada kızların, şiddetin bütün türlerini (Fiziksel, sözel, duygusal, cinsel şiddet) erkeklerden daha fazla uyguladığı bulunmuştur.
  10. Söylenildiği gibi namus cinayetleri büyük oranda “erkeklerden eşlerine/partnerlerine” yönelik işlenen cinayetler değildir. Erkekler daha çok “tanımadıkları kişileri” ve “erkekleri” öldürmektedir. Erkeklerin işledikleri namus cinayetlerinde kurbanın erkek olma oranı %65,8’dir. Erkeklerin namusunu, şerefini korumak uğruna işlediği cinayetlerde kurbanın kadın olma oranı yalnızca %26.3’tür. Öte yandan kadınların bu nedenle işlediği cinayetlerde kurban, çoğunlukla erkektir (%76.5).
  11. Kadınların eşlerini öldürme sebepleri arasında ilk sırayı”namus” almaktadır. Araştırmalar, kadınların namus adına erkeklerden daha çok cinayet işlediklerini göstermektedir. Yapılan bir çalışma kadınların (%46,2), erkeklerden 2 kat daha fazla (%23,2) namus cinayeti işlediğini ortaya koymuştur.
  12. Türkiye’de aile üyeleri arasında işlenen cinayetlerde kadınlara yakın oranlarda erkekler de (%44) öldürülmektedir.
  13. “Günde ortalama 5 kadın öldürülüyor” klişesi istatistiki bir bilgi değil; dezenformasyondur. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun “Günde 5 kadın öldürülmeye devam ediyor” başlığıyla verdiği rapor dikkate değerdir. Raporun başlığı bu şekilde sunulmasına rağmen, raporun içeriğine göre Türkiye’de günde 0,3 kadın öldürülmektedir. Bu örnekte de görüldüğü, “kadına şiddet söylemi” üzerinden propaganda yapan kadın hareketleri ve lobiler söylediklerini ispat etme ihtiyacı bile hissetmemektedirler.[4]
  14. “Kadın cinayetleri son yedi yılda %1400 arttı” istatistiği tek kaynağa dayanmakta (Adalet Bakanlığı); aynı kaynaktan alınan diğer verilerle ve başka resmi kaynaklardan (BM, İçişleri Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi) gelen bilgilerle çelişmektedir.

Kadına Şiddette Risk Faktörlerine İlişkin Özet Bulgular

  1. Kadın cinayetlerinin tek sebebinin “erkek” olduğu iddiası doğru bir iddia değildir. Türkiye ve dünyada yapılan yüzlerce araştırma şiddetin pek çok risk faktörü olduğunu göstermektedir. Dünya sağlık örgütü 16 risk faktörü, kimi meta analiz çalışmaları 32 adet risk faktörü, kimi çalışmalar 25 risk faktörü olduğunu ortaya koymaktadır.
  2. Bu araştırmada ortaya konulan bulgular TCE politikalarının kadına ve erkeğe uygulanan şiddette bir risk faktörü olduğunu düşündürmektedir.
  3. Yapılan araştırmalar alkolün, kumarın ve fakirliğin kadına şiddette güçlü riskli faktörleri olduğunu göstermektedir. Özellikle alkol, pek çok bilimsel araştırmada kadına şiddette en önemli sebep olarak bulunmuştur. Amerikan Psikologlar Birliği’ne göre alkol ve yoksulluk şiddetin ana risk faktörleridir.
  4. Finlandiya’da bütün cinayetlerin yaklaşık %65’inin güçlü bir şekilde alkolle ilişkili olduğu kaydedilmiştir. Bütün ölümlerin %75’ten fazlasının alkolle ilişkili olduğu belirtilmektedir. İsveç’te ise bütün cinayetlerin yaklaşık yarısının alkolle ilişkili olduğu kaydedilmiştir.
  5. Birleşik Krallık Alkol Çalışmaları Enstitüsü 2011-2012 yılları arasında İngiltere ve Galler’de 917 bin şiddet suçu işlendiğini ve bu suçların yaklaşık yarısının (%47) alkolle ilişkili olduğunu belirtmiştir.
  6. İskoçya’da 2010-2011 yıllarında 220 bin şiddet suçu işlendiği tespit edilmiş ve bu suçların %63’ünün (138 bin 600 şiddet suçu) alkol etkisi altındayken işlendiği kayıtlara geçmiştir
  7. WHO (Dünya Sağlık Örgütü) alkol ve şiddet ilişkisini de içeren uluslararası bir çalışma yayınlamıştır. Alkol ve eş şiddeti arasında çoğu ülkede güçlü bir bağlantı bulunduğunu belirten WHO: “Kanıtlar alkolün ev içi şiddetin oluşmasını ve şiddetin dozajını arttırdığını gösteriyor” demektedir.
  8. Araştırmalara göre erkeğin kadına fiziksel şiddet uygulaması alkol alındığı günlerde 8 kat daha fazladır. Şiddetin dozajının artma ihtimali ise 11 kat daha çoktur. Ayrıca, çok içilen günlerle içilmeyen günler karşılaştırıldığında ise, erkeğin şiddet kullanma ihtimali 18 kat artmakta, şiddetin dozajının yükselme ihtimali ise 19 kat artmaktadır.
  9. Avustralya Hükümeti Ulusal Suç Enstitüsü 2000-2006 yıllarında gerçekleşen bütün cinayet vakalarının yaklaşık yarısının (%47) alkolle ilişkili olduğunu belirtiyor. Bütün eş/sevgili cinayetlerinin %44’ünün alkol etkisiyle işlendiği belirtiliyor. Enstitü’nün yayınladığı raporda yerli halk arasındaki eş/sevgili cinayetlerinin %87’sinin alkolle ilişkili olduğu ifade ediliyor. Rapor ayrıca ölümle sonuçlanmayan aile içi şiddet vakalarında da alkolün güçlü bir rolü olduğunu belirtiyor.
  10. Kadına şiddetin risk faktörlerinden biri de kumardır. Problemli kumar oynama alışkanlığına sahip eşlere sahip olduklarını belirten kadınların, eşleri kumar oynamayan kadınlara oranla şiddeti 10,5 kat daha fazla deneyimledikleri ortaya konulmuştur.  Kumarla birlikte alkol problemi de olan eşlere sahip olan kadınların, evliliklerinde bu problemlere sahip olmayan kadınlara göre şiddeti 50 kat daha fazla yaşadıkları bildirilmektedir.
  1. Bir başka araştırma evlilikteki şiddetin yaklaşık %25’inin kumar alışkanlığı ile ilgili olduğu belirtilmiştir. Aynı araştırmada çocuğa kötü muamelenin de %15 oranında kumar oynama alışkanlığıyla ilişkili olduğu ortaya konulmuştur.
  2. İstanbul’da gerçekleştirilen bir araştırmada; eşlerinden şiddet gören kadınların %37’si eşlerinin kendilerine kumar ya da alkol gibi problemlerinden dolayı şiddet uyguladığını belirtmişlerdir.   Araştırmada kadınlara, eşlerinin kendilerine niçin şiddet uyguladığı sorulmuş, kadınların %41,5’u “bilmiyorum” ya da “nedensiz” cevabını vermişlerdir. Bunun dışında kadınların ilk sırada gösterdikleri neden “kumar ya da alkol” olmuştur.
  1. APC’nin (Australian Productivity Commission/Avusrtalya Verimlilik Komisyonu) yayınladığı bir raporda da, kumar oynama alışkanlığına sahip her 10 kişiden birisinin uyguladıkları ev içi ya da diğer şiddetin kumar alışkanlıklarıyla ilgili olduğunu belirtmişlerdir.
  2. Melbourne Üniversitesi aile içi şiddet ve kumar oynama davranışı arasında güçlü bir ilişki olduğunu vurgulayan yeni bir araştırmayı aktarmaktadır. 120 kişi üzerinden yapılan araştırmaya göre katılımcıları %53’ü aile içi şiddetin bazı formlarını yaşadıklarını belirtmişlerdir. Şiddete uğrayan bu kişilerin %44’ünün mağduriyeti şiddeti uygulayan kişilerin kumarda kaybetmesi ve bunun getirdiği öfke ve hayal kırıklığı ile ilişkiliydi.
  3. Araştırmalar fakirliğin de kadına yönelik şiddette bir risk faktörü olduğunu göstermektedir. Gelir düzeyi yüksek karı-kocalar arasında da şiddet görünmekle birlikte, fakirlik, ekonomik sıkıntılar, yakın partner şiddetinde önemli bir risk faktörü olarak ortaya çıkmaktadır.
  4. Güler, Tel ve Tuncay’ın (2005) yaptığı araştırmada şiddet gören kadınların büyük bir çoğunluğu (%58,8) sebep olarak ekonomik yetersizliği göstermişlerdir.
  5. Yapılan bir başka araştırma finans kaynaklı stresin yakın partner şiddetinin yordayıcılarından birisi olduğunu ortaya koymaktadır.

Türkiye’de Bakanlık ve STK’ların Yaptığı Araştırmaların Güvenilirliğine İlişkin Özet Bulgular

  1. Türkiye’de resmi belgelerin yazılmasında ve kadın politikalarının oluşturulmasında kaynak olarak kullanılan araştırmalarda “yönlendirme”, “eksik veri”, “önyargılı tutum”, “çarpıtma” ve “bulguyla çelişen yorum” “yorumu ‘bulguymuş’ şeklinde sunma” gibi bilimsel araştırmaların güvenirliğini bozan tespitler ortaya konulmuştur. Bu araştırmalar bilimsel açıdan “güvenilir” çalışmalar değildir.
  2. Bu araştırmalarda objektif bulgulara ulaşmaktan daha çok feminist teorilerin propaganda dili kullanılmıştır.
  3. Devletin resmi organlarının da sıklıkla kaynak gösterdiği bu araştırmalar kadın için “aileyi” en güvensiz yer olarak kodlamaktadır. Bu yorumu yaparken, hiç bir veriye/bulguya dayanmamaktadır. Maalesef bu araştırmaların en kapsamlısı olan “2009 Raporu” Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından desteklenmiştir.
  4. En sık atıf yapılan iki araştırmanın ikisinde de fiziksel şiddete ilişkin verilerin toplanması için sorulan sorunun başında “Türkiye’de kadına uygulanan şiddetin yaygınlığı biliniyor” şeklinde bir giriş yapılarak kadınlar yönlendirilmiştir. Bu ifade toplanan veriyi güvensiz kıldığı gibi, araştırma etiğine uyulmadığını da göstermektedir.
  5. Araştırmalarda soruların seçenekleri “kutuplaştırıcı” bir şekilde düzenlenmiştir. Cevaplayıcı “evet-hayır” ikileminde bırakılmış ortayı ve uzlaşıyı ifade eden seçenekler konulmamıştır.

Başbakanlık Genelgesi, Kadına Şiddeti Önleme Ulusal Eylem Planı ve Kadına Şiddetle Mücadele El Kitabının Analizine İlişkin Özet Bulgular

Başbakanlık Genelgesi

  1. Töre ve namus cinayetlerini önlemek amacıyla Başbakanlık imzasıyla yayınlanmış olan Genelge feminist bir perspektifle kaleme alınmıştır.
  2. Genelge’nin kadına şiddetin önlenmesi amacıyla getirdiği önerilerde ilk sırayı 18 öneriyle “toplumsal cinsiyet eşitliği temelinde zihniyet dönüşümü” almaktadır. İkinci sırada hukuki önlemler, üçüncü sırada ekonomik önlemler yer almaktadır.
  3. Bu Genelge’de pek çok bilimsel araştırmayla çelişir bir şekilde şiddetin tek risk faktörü olarak toplumsal cinsiyet eşitsizliği gösterilmiştir. Alkol, kumar, fakirlik vb. gibi güçlü risk faktörlerinden hiç bahsedilmemiştir.
  4. Genelge’de manevi değerlere (merhamet, sabır, hoşgörü, affedicilik, adalet vb.) hiç bir göndermede bulunulmamıştır.
  5. Genelge önlemin alınacağı mekân olarak “ev dışı/aile dışı” mekânları göstermektedir. Genelgenin hiç bir maddesinde “ev içi/aile içi” önlem yer almamaktadır.
  6. Genelge’nin “Hizmet Kurumları” başlığının 8. ve 10. maddelerinde toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının devletin bütün ana plan ve programlarının içine dâhil edilmesi istenmekte ve: “Ülke genelinde tüm kamu kurum ve kuruluşları, üniversiteler ve özel sektör çalışanlarına yönelik ‘toplumsal cinsiyet eşitliği’ eğitimi verilmesinin zorunlu hale getirilmesi sağlanmalıdır” denilmektedir.

Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2012-2015

  1. “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Ulusal Eylem Planı 2012-2015” belgesinde toplam 5 hedef ve 36 aktivite belirlenmiştir.
  2. Bu 36 aktivitenin hiç birinde manevi değerlere (merhamet, adalet, sabır, affedicilik, hoşgörü vb.) gönderme yoktur.
  3. 36 aktivitenin hiç birinde diğer risk faktörleri (alkol, kumar, fakirlik gibi) söz konusu edilmemiştir.
  4. Eylem Planı’nda yer alan bütün hedef ve aktiviteler kadına şiddetin önlemini “ev dışında” almaktadır. Ev ve aileye ilişkin hiç bir önlem bulunmamaktadır.
  5. Eylem Planı’nda yer alan bütün hedef ve aktiviteler toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yazılmıştır. Gerçekte genelge kadına şiddetin önlenmesi için tek bir çözüm önerisinde bulunmaktadır. Bu çözüm önerisi de toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaktır.
  6. Eylem Planı’nda alınan kadına şiddetin önlenmesi için hazırlanan aktiviteler önlemin türüne göre analiz edilmiştir. En fazla önlem türünü, 15 aktiviteyle, “destek hizmetleri” (barınma, kreş ve ekonomik yardım) oluşturmaktadır. 2. ve 3. sırada alınan önlem türleri ise zihniyet dönüşümü ve sağlıktır.
  7. Eylem Planında belirtildiğine göre 60 bin öğretmen ve 100 bin diyanet mensubuna toplumsal cinsiyet eşitliği eğitimi verilecektir. Ancak asıl önemli olan aynı eğitimin aile hâkimlerine de verilecek olmasıdır. Ulusal Eylem Planı’nda belirtildiğine göre 326 aile hâkimi zaten eğitime alınmıştır. Hukuka müdahale olarak görülebilecek bu durum, aile mahkemelerinin tarafsızlığına gölge düşürecektir. Telegraph gazetesi yazarı Quentin Woolf’un belirttiği gibi, erkekleri peşinen suçlu gören hâkimlerin “erkektir yapmıştır” önyargısı hukukun tarafsızlığını zedeleyecektir.

Aile İçi Şiddetle Mücadele Eli Kitabı

  1. Bu araştırmada Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından yayınlanan “Aile İçi Şiddetle Mücadele Eli Kitabı analiz edilmiştir. El kitabının amacı, şiddete uğramış ya da uğrama ihtimali bulunan kadını bilgilendirmektir. ,
  2. El kitabı, kadını şiddet hakkında bilgilendirmekten çok, kadını eşine ve ailesine karşı provake etmeyi amaçlayan bir dil kullanmıştır.
  3. El kitabında şiddet olabildiğince geniş haliyle alınmış, tanıtılmış ve şiddetin hangi ve hangi düzeyi olursa olsun kadının adli sürece başvurması istenmiştir.
  4. Kadın şiddet hakkında bilgilendirilirken evlilik dışı ilişkisinin olması, evlilik dışı hamile kalması, bakire olmaması” gibi durumların şiddet bahanesi olamayacağı vurgulanmış ve şiddetin sadece fiziksel şiddetle sınırlı tutulmaması gerektiği sıklıkla belirtilmiştir.
  5. El kitabı, evlilik dışı ilişki ve özgür cinsel ilişkiyi normalleştiren mesajlar taşımaktadır.
  6. Kadına “cinsel eylemlerinden sorumlu tutulamayacağı” mesajı verilirken, evlilik içi cinsel ilişki kadının istememesi durumunda “tecavüz” olarak isimlendirilmiştir. Bu noktada El kitabı kadının başka biriyle kendi rızasıyla kurduğu cinsel ilişkiyi, kocasıyla “istemeden” kurduğu cinsel ilişkiden daha ahlaki olarak görmektedir.
  7. Kitabın 23. sayfasında büyük harflerle “ŞİDDET GÖRDÜĞÜNÜZÜ İSPAT ETMEK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ” denildikten sonra; “Kanunun uygulanması sadece fiziksel şiddete yönelik değildir. Bütün şiddet türlerini kapsamaktadır” hatırlatması yapılmaktadır.
  8. El kitabında sığınma evleri “5 yıldızlı otel” gibi anlatılmaktadır. El kitabında anlatılan sığınma evlerinin özelliklerini okuyan bir kişinin “sığınası” gelmektedir. El kitabının anlattığına göre bu evlerin özellikleri ve hizmet kapsamı şöyledir: “Güvenlidir, psikolojik destek sağlanır, bakımlı ve temizdir, harçlık verilir, iş ve meslek edindirilir, sosyal güvencesi olmayanlara yeşil kart çıkartılır, kreş ve ayni yardım hizmeti verilir, barolar ile anlaşmalı hukuki danışmanlık yapılır, her kadın kendi hayatıyla ilgili kararları almakta özgürdür/bağımsızdır, gizlilik ve güvenlik prensibi uygulanır.” Maalesef Bakanlığın belgelerinde aile kadın için “en güvensiz” mekân olarak işaretlenirken, sığınma evleri “cennet” gibi tasvir edilmektedir.
  9. Kadının kocasını 7 gün 24 saat boyunca şikâyet edebileceği ALO 183, Polis İmdat ve 156 Jandarma hatlarını arayıp adli süreci hemen başlatabileceği söylendikten sonra şu vurgular yapılmaktadır:
  • Kadın şikâyet edip adli süreci başlatabilir. Bunun için fiziksel şiddet görmesi gerekmemektedir.
  • Şiddet gördüğünü ispat etmek zorunda değildir. Beyan esastır.
  • Adli süreç hemen başlatılıp, tedbir kararı çıkartılabilir.
  • Koca evden uzaklaştırılabilir. Bu süre içinde uzaklaştırıldığı evin (bu kendi evi de olabilir) bütün giderlerini ödemeye hükmedilebilir.
  • Uzaklaştırıldığı süre boyunca kocanın nafaka ödemesine hükmedilebilir.
  1. Elkitabında ilginç bir şekilde resmi nikâh olmaksızın “imam nikahı” yapılmasının suç olduğu belirtiliyor. Birlikte yaşamanın suç olmadığı ülkemizde imam nikâhının suç olduğunu belirterek, Bakanlık okuyucusunu uyarıyor.
  2. Aileyi Koruma ve Kadına Şiddeti Önleme Kanunu’na göre kadın şiddet gördüğünü ispatlamak zorunda değildir, beyan esastır.

 

[1] Burada aktarılan bulguların çok daha fazlası için lütfen ilgili bölümü inceleyiniz)

[2] Aile Akademisi Derneği olarak kadına da, erkeğe de “insan” olarak bakıyoruz. Cinayete kurban giden kişinin cinsiyeti değil “insan” olması bizim için önemlidir.  Burada vurgulamaya çalıştığımız “erkekler daha çok öldürülüyor, erkekler daha mağdur” mesajı değildir. Bu verileri aktarmakla amaçlanan, şiddet ve cinayet olgusu içinden “cinsiyetçi” bir bakış açısıyla sadece kadını seçip, kocayı sanık sandalyesine oturtan yaklaşımın subjektif/yanlı tutumuna işaret etmek, gerçeğin öyle olmadığını ifade etmektedir.

[3] Yine burada da, şiddetin mekanı olarak niçin aile ve evin kodlandığını sormak istiyoruz. Şiddetin mekanı her yer olabilirken;  işyeri, trafik, stadyum, hastane, hapishane vs. Şiddetin faili ve mağduru herkes olabilirken; kadın-erkek, hasta-doktor, işveren-işçi… Niçin özellikle, mağdur olarak “kadın”, fail olarak  “koca” ve mekan olarak “ev” seçilmektedir?

[4] Konuya ilişkin başka örnekler için araştırmanın birinci, ikinci ve dördüncü bölümlerini inceleyiniz.

 

Mücahit Gültekin-Meryem Şahin kaleme aldı.

 

*  “Türkiye’de ve Dünyada Kadına Şiddet Raporu” orijinal metnine ulaşmak için linke tıklayınız. http://aileakademisi.org/sites/default/files/turkiyede_ve_dunyada_kadina_siddet_0.pdf

 

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir