Truman Show

Paylaş

The Truman Show, Andrew Niccol’un senaristliğinde ve Peter Weir’ın yönetmenliğinde çekilen 1998 yapımı bir filmdir. Filmin başrollerinde usta oyuncu Jim Carrey, Ed Harris, Laura Linney, Natascha McElhone gibi isimler yer almaktadır.

Truman, gayet düzenli hayatı olan bir sigortacıdır. Güzel bir adanın üzerinde yer alan evinde eşi ile birlikte mutlu bir yaşam sürmektedir. Trafik sorunun hiçbir şekilde yaşanmadığı, büyük şehirlerde yaşanan hırsızlık, cinayet, adam kaçırma, gasp vs gibi kötülüklerin olmadığı, tüm insanların mutlu bir şekilde hayat sürdüğü Seahaven Şehri’nde, bu rutinliğin ayrılmaz bir parçası olarak, sahte bir hayatın içerisinde yaşamaktadır. Oynadığı oyunun kendi hayatı olduğunu bilmeden varlığını gerçekleştirmeye çalışmakta ve bu durum kendisi hariç herkes tarafından bilinmektedir. Her tarafı kameralarla dolu bir ada üzerinde Truman için tüm sakinlerini oyuncuların oluşturduğu ve kameralarla donatılan bir stüdyo kurulmuştur. Doğduğu ilk andan itibaren hayatı tüm dünyada canlı olarak izlenmektedir.

Truman; büyük bir medya şirketinin doğuştan itibaren evlat edindiği ve kendi amaçlarına hizmet için kullandığı birisidir. Modern insanın en saf halini yansıtan ve bir kültürel tüketim nesnesi olarak insan yaşamlarının resmini yansıtan önemli bir karakterdir. Var olan dünya düzeninden uzaklaşmayı denemediği sürece üzerinde oynanan oyunun düğümünü asla çözemeyecektir. Benliğini gerçekleştirmek üzere harekete geçmesi durumunda ise özgürlüğünü(!) elde edebilecektir. Ancak bunların olması durumunda seyirci tabanında ilgi/reyting kaybına sebep olacağı endişesiyle sürekli takip altında tutulmaktadır. Kısacası o, sistem tarafından kendi benliğine yabancı kalması sağlanmış modern bir köledir. Stüdyoda tasarlanmış olan dünyasından çıkması engellenerek gerçek dünya ile tanışmasının önünde durulmaya çalışılmıştır. Hiç görmemiş olduğu dış dünyada ise ona hayran olan büyük bir seyirci kitlesi bulunmaktadır.

Tüm bu sanal âlemin içerisinde ise Truman’a gerçekleri söyleme cesaretini bulan sadece bir kişi vardır: Sylvia. Sylvia, Truman’a herkes tarafından izlendiğini söylemiş ve yaptığı bu itirafın ardından figüran olarak alındığı setten uzaklaştırılmıştır. Ancak üniversite yıllarında yaşadığı bu olay Truman için önemli ve unutulmaz bir iz bırakmıştır. Günün birinde öldü sandığı babasını görmesi üzerine yaşadığı hayatın artık sorgulanması gerektiğine kanaat getirmiş ve kurmaca bir düzen içerisinde tek başına olduğunu hissetmeye başlamıştır. Truman’ın yaşadığı duygusallıklar üzerine yapımcısı Christof, acil eylem planı olarak babasını tekrar senaryoya dâhil etmiş, hafıza kaybı hikâyesi ile olayları dramatik hale getirerek baba oğul kavuşmasını reyting rekorları kıracak bir şekle çevirmiştir.

Filmde karakterlere verilen isimler de bir hayli ilgi çekicidir: Truman (True man); gerçek insan, sahte ve oluşturulmuş yapay bir dünya üzerinde sahici olan ve yaşadıkları gerçek olan tek insandır. İçinde yaşamış olduğu dünya bazı açılardan yapay ve sahte olsa da onun yaşantısı samimi bir yaşamdır. Truman’ın yaratıcısı Christof; İsa’yı ve Tanrı’yı çağrıştıran bir isimdir. Büyük bir ekip ile çalışan ve tek amacı seyirciyi ekranda tutmak olan Christof, yaptığı bu davranışın arkasında iyi niyetler varmış izlenimini yaratmaya çalışmaktadır. Dışarıdaki gerçek dünyanın kirlenmişliğinden bahsederek, kendi sunduğu dünyanın kusursuzluğunu ve güzelliğini vurgulamaya çalışmaktadır. Şehre seçtiği isim de bu noktada çok manidardır: Sea-haven; deniz limanı, deniz sığınağı. Christof, oyuncusunun yaşantısını tasarlayarak ona bir kader sunmakta, bölgedeki iklimi ve hava koşullarını belirlemektedir. Tüm bunları yaparken de Truman için bir cennet yarattığını düşünmektedir. Böylece Christof, oluşturmuş olduğu ütopya üzerinden onu kontrol ve denetim altında tutarak Tanrısal konumunu hissettirmeye çalışmaktadır.

Truman’ı kontrol altında tutmaya çalışan zihniyetin ana amacı, kaygılarını, üzüntülerini, sevinçlerini, umutlarını, tasalarını, öfkelerini kısacası onu insan yapan her türlü duygusunu yönlendirmek istemesidir. Tüm bunlara direndiği ölçüde ise filmin kahramanı insanlık özelliğini kazanmaya başlamaktadır. Murat Gülsoy’a göre Truman televizyonun içinde büyüyen bir çocuk, show dünyasının zavallı kahramanı ve dev ürün yerleştirme dramasının tek gerçek karakteridir.

Sorgulama mantığını başarılı bir şekilde ekrana yansıtmış olan film,  insan hayatının nasıl da sanal dünya üzerinden aktığını gözler önüne sermektedir. Televizyon ve internet üzerinden her türlü bilgi alanlarının, hareketlerin, isteklerin saptanması ile insana sunulan ve tercih olarak lanse ettirilmeye çalışılan manipülasyon faaliyetleri ile Truman’ın hayatı ciddi derecede paralellik arz etmektedir. Teknolojinin geniş bir şekilde insan hayatını istila etmesi neticesinde önemli bağlar yok olmakta, ilişkiler zayıflamakta, tahammül düzeyi düşmekte, farkında olunmadan gerçekleştirilen zorunlu yönlendirmeler ile insan tatminsizliğe ve mutsuzluğa doğru adeta sürüklenmektedir.

Filmin en önemli özelliği, sanal bir tema üzerinden medya ve gücüne karşı ciddi bir eleştiri yöneltiyor olması, felsefi yaklaşımlarla insan hayatını yönlendirici ve kuşatıcı güçlerin sorgulanmasını sağlamaya çalışmasıdır. Filmde, medyanın kıskacına alınan insan karakterinin ‘Tanrıcılık’ oynamaya çalışan medya patronlarının elinde nasıl hiçe sayıldığı, insanın sadece yönlendirilmeye çalışılan bir makine olarak kabul edildiği ve sektörün devam edebilmesi için seyirci kitlesini sadece tüketmeye dayalı bir anlayış çerçevesine sığdırma gayretinde olan bir anlayış sergilenmektedir.

Sürükleyici ve sağlam temelleri olan film, medya-kitle paradoksunun önemli ayrıntılarını içermekte, sisteme yönelik eleştirileri, medyanın insan hayatını nasıl da modernizm ve kapitalizmin esiri haline getirdiğini ve kullandığını yansıtmaktadır. Film aynı zamanda; dinsel, ailesel, kültürel, toplumsal kurumlara isyan ederek özgürleşen ve gerçek kimliğini sadece bu tarz üzerinden oluşturmaya çalışarak buna cesur bir şekilde sahip çıkan bireyi ön plana çıkarmıştır. Söz konusu sistem bundan sonra da medya ve gerçeklik algısı üzerinden seyircinin merak duygusunu kamçılayarak yeni isimlerle aynı kahramanları oluşturmaya devam edecektir.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir