Şuurdu Sedat, Samimiyet İdi, İmandı…

Paylaş

 

“Şuurdu Sedat, samimiyet idi, imandı… Coşkun bir gönüldü. Zulmün kılıcını kanının ateşinde eritecek kadar coşkun bir gönül. İsa Peygamber zamanında yaşasa havari olurdu, Asr-ı Saadette bir sahabe… Konuştuğu gibi düşündü, düşündüğü gibi konuştu… Sevgi idi, ihlâs idi. Asırlardan beri hasretini çektiğimiz yiğit, pervâsız, içi-dışı bir, münevver. Çevresini ışığa boğmak için alev alev yandı. O iman, o şuur, o sevgi meş’alesini söndürmeğe çalışan kanlı ve hain eller ne yaptıklarının farkında değildirler…” diye yazmıştı Cemil Meriç, Sedat Yenigün’ün şehadetinin ardından…

Kimdi Sedat? Ne için şehit edildi?

Sedat Yenigün, 1950 Erzincan doğumlu. İlk öğrenimini Erzincan’da tamamladıktan sonra ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etti. Orta öğrenim tahsilini burada Ahmet Rasim Ortaokulu’nda ve Vefa Lisesi’nde yaptı. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji Bölümü’nden mezun oldu. Vefa Lisesi’nde son sınıfta iken, liseli gençlere hitap etmek için kurulan MTTB (Milli Türk Talebe Birliği) Ortaöğretim Komitesi’nin idare heyetinde bulundu. 21 Eylül 1969’da MTTB’ye atılan bomba sonucu şehit düşen Mustafa Bilgi’den sonra Ortaöğrenim Başkanlığı’na getirildi. Üniversiteye başladığı yıl, MTTB Kültür Müdürlüğü ve ardından Basın Yayın Müdürlüğü’nü üstlendi. Gençlere çok önem veren ve kurtuluşu gençlerde bulan Sedat Yenigün, bu sırada Orta Öğrenim Komitesi’nin liselere dönük faaliyetleriyle yakından ilgilenmeye çalıştı.

MTTB’ye hem yeni bir ivme hem de nitelik kazandırmak için o güne kadar sürekli bir yayını olmayan teşkilata MTTB Bülteni adıyla periyodik bir yayın organı kazandırdı. Aynı zamanda yayın hayatına uzun süre ara verilen Milli Gençlik Dergisi’nin de yeniden yayınlanmasına büyük katkı sağladı. Bu dergide hem başyazarlık hem de yazı kurulu üyeliği yaparak birçok inceleme, araştırma, röportaj ve denemelerin yayınlanmasına ön ayak oldu. Dergide dönemin gelenekçi-İslamcı yazar ve akademisyenlerinin; Ali Bulaç’ın, Beşir Eryarsoy’un, Adil Doğru’nun, Selahattin Eş’in vb. yazıları ve tevhidi çizgiyi yansıtan makale, deneme ve şiirlerin ağırlıkta olduğu yazılar yer alıyordu. MTTB içerisinde okuma grupları ve kitap kulübü kurup, İslam dünyasının yakından tanıdığı Seyyid Kutup, Mevdudi, Abdülkadir Udeh, Ali Şeraiti, Muhammed Hamidullah, Malik bin Nebi gibi düşünürlerin kitaplarını gençlerle buluşturdu.

Üniversiteden mezun olduktan sonra Darüşşafaka Lisesi’nde öğretmenliğe başladı. Burada bir süre görev yaptıktan sonra da İhsan Mermerci Lisesi’nde Edebiyat öğretmenliği ve müdür muavinliği yaptı. Zaman zaman veya devamlı olarak birçok dergi ve gazetede -devlet okulunda öğretmen olması nedeniyle- Mehmet Mengüç Yenigün müstearıyla yazılar yazdı. Yenigün, müdür muavinliği yaptığı süre içerisinde, komünist ve ülkücü hâkimiyetindeki okullardan atılan İslâmcı gençleri himayesine alıyordu ve okuyamayan başörtülü kızları oradan mezun etmeye çalışıyordu.

1977 yılına gelindiğinde milliyetçi gömleğinden sıyrılıp İslami vahdeti savunan bir grup arkadaşıyla MTTB’den ayrılmak durumunda kaldı. Bu ayrılık yeni bir teşkilatlanmanın habercisiydi. MTTB’den ayrılan üyeler Akıncılar ve İlim Ve Kültür Ocağı (İKO) çatısı altında birleştiler. Aynı yıl yayın hayatına başlayan aylık İslami Hareket Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldılar. Üç yıl yayın hayatını sürdüren dergide yazılar yazan Sedat Yenigün, Düşünce, Tevhid dergileri ve Milli Gazete’de de köşe yazıları yazdı. Sadece bunlarla da yetinmeyip diğer arkadaşlarından farklı olarak bu iki teşkilattaki gençlerle de özel olarak mesai harcadı.

Sedat Yenigün’ü anlatmak için sözler yeterli değildir; O’nu tanımak ve beraber bulunmak, gezmek konuşmak ve mücadele arkadaşlığı yapmak gerekir. Çünkü O fikrini her an yaşayan ve anlatan, hayatın içinde olan gerçek bir münevverdi. Şimdi O’nun fikir dünyasını gözler önüne sermeye çalışacağız…

Sedat Yenigün, o dönem insanının gündemine gelen /üzerinde durulan politika, iktisat, ekonomi gibi konuların yanında özellikle Müslümanları kuşatan itikadi, sosyal, kültürel ve ahlaki bozulmayı gözler önüne serebilecek çalışmalar yapmıştır. Toplumdaki her bir zaafiyetin/tavizin bir diğerlerine davetiye çıkaracağının bilincindeydi. Bu bozulmadan sıyrılabilmek/kurtulabilmek için sürekli olarak düşünme/sorgulama/öğrenme sürecinin içinde olmuştu. Açıktır ki onun şehit edilmesi de sistemi sorgulaması ve bunu insanlara duyurmasındandır. O medyanın insanlardan bilgi sakladığının ve verdiği bilgilerin de çarpıtılmış bir yalanlar silsilesi olduğunun farkındaydı. Onun insanlarla devamlı bir iletişim ve ilişki halinde bulunması, sürekli olarak konferanslar, seminerler düzenlemesi, konuşmalar yapması da bu yüzdendi…

Şehit Sedat Yenigün: yazar, Sedat Yenigün: öğretmen, Sedat Yenigün: müşfik bir ağabey, Sedat Yenigün: genç ve vakur bir mümin…Liberalizm, faşizm, komünizm, sosyalizm gibi Batı’nın hastalıklı ideolojilerine sonuna kadar karşı çıkmış ve bunların Avrupalı zihin dünyasının mahsulleri olduğunu defaatle vurgulamıştır. Biz sadece batının fikirlerine, ideolojilerine bakıyoruz, uygulanan zemini/toplumu dikkate almıyoruz. Eğer bunları görseydik, görebilseydik bu ideolojilerin bizim inanç ve kültür dünyamızda tutunamamasının sebebini de anlamış olacaktık…

Bizler Batılılaştıkça bizi biz yapan değerlerden uzaklaştık/yozlaştık. Oysa ki Batı’nın bundan 150-200 yıllık tarihine bakarsak onun pis kokuşmuş yüzü ile karşılaşacağız. Batı’nın kendisinin çürümesi yetmiyormuş gibi bu süre zarfında mikrobunu bize de bulaştırdı. Yakın tarihi çok iyi bilmek zorundayız. İslam toplumunun yıkılışının bütün planları, programları, emperyalizmin bütün oyunları bu 100 yıl öncesinde gizli.

Batının İslam toplumu üzerindeki en büyük etkisi ırkçılık/milliyetçilik mikrobuyla olmuştur. Sedat Yenigün bu durumu şu satırlarla ifade ediyor; “Osmanlı Ümmet Devleti’nin sınırlarını ‘Milliyetçilikle’ parçalayan Avrupa, ırkı aynı olanları bile parçalamayı menfaati açısından elzem bulmuştur. Şimdi burnunu Türkiye’nin Doğu vilayetlerine sokarak İslam gibi bir bağı imha eden Batılılaşma hainlerinin meydana çıkardığı pis ırki endişeyi istismar gayesindedir. Ama Siyonist, komünist işbirliği ile İran’da oynanan oyun bizzat Müslüman Kürt ahali(halkı) tarafından tepelenerek bu cahiliye yobazlığı başarısızlığa uğramıştır. Çünkü ırklar nefislerini İslam’da erittiler. İnsanın sevgisi de nefreti de belli bir inanca dayanmalıdır. Bir toprakta doğmanın ve bir ırka mensup olmanın ayıplayıcı veya şerefli bir tarafı olamaz. Mesele insanoğlunun kendine ne kattığıdır. Mesele belli bir imanı benimsemek veya benimsememektir… Azınlığın da çoğunluğun da ırkçılık yapması çirkindir kim yaparsa bölücüdür…”

Şehit Sedat Yenigün için gençler çok önemliydi. İslam’ın günlük yaşamda uygulanması, kimliğini koruması ve bir hareket kazanması için gençlere ihtiyaç vardır. Kendisi MTTB’de iken bile gençlerle özel ilgilenmiş onlarla toplantı düzenlemiş ve onlara kendilerini anlatmaları için fırsat tanımış, ortamlar hazırlamıştır. Geleceğin aydınları, kurtarıcıları, inşa edicileri, yol göstericileri kısacası mirasçıları olan bu bireyleri her daim desteklemiş, onları toplum kilidinin bir anahtarı olarak görmüştür. Toplumdaki her bozulmanın da düzelmenin de zemininde gençlerin olduğunu düşünmüştür. Cihad’ın ruhunu da heyecanı gitmiş Müslümanlığı da tekrar diriltecek olan gençlerdir!…

Sedat hoca her daim gündemi takip etmiş olaylara hep bir üst perdeden bakmıştır. Dünya gündeminde Müslümanlarla ilgili bir olay gerçekleştiğinde vuku bulan olay üzerine sorgulamalar yapıp muhtemel sonuçlar çıkarmaya çalışmıştır. O da biliyordu ki Müslümanlar özelinde bir olay yaşanıyorsa muhakkak ki burada emperyal güçlerin, dış mihrakların bir parmağı vardır. Çünkü emperyalizmin hayatta kalması için Müslüman coğrafyaların kanına ve petrolüne ihtiyacı vardır…

1970’lerin sonuna doğru Ortadoğu’da önemli gelişmeler yaşanıyor, emperyalizmin en büyük sömürge merkezine çomak sokuluyordu. Ümmet İslami bir uyanış yaşıyordu… İran İnkılap Hareketi ile şu mevzunun altı iyice çizilmiş oluyordu; İslam, kapitalist ve komünist sistemler dışında mütalaa edilmesi gereken nev’i şahsına münhasır bir dünya görüşüdür! Ancak Müslümanlar bu hareketi bir Şii tehlikesi olarak algılayıp emperyalist güçlerin planları doğrultusunda hareket ediyorlar; yaşanan gelişmelere bir âmâ kadar tepkisiz kalıyorlardı. Çünkü emperyalizm onların da gözünü kör etmişti. Oysa ki Humeyni ve İran halkı İslam’ın kendi kaynaklarına dönüş hareketini başlattı ve emperyalizme gözle görülür/somut bir kavga örneği verdi. Tabi Sedat Yenigün bu uyanışı görmeyen/görmek istemeyen Müslümanlara İnkılabın ne amaçla hangi şartlarda yapıldığını göstermeye çalışıyordu. Bu ifadeler Müslümanların ne kadar körleştiğinin bir takım yansımasıdır; “Allah’tan korkun kuldan utanın! Dünya bu hareketleri İslam’ın başkaldırışı diye değerlendiriyor, size mi düştü Batı’nın avukatlığını yapmak?… İran Şii, Afganistan Sünni, Pakistan Sünni… Ama dünya bunları bir bütün olarak görüyor… Çünkü Humeyni Sünni Afganistan’ı destekliyor. Çünkü Humeyni Moro Müslümanlarına ölüm yağdıran uçakların benzinini kesiyor, çünkü Humeyni İsrail’in petrolünü kesiyor, onu İslam’ın düşmanı kabul ediyor… Çünkü Humeyni Amerikan jandarmalığını reddediyor… Ey dünyadaki her türlü İslami harekete ‘La’ diyen gafil kardeş! Senin kafanla İslam ne zaman ‘La İlahe İllallah’ diyecek, ne zaman Hicret edecek, ne zaman Devlet olacak? Söyler misin Allah aşkına? Seyyid Kutuplara düşmansın, Ali Şeriati’ye düşmansın, Abdulkadir Udeh’e düşmansın, Humeyni’ye karşısın; peki kimden yanasın? Sakın dost diye sarıldığın o yanındakilerden yana olmayasın?… Allah sana da hidayet nasip etsin!…”

İşte Sedat Hoca böyle bir ortamda tevhidi, İslami mücadeleyi, düşmana karşı birlikteliği, yek vücut olmayı savunurken şehit oldu. Elbette ki bundan rahatsız olanlar vardı ve rahatsızlıklarını 5 Temmuz 1980 tarihinde İstanbul Fatih’te sıktıkları kurşunla gösterdiler… Her daim zulmün karşısında dimdik duran Şehit Sedat Yenigün şehadetinden önce yayınlamış olduğu ‘Gel Ey Zulüm, Zulmün Ta Kendisi!’ adlı son yazıyla İslami hareketteki yerini ve duruşunu belli etmiştir…

bu gelen
en karanlık inkârların zulmüdür
hışımla, kanla, ateşle

bilmelisin
ve bir mavi sevda gibi giyerek ölümünü
yiğitçe direnmelisin
su kıyısında
uzamış bölge

ve düzlenmiş en eski fonetiğiyle
işte yemin ediyorum
seni
en soylu bir konuk gibi karşılayacağım
ipini, zincirini
bir dağ köylüsünün boz yılanları
çelikten elleriyle tutup boynundan
doladığı gibi koluna
kollarıma, boynuma
kendi ellerimle dolayacağım
gel ey zulüm
ve ey zulmün ta kendisi!…

“Velhâsıl, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyenler; isminiz küfrün zûlmeti gibi zâlimdir. Size ve düzeninize nasıl rıza gösterilir!”

 

KAYNAKÇA

  1. Bir Şehidin Notları Sedat Yenigün (1950-1980)-İnkılâb Yayınları (Haziran 1998-İkinci Baskı)
  2. http://www.islamianaliz.com/ Sedat Yenigün ve Eylem Ahlâkı
  3. http://www.gencbirikim.net/ Zulmün Düşmanı Bir Şehid: Sedat Yenigün
  4. http://vadetamam.com/ Sedat Yenigün-5 Temmuz 1980

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir