Sonsuzluktan Önce Bir Son Ve Başörtülü Bir Kadın

Paylaş

Zihinlere yeni bir slogan kazımaya
Son akşam yemeğine
Herkesi biraz kendine...
İnanıyorum. yani inanmak istiyorum
Bu cümlede avunmamızı sağlayan kelime hangisi?
-inanıyorum
yani
inanmak
istiyorum.
İşte buradan başlıyorum özüme dönmeye
Yani gecenin, gündüzün ve benim birliğime
Yani üç karanlık içinde asılı halde güvende olduğum o güne.
Çünkü ben
Düşünüp hissedip başkaldırmakla meşhur olmakla meshulüm.

Bu aşamada stabil bir hayat enjekte etseler de kıvrımlara
Sanmıyorum meyledeceğimi bir kuru ekmeğe
Sanmıyorum meyletsin iman edenler bir parça toprağa
Sanmıyorum isyan etsin mazlumlar bir Allah'a!

Bilmem kaç kilometre öteden Kahire'ye bir yağmur tanesi gibi yağıyorken bu gece
Fiile bakılmaksızın faile bakan herkese diz kapaklarımın alabildiğine kin güdüyorum.
Çünkü empati denen kavram
Bileklerimi göğe değdirmem için diz kapaklarıma haddinden fazla baskı uyguluyor.

Üzerimdeki bu baskıyı azaltmalıyım.
Semada ellerime bakacak yüzüm olmasına ihtiyacım var
İhtiyacım yok semada ellerimin birleşmesine
İhtiyacım var ellerime bakacak yüzüm olmasına
Sadece ellerime
Sadece elimin değecegi bir yüze
Kalbime...

Şeyhim her fırsatta “her şey zıddıyla kaimdir.” derdi; ben bu yüzyılda adaletin yerini bulduğu bir
İmparatorluk görmedim.
-Şeyhim Adem ölünce her şey başa dönecekmiş Bu doğru mu?
Öyleyse ben bir çılgınlık yapıp kıvrımlarımdan sökeceğim yazgıyı bileklerime ilave edeceğim
Öyle bir ilave edeceğim ki; çekilen tel örgüler kıvrımlara saplanacak örülen duvarlar bir bir yıkılacak
ve Başörtülü kadına yol olacak ve kadın
Şehre ayak basmadan yeryüzünü sular basacak...

Önce bir ayak sonra bir kurşun sesi.
Başörtülü kadının başı önüne eğik.
Önce bir kurşun sonra ayak sesi.
Ayaklarında çamur ellerinde kan lekesi.
Yanı başında bir kız çocuğu kız çocuğunun kucağında bir bebek.
Alnımda beliren bu müphem izler de nesi?
Yerde bir papuç, kulaklarda çınlanan bir haykırış.
Bu son iz! bu son ses!
Bu son soru “Nereye bu gidiş?”

Ben nasıl olur da şiir yazarım?
Ben nasıl olur da seni seviyorum derim?
Ben nasıl olur?
Seni seviyorum “Rabbim,
Vücudumdaki kemik gevşedi lakin hiç bedbaht olmadım.”

Rabbim melâlim yalnız vuslat değil.
Melâlim gece amansızca kamçılarken sırtımı şafakla dinen sancım
Melâlim şafağı söktüren gözlerimle zulme göz yummam
Melâlim sonsuzluktan önce bir son ve başörtülü bir kadın
Melâlim ben...

Şeyhim kainata artık yeni bir düzen gelsin, öyle bir düzen ki...
Yine yanlış kişiden istedim
Rabbim kainata yeni bir düzen gelme hususunda şeyhime bir fırsat ver.
Şeyhim sana “düzen nedir” diye sorduklarında onlara de ki:
“Merhamet
Ahlâk
Aile.”

Ve göz pınarlarımı kurutacak bir gerçek daha
“Sükût ikrardan gelir.”
Bu cümlenin vebali cellatlara kaç kafa kestirir?
kestirebiliyor musun?
Bu coğrafyada insanlar o kadar kolay yetişmiyor Lenina.
-Nerelisin?
Nerelisin mi... bu şehir alabildiğine benimsedi bizi. Bir bast sabahı
Yolumuz Ramallah’a uzansın ister misin?

Göremiyorum... Bana bir ateş!
Evet. en güçlü politika silah (!)
Kayboluyorum... bana bir bir bir!
Evet, evet, evet. Fabrikalarda üretiliyor iltica (!)
Silahı öldürmeyi geçtim ilticaya onayımız var mı?
Sırf bunun için son akşam yemeğini bugün yemeliyiz sevgilim.
Sırf bunun için gazeteye hakiki bir slogan atmalıyız.
Sırf “samimiyet”sizlik için...

Son akşam yemeğinde
Bileklerimizden diz kapaklarımıza doğru oluk oluk yağdı zafer.
The New York Times büyük puntolarla yazmış...
güruh stingy (yaşayan ölüler), dirileri mezara gömmeyin.

FIRAT ÇİFTÇİ kaleme aldı.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir