Siyonizm’in Anatomisi

Paylaş

İçinde bulunduğumuz yüzyıl veya insanlık tarihi boyunca dinlerin doğuşu ve gelişimleri üzerine düşündüğümüzde, dinin bir şekilde birileri tarafından araçsallaştırıldığı gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bu araçsallaştırma, doğuşunda temel ilkesi tevhid olan tüm dinler için de söylenebilir. Hristiyanlık söz konusu olduğunda özellikle Ortaçağ’da kilisenin bir takım uygulamalarında araçsallaştırmanın gerçekleştiğinden söz edebiliriz. Ancak bu incelemelerden önce araçsallaştırmanın kendisi üzerine düşünmek gerektiği kanaatindeyiz. Araçsallaştırma, kendisi bir bütün olarak amaç olan bir öğretinin çeşitli faydalar sağlamak veya kısa vadede zarardan kaçınmak adına araç haline gelmesi olarak tanımlanabilir. Bu noktada amaç haline gelen araçlarla karşılaşırız (Kendisi amaç olanın, aracının amaçlaşması). Bu durumu tespit etmek söz gelimi dini olan söz konusu olduğunda; eylemsel, ilkesel, teorik veya söylem düzleminde parçanın, bütünün yerini aldığı bir durum söz konusuysa mümkün olur.  Yani kendisi bütün olan bir dini, bir bütün olarak ele almak yerine bir şekilde faydacı bir bakış açısıyla parçayı kendisine referans alması, bu durumu görünür kılar. Günümüzde IŞİD, araçsallaştırıcı ve parçacı bakış açısının örneği olarak gösterilebilir. IŞİD’in eylemleri ve bu eylemlerinin referansları düşünüldüğünde, referansların Kuran’ın sadece bir parçasını oluşturduğu veya bütünü göz ardı ettiği, kendi pratiklerine uyacak şekilde rasyonelleştirerek eylemde bulunduklarını görebiliriz. Aynı şekilde, kendilerini Yahudi Devleti olarak tanımlayan ve dünyadaki tüm Yahudileri temsil etme hakkının kendinde olduğunu iddia eden İsrail söz konusu olduğunda da bu yaklaşımdan söz edebiliriz. Bu yaklaşım İsrail söz konusu olduğunda kendisini siyasi Siyonizm ideolojisinde[1] bulur.  İşte bu yazıda Yahudiliği bariz bir şekilde araçsallaştıran Siyasi Siyonizm’i ele alacağız.

Theoder Herzl[2], 1882’den itibaren Siyasi Siyonizmin doktrinini hazırlanmış ve 1894’te “Yahudi Devleti” kitabında bu doktrini sistemleştirmiştir.[3] Sistemleşen siyasi Siyonizm doktrini üzerine düşünüldüğünde, temel ilkelerini oluşturan asıl referans noktalarının 19. Yüzyıl Avrupa Milliyetçiliği ve Avrupa Sömürgeciliği olduğunun altını çizmek gerekir. Bu referans noktalarını Siyonizm’in pratiğine ve aynı zamanda Siyonistlerin söylemlerine bakarak da tespit edebiliriz. Siyonist bir referans noktası olarak milliyetçiliği 16. yüzyılda oluşmaya başlayan ulus-devlet anlayışının bir devamı olarak görebiliriz. Ulus devlet anlayışı, Ortaçağ’daki Tanrı merkezli bakış açısının yerine ulus bilincinin ve bir “egemen tasavvuru” söz konusu olduğunda devletin yer aldığı söylenebilir. 19.yüzyıl sonuna gelindiğinde kimliğin temel bileşeni olarak dinin yerini ulusa bıraktığını söyleyebiliriz. Bu durum artık doğal, otantik ve nesnel bir olgu gibi kabul ediliyordu. Fransız, İtalyan, Alman, İngiliz veya İspanyol olunuyordu.[4] İktidar ilişkileri düzleminde düşündüğümüzde sekülerizmin etkisiyle egemenlik devletin tekelinde bulunmaktadır. Weber’in tabiriyle büyü bozumu gerçekleşmiş; teolojik olandan referansla iktidar ilişkileri düzenlenirken artık egemenlik teolojik olanın sekülerleşmesi sonucu devletin tekeline geçmiştir. Bu bağlamda modern devlet “Eski metafiziğin en yüksek gerçekliği Tanrı’nın ilk seküler halefidir.”[5] İşte Siyasi Siyonizm’in “seküler bir din olarak” milletçilik anlayışını benimsemesinin sebebi o dönemin ve kısmen içinde bulunduğumuz dönemin ruhunun (zeitgeist) ulus devlet anlayışı olmasından kaynaklanmaktadır. Diğer referans noktasını yani sömürgeciliği düşündüğümüzde ise Avrupa sömürgeciliğinden daha farklı bir şekilde Amerika’nın yerlilere uyguladığı sömürgecilik anlayışıyla benzerliklerinin olduğunu belirtmek gerekir. Amerika’nın yerlileri yurtsuz bırakma, onların geçimini sağlayacak kaynakları yok etme, örneğin bizon katliamları vb. politikaları, Siyonistlerin Filistinliler üzerinde uyguladığı politikalarla büyük benzerlikler taşımaktadır.

Meşrulaştırma Araçları

“Mısır ırmağından büyük ırmağa, Fırat nehrine kadar bu diyarı senin zürriyetine verdim.” (Tekvin/Yaratılış, 15/18)

“Bizler Tevrat’a sahipsek, bizler kendimizi Tevrat’ın halkı olarak görüyorsak, Tevrat’ta vaat edilen bütün topraklara sahip olmak zorundayız.” (General Moşe Dayan, Jeruselam Post, 10 Ağustos 1967.)

Siyonist ideolojinin yukarıda değindiğimiz milliyetçi bakış açısıyla uyguladıkları sömürgeci politikaların meşrulaştırma araçlarından ilki Tevrat’ın seçici ve kabileci okumasıyla kendisini görünür kılar. Söz gelimi vaat edilmiş toprak söylemi, Filistinlileri yurtlarından çıkarmak adına açıkça araçsallaştırılmış “mitlerden / efsanelerden” ibarettir. Siyonist politika bu efsaneleri sömürgeci politikalarının meşruiyet kaynağı olarak göstermektedir. ABD’deki Yahudilik İçin Birlik’in eski başkanı, Haham Emer Berger’in konferansında ifade ettiği gibi:

                “İsrail devletinin hali hazırdaki yerleşimini Kitab’ı Mukaddes’teki bir vaadin yerine getirilmesi olarak görmek ve sonuç olarak İsrailliler tarafından devletlerini kurmak ve onu ayakta tutmak için yapılmış olan bütün eylemlerin Allah tarafından önceden onaylanmış olduklarını iddia etmek hiç kimse tarafından kabul edilemez.

                İsrail’in bugünkü politikası, İsrail’in manevi yönünü ve anlamını mahvetmiş veya en azından karartmıştır. Ben peygamberi geleneğin iki temel yanını ele alıp anlatmak istiyorum.

  1. Her şeyden önce, Peygamberler Siyon’un kurulmasından bahsettikleri zaman, kutsal bir niteliğe sahip olan bizzat toprağın kendisi değildi. Peygamberlerce gerçekleştirilecek kurtuluş anlayışının mutlak ve tartışılmaz ölçüsü, Allah ile olan Ahd’in yeniden kurulması idi. Çünkü bu Ahit, Kral ve halkı tarafından bozulmuştu.
  2. Ahd’e bağlı olmak ve onu gözetmek sadece toprağa bağlı bir şey değildir. Aksine, Siyon’a yerleşen halk aynı adaletin, doğruluğun ve Allah’ın ahdine sadakatin gereklerini yerine getirmek zorundadır.

… Ne halk ne de toprak kutsaldır ve ne de bunlar dünyanın bir manevi imtiyazına sahiptir.”[6]

Seçilmiş halk iddiası veya vaat edilmiş toprak efsanesi aynı siyasi amacın aracı haline getirilmiştir. Yukarıda belirttiğimiz gibi Siyonizm, Tevrat’ı merkez alan ulus ötesi Yahudi kimliğini, o dönem Avrupa’da yaygınlıkla rastlanan türden bir ulusal kimliğe dönüştürmüş ve Yahudileri anavatanlarından Filistin’e nakletmeyi, gerekirse güç kullanarak onlara vaat edilmiş toprak üzerinde siyasi ve ekonomik hâkimiyet kurmayı amaçlamıştır. İşte bu amaç uğruna Yahudi inancı tahrif edilmiş ve siyasi amaçları uğruna kullanılmıştır. Söz gelimi İsrail’de okul programlarına mecburi din derslerini koyan, Ben Gurion’un[7] etkisi altındaki sosyal demokrat Mapai partisi olmuştur, dinci partiler değil. Aynı şekilde Antisemitizm[8] de Siyonistlerin siyasi amaçlarına ulaşmada kullanılmıştır. Söz gelimi Siyonizm’e yöneltilmiş her tür eleştiri, Yahudilerin eleştirileri de buna dâhil, antisemitist söylem olarak damgalanmıştır. Aslında bu damgalama desteğini Yahudi soykırımı(Holokost) söyleminden almaktadır. Bu söylem Slav, Alman, Rus, seferber edilen Afrika ve Asya askerlerini geri planda tutarak yalnız Yahudi soykırımını(!) ön plana çıkarmaktadır.[9] (Sanki Hitler’in politikası başlı başına Yahudilere karşı şekillenmiş ve tek düşmanı Yahudilermiş gibi.) O halde, Hitler’in egemenliği, belli bir propagandayla gösterilmeye çalışıldığı gibi, sırf Yahudilere yönelik, tek değilse bile başlıca kurbanları Yahudiler olan geniş bir katliam olmaktan öte bir şeydir. Hitler’in politikaları sonucu ölen insanların bile araçsallaştırılması, Siyonist zihniyet için bir sorun teşkil etmez. Güçlü bir Yahudi Devleti[10] kurmak adına gerekirse Hitler ile bile anlaşılabilir. Bir yandan Hitler’in sözde soykırımından hareketle antisemitizmi kullanırken diğer taraftan Nazizm söz konusu olduğunda Siyonist ideolojinin bir karşı duruşu söz konusu değildir. Nitekim Almanya Siyonist Federasyonu, Nazi Partisine 21 Haziran 1933’te özellikle şu hususları belirten bir memorandum gönderir:

                “…bizler cemaatlerinin bilincinde olan Yahudiler ile Alman devleti arasında dürüst ilişkiler kurulmasının mümkün olduğuna inanıyoruz… Siyonizm’in gerçekleştirilmesi sadece dışarıdaki Yahudilerin Almanya’nın bugünkü yönetimine karşı hınçları yüzünden engellenmektedir. Hali hazırda Almanya’ya karşı yürütülmekte olan boykot propagandası, özü itibariyle Siyonist değildir…”[11]

Bu tavır Hitlerci yöneticilerce memnuniyetle karşılanır. Siyonizm’in Filistin’de devlet kurma ideali Hitler’in Yahudilerden kurtulma arzusuyla örtüşmektedir. Dolayısıyla Siyonizm desteklenmektedir. Önde gelen Nazi teorisyenlerinden Alfred Rosenberg şunları yazar: “Alman Yahudilerinin her yıl belli bir kısmının Filistin’e taşınması için Siyonizm ciddiyetle desteklenmelidir.”[12] Sonuçta “bütün hegemonyaları, bütün sömürgeleştirmeleri ve bütün katliamları peşinen mazur ve hatta haklı gören, taraf tutan, genel değil de kısmi özellik taşıyan(ve bu haliyle bir put olan) bir Tanrı tarafından seçilmiş halk/seçkin millet iddiası”, vaat edilmiş toprak, holokost, antisemitizm ve diğerleri Siyonist ideolojinin sıklıkla kullandığı araçlardandır.

Terör

Aziz Augustine Büyük İskender’in esir aldığı bir korsanın hikâyesini anlatır. İskender, korsana: “Hangi cesaretle denizlerde saldırganlık yapabildin?” diye sorar. Korsan: “Sen hangi cesaretle tüm dünyaya saldırabildin?” diye cevaplar. Ve konuşmasını şöyle sürdürür: “Ben sadece çok küçük bir gemiye sahip olduğum için korsan diye adlandırılıyorum sense aynı şeyi çok büyük bir donanmayla yaptığın için imparator olarak adlandırılıyorsun.”  Günümüz güç ilişkileri düşünüldüğünde aynı durum İsrail ve Filistin’deki direnişçiler söz konusu olduğunda geçerlidir.  İsrail’in Filistin, Lübnan, Mısır veya diğer ülkeler üzerinde kurmaya çalıştığı hâkimiyet, kuruluşundan günümüze bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Özellikle Filistin ve Lübnan’da, geçmişten günümüze İsrail’in uyguladığı milliyetçi, ırkçı, insanlık dışı eylemler ülkemizde veya diğer ülkelerde “terörizm” olarak nitelendirilmemektedir. Fransa veya ABD’de oluşturulmuş Yahudi Lobiler, geçmişten günümüze Siyonizm’in eleştirilmesini ve Filistin’de yapılan katliamların gün yüzüne çıkmasını engellemeye çalışmaktadırlar. Deir Yasin köyünde yapılan katliam Siyonizm’in terör eylemlerinden sadece biridir. 9 Nisan 1948’de, Nazilerin Oradour’da uyguladıkları yöntemin aynısı kullanılmış ve bu köyün (erkek, kadın, çocuk, ihtiyar) 254 sakini “İrgun”[13] çete elemanları tarafından katledilmiştir. Bu olay ve Filistinliler’in topraklarına el konulması sonucu Birleşmiş Milletler, Kont Folke Bernodotte adlı bir aracı tayin etti. Kont Bernadotte’nin ilk raporunda şunlar yazıyordu:

                “Göçmen Yahudiler Filistin’e akın eder ve üstelik asırlardır bu topraklarda kök salmış Arap mültecilerin sürekli yerini alma tehdidinde bulunurlarken, çatışmanın bu masum kurbanlarının kendi yuvalarına dönmelerini engellemek, en basit ilkeleri bile ayaklar altına almak olacaktır.” … “Çok geniş çaplı Siyonist yağmalar yapılmakta ve görünürde askeri bir zorunluluk yokken köyler yakılıp yıkılmaktadır.”

16 Eylül 1948’de bu rapor teslim edildi. Kont Folke Bernodotte ve Fransız yardımcısı Albay Serot, 17 Eylül 1948’de Kudüs’ün işgal edilen kesiminde Siyonistlerce katledildi. Menahem Begin’in ABD’yi ilk ziyareti sırasında, ilk sırada Albert Einstein olmak üzere, Yahudilerin önde gelenlerinden[14] bir grup 4 Aralık 1948’de New York Times gazetesinin genel yayın müdürüne şu yazıyı göndermişti[15]:

                “Dünyada faşizme karşı olan kimseler, eğer Bay Begin’in siyasi bakış açılarını ve yapıp ettiklerini tam anlamıyla bilselerdi, onun temsil ettiği harekette isimlerinin geçmesine izin vermeleri ve öyle bir hareketi desteklemeleri düşünülemezdi! Teşkilatı, yöntemleri, siyasi felsefesi, hitap ettiği sınıflarıyla, Nazi ve faşist partilere çok yakın bir siyasi partinin lideridir o! Partisinin üyeleri, Filistin’de aşırı sağcı, milliyetçi, terörist bir örgüt olan eski İrgun Zvai Leumi’nin elemanlarıdır… Begin ve taraftarlarının Deir Yasin Arap köyünde yapıp ettikleri, bu siyasetin korkunç bir misalidir… 9 Nisan 1948’de teröristler, hiçbir askeri hedef oluşturmayan o sessiz ve sakin köye saldırdılar… Halkının neredeyse tamamını katlettiler… Bu ülkede Bay Begin ve onun tutumu konusundaki hakikatin bilinmesi gerekir… Sonuç olarak, aşağıda imzaları bulunan bizler, Bay Begin ve partisi hakkında son derece dikkat çekici bu tür gerçekleri kamuoyuna duyuruyor ve ilgili bütün şahıslardan bu son faşizm gösterisine destek olmamalarını ısrarla rica ediyoruz.”

14-15 Ekim 1954’de Ürdün’ün küçük bir köyü olan Kibya’ya yapılan saldırıda Deir Yasin katliamı gibi çoğu kadın ve çocuklardan oluşan masumları hedef almaktaydı. Bu saldırıda 66 kişi katledilmişti. Moşe Dayan’ın emriyle kurulan 101. Birlik tarafından yapılan bu saldırıyı komuta eden General Ariel Şaron’du. Bu birlik Ariel Şaron’un komutasında her yanda terör estirerek Yahudi olmayan halkın göçüp gitmesini sağlamıştır.[16] İşte Kibya köyüne yapılan saldırı, bu birliğin yaptığı ilk saldırıydı. “İki saat sonra Kibya’ya ulaşan Birleşmiş Milletler’in askeri gözlemcileri Güvenlik Konseyi’ne verdikleri raporda şu tanıklığı yapıyorlardı: “Kurşunlarla delik deşik edilmiş vücutlar ve kapı ve pencerelerdeki çok sayıdaki kurşun izleri, insanların evlerinde kalmaya zorlandıklarını ve evlerinin başlarına yıkıldığını gösteriyor… Olayları görenlerin hepsi de o dehşet gecesinde İsrailli askerlerin bütün köyü baştan başa dolaştıklarını, evleri dinamitlediklerini, bir yandan bombalar atarak bir yandan da otomatik silahlarla kapıları ve pencereleri taradıklarını söylüyorlar.”[17]

Sonuç olarak Deir Yasin, Kibya Köyü veya bu yazıda değinmediğimiz Sabra ve Şatila Katliamları, Han Yunus ve Beni Süheyla kamplarında olanlar ve diğerleri daha çok sayılabileceğimiz katliamlar, işkenceler, zulüm ve aslında sadece Filistinlilere değil tüm insanlığa tehdit oluşturan İsrail veya Siyonizm’in, kuruluşundan günümüze terör kelimesinin tüm anlamlarını üzerinde taşıdığını söyleyebiliriz.

Sonuç

İsrail, pratiklerini kuruluşundan günümüze göstermiş bulunmaktadır. Politikalarını, eylemlerini ve teorik zeminlerini oluşturan Siyonist ideoloji, Eski Ahit’in; tek taraflı, yanlı, araçsallaştırıcı bir okumasıyla oluşturulmuştur. Bu ideolojiyi benimseyen Siyonistler ile Yahudiliği veya Museviliği karıştırmamak gerekir. Siyonizm, Eski Ahitte yer alan Mika’nın şu uyarı beddualarını duymayı reddeder:

                Adaletten nefret eden ve doğruları çarpıtan

                Ey Yakup oğullarının önderleri

                Ve İsrail halkının yöneticileri,

                Beni çok iyi dinleyin:

                Siyon’u kan dökerek

                Ve Kudüs’ü cinayet işleyerek kurmaktasınız!…

                Siyon bir tarla gibi sürülecek sizin yüzünüzden

                Ve bir moloz yığınına dönecek Kudüs!

                Sonuç olarak açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Müslüman, Hristiyan, Yahudi veya diğerleri, hangi dine mensup olunursa olsun veya hangi millete mensup olduğumuz fark etmeksizin, Siyonizm karşıtlığı dini veya milli bir görevden öte çağımız insanlığı için, adaleti ve barışı temenni edenler için sahip olunması gereken en önemli niteliktir. Bu körü körüne olan bir karşıtlık değil; masumları katleden, savunmasız insanlara saldırılar düzenleyen ve onları yurtlarından çıkmaya zorlayan, “terörizm” söz konusu olduğunda adını ilk başta zikredebileceğimiz; ırkçı, sömürgeci ve yayılmacı politikaları benimseyen bir ideolojiye olan karşıtlıktır.

Kaynakça

  • Georges Corm, 21. Yüzyılda Din Sorunu, İletişim Yayınları, 2011
  • Noam Chomsky, Korsanlar ve İmparatorlar, Yeni Zamanlar Yayınları, 2004
  • Roger Garaudy, İsrail Mitler ve Terör, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2017
  • Roger Garaudy, İsrail Sorunu, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, 2017
  • SETA, İsrail Siyasetini Anlama Kılavuzu, 2012
  • Talal Asad, Sekülerliğin Biçimleri, Metis Yayınları, 2016
  • Yakov M. Rabkin, Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı, İletişim Yayınları, 2014

[1] Yazının konusunun Siyasi Siyonizm olarak belirlenmesi ve girişte bunun belirtilmesi,konunun Dini Siyonizm’den farklı olduğunu belirtmek amacıyladır. İlerleyenbölümlerde Siyonizm dendiğinde yazının konusu olan Siyasi Siyonizm’e atıftabulunmaktayız. “Dini Siyonizm, bir devlet kurmanın her türlü siyasi programıylave Filistin üzerindeki her türlü hâkimiyetle hiçbir alakası yoktur. SiyasiSiyonizm, Yahudiliğin büyük maneviyatını hiçe sayarcasına milliyetçi akımıyücelten tek yanlı ve seçmeci bir Eski Ahit okumasına dayanır.”  

[2] Theodore Herzl’in dini siyonizmle hiçbir alakası yoktur, çünkü kendisi agnostiktir. Dahası Yahudiliği bir din olarak tarif eden kimselere de şiddetle karşı çıkar.

[3] Theoder Herzl “Siyonizm” meselesini yepyeni bir tarzda ele alıp ortaya atar. Çok etkilendiğini söylediği “Dreyfus Olayı”ndan Yahudiler açısından şu sonuçları çıkarır:

        1.Hangiülkede bulunursa bulunsunlar dünyadaki Yahudiler tek bir “halk” ı oluştururlar.

       2.Her zaman ve her yerde zulme maruz kalmışlardır.

      3. Aralarında yaşadıklarımilletlerin içinde eriyip asimile olmazlar.

(Roger Garaudy, İsrail Sorunu, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, sf.12)        

[4] Georges Corm, 21. Yüzyılda Din Sorunu, s.57, İletişim Yayınları, 2011

[5] Bkz. Carl Schmitt, The Leviathan in the State Theory of Thomas Hobbes, trans. G.Schwab-E.Hilfstein, Greenwood Press, USA, 1996, s.19-20

[6] Haham Elmer Berger: Peygamberlik, Siyonizm ve İsrail Devleti, American Jewish Alternatives to Zionism Yayınları. Leiden (Hollanda) Üniversitesi’nde 20 Mart 1968’de verilen konferans.

[7] Ben Gurion, Siyonist hareketin sürdürülebilirliğini sağlamada önemli bir figür olmuş, İsrail’e kitleler halinde Yahudi getirilmesini sağlamıştır. İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okumuş ve İstanbul Barosuna bağlı olarak avukatlık yapmıştır.

[8] Antisemitizm (antisemit=Sami kavim düşmanı) aslında içinde Araplar ve Yahudilerin de yer aldığı Sami kavimlere düşman demekken, eskiden beri bu kelime sadece Yahudi karşıtlığı veya düşmanlığı olarak zihinlere yerleştirilmiştir.

[9] Ariel Şaron’un şu ifadeleri meselemizi açıklar niteliktedir: “Kendi dışımızda kalan dünyadaki herkesten bizim her şeyi isteme hakkımız vardır… Yahudiler olarak bizim hiç kimseye borcumuz yoktur; bize borçlu olanlar başkalarıdır!”

[10] Burada güçlü ifadesinin altının çizilmesi gerekir zira Siyonist zihniyet tüm Yahudileri içerisine alan bir devlet tasavvuruna sahip değildir. Amaç güçlü bir Yahudi Devleti kurmaktır. Bu noktada Yahudi olmak ile birlikte politikalarına fayda sağlayacak güçlü kişileri bu devletin içerisine dâhil ederler.

[11] Lucy Dawidowicz, Bir Holokost Okuru, s.155

[12] A.Rosenberg, Çağlar Boyunca Yahudilerin İzi, Münih, 1937, s.153

[13] “İrgun” çetesinin reisi Menahem Begin idi. Begin, Deir Yasin “Zafer’i” olmadan İsrail devletinin ortaya çıkmayacağını yazar. 1 Ağustos 1948 önce evini terk etmiş olan her Filistinli “yok” kabul ediliyordu. Bu yolla Arapların ellerinde bulunan arazilerin üçte ikisine el konuldu.

[14] Şu hususa dikkat etmek gerekir, Siyonistler’in yaptıkları katliamlara Yahudiler’ den bir kesim itiraz etmekte karşı çıkmaktaydı. Bu karşı çıkış Siyonist politikalar veya dini sebeplerden ötürü olmaktadır. Söz gelimi Albert Einstein, Hannah Arendt vd. (Daha ayrıntılı bilgi için bkz. Yakov Rabkin, Yahudilerin Siyonizm Karşıtlığı, İletişim Yayınları)

[15] Zikreden Alfred Lilienthal, Siyonist Bağlantı, s.352

[16] Ariel Şaron, Menahem Begin, Ben Gurion, Moşe Dayan, Şimon Peres ve diğerlerinin yaptıkları saldırı ve katliamlar, insanları yurtlarından kovma girişimleri, insansız kalan bu yurdu ele geçirmekten ve sözde vaat edilene sahip olmaktan başka bir anlam taşımamaktadır.

[17] Roger Garaudy, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İsrail Sorunu, 2017, s.192


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir