Şehit Metin Yüksel ve Şehadet Üzerine-Mehmet Şahin

Paylaş

Şehadet anlam dünyanızda neye karşılık geliyor? Üç beş kelimeyle şehadeti nasıl tanımlarsınız?


Bismillahirrahmanirrahim. Şehadet, şahitlik etmektir. Her şehit kendi zamanının zulmüne ve aynı zamanda mazlumiyetine şahitlik eder. Rabbimiz aramızdan hak edenleri şehit yani şahit olarak kendine geri döndürür. Şehidlerimiz “huzur-u mahşer” dediğimiz rabbimizin tüm canlıları bir araya getireceği o büyük hesap gününde kendi yaşadıkları dönem ve coğrafyanın tanıklığını yapacak seçilmiş özel insanlardır.

Allah yolunda öldürülenler Kur’an’ın ifadesiyle diridirler. Bu diriliğin dünyaya yansıması nasıl olur veya bizler şehidlerin diri olduklarını nasıl hissederiz pratik hayatta?


Rabbimiz şehidler için ölüler ifadesini kullanmamızı men ediyor, çünkü onlar fiziksel olarak yok olsalar da manevi anlamda yaşamaya devam ediyorlar. Yaşadıkları zaman diliminde vermiş oldukları mücadele, yaşam tarzları, hayata bakışları, duruşları onları rabbimizin şehit olarak kendi katına döndürmesine sebep olan hangi değerler varsa hepsi onların manevi kimliğinde yaşamaya devam ediyor. Bunun pek çok örneğini verebiliriz; İslam tarihinde ve yakın tarihimizde öyle şehidler vardır ki çağların ötesinden bizlere mesajlarını ulaştırabilmiş ve haklı mücadelelerini anlatabilmiştir. Kendi zamanlarının zalimlerini açığa çıkarmış hak ile batıl arasındaki mücadelede mihenk taşı olmuşlardır.
Şehidler yaşadıkları zamanda ortaya koydukları mücadele ve duruşla şehidliğe aday olmuşlar. Rabbimiz hak edeni ve bu sınavı başarıyla verebilenleri kendi katına şahit olarak geri çağırmıştır. İslami mücadelenin sembolü olmuş tüm şehidlerimize baktığımızda onların ortak özelliklere sahip olduklarını görürüz: Her birisi yaşadıkları dönemde hak ile batılı, tevhid ile şirki birbirinden ayıran mihenk taşları olmuşlardır. Dünyaya ve nimetlerine dair hiçbir beklentileri olmamış hakka adanmış bir ömür yaşamışlardır. İnsanlığın kurtuluşu ve zulmün karanlığının yok edilmesi için en değerli varlıklarını kendi bedenlerini feda etmişlerdir.
Yaşadıkları zaman diliminde Müslüman kardeşlerinin dertleriyle dertlenmiş, gerektiğinde onlar için kendi hayatından vazgeçmişlerdir. Mazlum insanların feryatlarını işitmiş, ilgisiz kalmamış, kendi bedenlerini onlara siper etmişlerdir. Bu örnekleri çoğaltarak devam edebiliriz. Şehadetin kimi, ne zaman, nerede bulacağını kimse bilemez. Bu seçilmiş insanlardan olmak da kolay değildir. Tanıdığım onca şehidi göz önünde bulundurduğumda her bir şehidin ayrı bir görevi ifa ederek şehidler kervanına katıldığını düşünüyorum. O yüzden şehid olmak için can atan ve yaşamını bu sonuca göre dizayn etmeye çalışan fakat bir türlü şehadete ulaşamayan insanların henüz daha ifa edecekleri görevin zamanı gelmemiş olabilir. Rabbimiz belki de o yüzden ayeti kerimesinde “KİMİLERİ DE ŞEHİDLİK BEKLEMEKTEDİR. ONLAR HİÇ SÖZLERİNİ DEĞİŞTİRMEDİLER.” buyurmaktadır. Yani şehit adayı olarak sıra beklemekte gerekebilir. Bu sebeple etrafımızda pek çok yaşayan şehit de görebiliriz.
Şehidlerin diriliği bana göre zamanlarının tanıklığını yapmakta saklıdır ve elbette rabbimiz bizim algılayamayacağımız bir dirilik de bahşetmiş olabilir. “TERSİNE ONLAR DİRİDİRLER AMA SİZ FARKINDA DEĞİLSİNİZ.” İfadesi bizim anlayamayacağımız farklı bir dirilikten de söz ediyor olabilir. Doğrusunu Allah bilir. Şahsen ben hangi şehidin kabrine veya mekânına gitsem, onların bizleri gördüğü, işittiği ve yanımızda oldukları hissine kapılırım.

Dünya hayatı insanlar özelde hilafet sorumluluğuna sahip Müslümanlar için hep bir mücadele alanı olmuştur. Bu mücadele ortamında şehadet, şehidlik tam anlamıyla neye karşılık geliyor. Şehidler hayatlarını feda ederek mücadele ortamındaki biz Müslümanlara nasıl bir mesaj vermiş oluyorlar?


Bizim için hayat hak ile batılın, tevhid ile şirkin mücadelesinden başka bir şey değildir. Bir Müslümanın İslami mücadelesini şehadetle taçlandırmasından daha mükemmel bir şey olamaz. Bizler verdiğimiz mücadelenin bir anlam ifade etmesi, gelecek nesillere de bir mesaj verebilmesi için daha da ötesi ölümsüzleşebilmemiz için şehadeti arzu eder ve isteriz. Çünkü tarih ölümü öldürmüş ve ölümsüzlüğü tatmış nice şehit örnekleri ile doludur. Hz. Hüseyin en önemli örneklerin başında gelir. O, Mekke’den Kufe’ye doğru yola çıktığında bu yolun sonunda şehadetle buluşacağını biliyordu. Ceddinin dinini korumanın başka bir yolu olmadığını da biliyordu. Eğer Kerbela’ya gitmese ve şehit olmasa belki de nübüvvet İslamı, saltanat İslam’ına karşı yenilmiş olacak ve bir daha baş kaldıramayacaktı. Pek çok cahiliye âdeti din olarak bilinmeye ve yaşanmaya başlayacaktı. Nebevi İslam’ın anlaşılması ve ayakta kalması için kendi bedenini feda etmekten başka bir yol olmadığını gördü. Kendi ile beraber yola çıkan kutlu kervanın yolcularına yol boyu şehadet anlayışını nakış nakış işledi ve günü geldiğinde Kerbela çölü şehadete koşan yiğitlere şahit oldu. Hz. Hüseyin ve yarenleri Kerbela’nın kızgın kumlarından ve zaman ötesinden çağımıza ve gelecek çağlara böylece kalıcı, silinemez, yıpratılamaz bir mesajı vermiş oldu. Ve bizler bugün, o ve onun gibi sembollerin yolunu, adımlarını takip ederek şeytanın ve şeytanlaşmışların tuzaklarına düşmeden yolumuzu sürdürebiliriz.

Çok yakınlarınızdan biri Metin Yüksel Allah’ın şehidlik mertebesine ulaştı. Onu diğerlerinden yani dünyaya fazlaca bulanmış insanlardan farklı kılan bir şey var mıydı? Bununla ilgili yaşadığınız bir anınız var mı?

Şehit Metin Yüksel benim hayatımın ve İslami mücadele anlayışımın dönüm noktası ve mihenk taşıdır. Metin Yüksel mücadelesine ve şehidliğine tanıklık ettiğim en önemli Müslümanların başında gelir.
Ben ve Metin Yüksel aynı yaşlarda olmamıza rağmen onun kişiliği, duruşu, mücadele anlayışı ve cesareti hepimizin ona saygı göstermemizi gerektirecek seviyedeydi. Biz onu bir arkadaş olarak değil mücadelemizin bir lideri, rehberi olarak görüyorduk. Biz de böyle bir kanaat oluşturmuştu. O bizden hiçbir zaman kendisini lider olarak görmemizi istemedi. Böyle bir talebi hiç olmadı. Onunla geçirdiğimiz zaman içerisinde bu durum kendiliğinden ve doğal olarak oluştu.
Türkiye Müslümanlarının Metin Yüksel’i ve mücadele anlayışını yeterli şekilde anlayabildikleri ve öğrenebildikleri kanaatinde değilim. Onunla ilgili söylenmemiş söylenememiş o kadar çok şey var ki tarih onu ve mücadelesini tespit ve teyit edecektir inşallah.
Metin Yüksel yaşından çok daha olgun çok daha ileri görüşlü yaşından umulmayacak İslami bilgi ve birikime sahipti. O rabbimizin Kitab-ı Kerimi’nde tarif ettiği İslami mücadelenin ve cihad alanlarının yaşayan bir örneğiydi. Bu sözlerimi Metin Yüksel ile yakınlığımdan dolayı abartılı sözler olarak görenler olabilir. Duygusal ifadeler olarak da görenler olabilir ama sizleri temin ederim ki onun hakkında bugüne kadarki konuştuklarım ve yazdıklarım onun tarifi için eksik kalır.
Dünyaya dair hiçbir beklentisi ve hesabı olmayan bir insandı. Allah vergisi bir eylem pratiği yeteneği vardı.  Davası için yapılması gerek hiçbir şeyi ertelemez şartlara, imkanlara aldırış etmeden yerine getirmeye çalışırdı. Onu tanıyan bazı insanlar ona ‘’deli’’ diyorlardı. Gerçekten de o günkü şartlarda öylesine bir anlayışla mücadele etmek ‘’deli’’ olmayı gerektiriyordu. O davasının delisiydi.
Onun yaşarken bir şehit ve şahit gibi yaşadığına tanık oldum. Onu tanıyıp da ondan etkilenmeyen hiçbir insana rastlayamazsınız. Rabbim onun samimi ve ölçüsüz aşkını şehadetle taçlandırdı.
Metin Yüksel ile ilgi anlatacak çok anım var. Ancak bir tanesi var ki benim yaşamımın dönüm noktası olmuş hayatımı değiştirmiştir.

22 Şubat gece İzmir’de İran İslam inkılâbını tanıtan bir programa katıldık. Otobüsle İstanbul’a geri dönüyorduk. Otobüste kalorifer çalışmıyor, Şubat’ın en soğuk günleri. Her tarafta kar var. Beş arkadaşız, üşümeyelim diye otobüsün en arka koltuğuna geçip birbirimize sokulduk. Bir taraftan sohbet ediyorduk. Ertesi günü yani 23 Şubat Cuma günü Fatih Camii’nde bir ağabeyimizle buluşup o gece yola çıkacaktık. Önce devrimin henüz gerçekleştiği İran’a, oradan da Afgan cihadına destek vermek üzere Afganistan’a geçecektik. Metin bize İran’da, Afganistan’da neler yapmamız gerektiğini heyecanla anlatıyordu. 21 yaşındaydı. Biz de aynı yaştaydık. Metin’in konuşmasını hayranlıkla dinlerken bir soru sordum… Metin, sen bugüne kadar sohbetlerimizde hep İslami mücadele çerçevesinde bir şeyler anlatıp durdun. Senin kendinle kendi geleceğin ile ilgili hiçbir düşüncen veya hesabın yok mu? Örneğin;  evlenmek, çoluk çocuğa karışmak, iş kurmak, ev almak istemez misin? Bana doğru gülümseyerek baktı vee belki de benim hayatımı değiştirecek sözünü söyledi: “Mehmet kardeş ‘MÜSLÜMAN ANI YAŞAYAN İNSANDIR.’ Bizler İslam adına Allah adına geleceğe yönelik projeler, hesaplar yapmalıyız ama kendimizle ilgili bir an sonrası için bile hesap yapma hakkımız yoktur. Bir dakika, bir saat, bir gün sonra yaşayacağımızı kim garanti edebilir ki. Bizler Müslümanlar olarak anı yaşamalı ve Allah için o an ne yapılması gerekiyorsa ertelemeden yapmalıyız…” Bu sözleri herhangi biri söylese pek önem arz etmeyebilir ama bu sözleri söyleyen kişi ertesi gün 23 şubat 1979 Cuma günü şehadet şerbetini kana kana içerek rabbine geri dönecekti. Metin Yüksel’i, Metin Yüksel yapan değerler bana göre bu sözlerde saklıdır.
O hepimizden fazla övgüyü ve şehadeti hak ediyordu ve rabbimiz onu onurlandırarak ölümsüzleştirdi. Onun gelecek nesillere bıraktığı tek bir mirası vardır. Kanıyla yazdığı bir miras:

‘’ŞEHADET BİR ÇAĞRIDIR, TÜM NESİLLERE VE ÇAĞLARA.’’


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir