Savaşın Karşı Tarafı

Paylaş

İnsan hayatında düşman var mıdır, düşman nedir, düşmanın bir değeri var mıdır, düşman sahibi olmak bir erdem midir, düşmanla nerede karşılaşılır, düşmanla ne yapılır, düşman dendiğinde bu sorulara benzer birçok soru insanın kafasında yer etmektedir. Ancak düşman üzerinde konuşabilmek için öncelikle cevaplamamız gereken soru ‘Düşman var mıdır; düşman yok mudur?’ sorusudur. Bu soruda kastettiğimiz varlık devletlerin, iktidarların, süper güçlerin oluşturdukları suni düşman/tehdit/terör gibi algı yönetimi ile ilgili olanlar değil. Varlık olarak düşman konseptine giren var mıdır, yok mudur sorusudur. Soruya iki farklı bakışla cevap arayabiliriz. Bunlardan ilki şu an yaşadığımız dünyaya bakıp realite üzerinden cevap vermek. Diğer bakış açısı meseleye varlık düzleminde bakmaktır. Realite üzerinden konuya bakmak çağa/dünyaya sadece ayna tutmaktır. Bu aynanın içerisinde yüzlerce düşman, yüzlerce savaş görürüz. Düşman kelime anlamı olarak birinin kötülüğünü isteyen, zarar vermeye çalışan kimse gibi anlamlara gelmektedir. Buradan hareketle dünyanın neredeyse her yerinde birilerinin kötülüğünü isteyen, birilerinden nefret eden, birilerine zarar veren birileri vardır. Bu birilerinin varlığının sonucu bizi düşmanın var olduğu sonucuna götürmektedir. Diğer bakış açımız olan varlık düzleminde meseleye yaklaştığımızda ilk yaratılma kıssasına bakmamız gerekmektedir:

“Ve meleklere: ‘Adem’e secde edin’ dedik. İblis hariç (hepsi) secde ettiler. O ise, diretti ve kibirlendi, (böylece) kâfirlerden oldu. Ve dedik ki: ‘Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.’ Fakat Şeytan, oradan ikisinin ayağını kaydırdı ve böylece onları içinde bulundukları (durum)dan çıkardı. Biz de: ‘Kiminiz kiminize düşman olarak inin, sizin için yeryüzünde belli bir vakte kadar bir yerleşim ve meta vardır’ dedik.” (Bakara 34-36)

Ayetlerdeki “Düşman olarak inin!” ibaresi düşmanın varlığını göstermektedir. Sorduğumuz soruya iki şekilde de “düşman vardır” cevabını verebiliyoruz. Düşmanın varlığını kabul etmek bizi bazı sonuçlara götürmektedir; düşman bilinci, savaş, düşman kimdir/nedir…

Düşmanın varlığından haberdar olan aklıselimin yapacağı iş düşmanıyla mücadeleye tutuşmaktır. Düşmanın varlığının bilinci bizi düşman bilinci sonucuna götürür. Düşman bilincini en basit ifade ile düşmanın olduğunun farkında olmak, farkındalıkla hareket etmek, dünyada karşı karşıya kaldığımız savaş için hazırlıklı olmaktır. Düşman bilinci çeşitli safhalardan oluşmaktadır. En kaba şekilde bu safhalar; farkındalık, düşmanla mücadeleye karar vermek, doğru düşman tespiti, tespit edilen düşmanı tanımak ve düşmanla mücadele yolları oluşturmaktır. Düşman ile mücadeleye karar vermek erdemli insanların vereceği karardır.

Düşmanın varlığı hayat içinde önemli bir yer işgal ettiği ve mahiyeti bizim için önemli olduğundan ‘Düşman kimdir/nedir?’ sorularına cevap aramak zorundayız. Bu sorular düşmanı tespitle ilgili olarak karşımıza çıkar.

Düşman nasıl belirlenir/tespit edilir? Düşmanı belirlemenin yolu kendi safını seçmekle/belirlemekle başlar. Düşmana göre hareket etmek “taraf belirlendikten” sonra gerçekleşir. Taraf belli olmadan düşman belli olmaz. Safın tercihi doğru düşman tespitini beraberinde getirir. İkisi birbiriyle kopmaz bir bağ içerisindedir. Kendi safını/ilkelerini/değerlerini belirledikten sonra düşman tespitin ve mücadelen değer kazanır. Saf/taraf belirlemenin önceliği, zorluğu doğru safın tek yanlış safların çokluğundan ya da dostun zor düşmanın kolay bulunduğuyla ilişkilendirilebilir.

Müslüman olduğunu ifade etmek bir taraf belirtmektir/seçmektir. Taraf belirlendikten sonra düşmanın tespiti aşamasında başvurulacak ilk kaynak ‘Allah’ın Kitabı’dır. Yukarıda da yazdığımız “Birbirinize düşman olarak inin!” ayeti veya “Şeytanın adımlarına uymayın. Çünkü o size belli bir düşmandır!” ayetleri düşmanı net olarak göstermektedir. Âdemoğlunun kadim düşmanı: şeytan ve savaş alanı dünyadır. Şeytanın düşmanlığı bütün insan türüne yöneliktir. Müslümanı buradan hareketle şeytanla mücadele edeceğini beyan eden insan olarak da ifade edebiliriz.

‘Şeytan nedir?’ sorusu düşman bilincinin safhalarından olan ve düşmanı tanımak için sormamız gereken soru olarak karşımızda yer alır. Şeytan bir isim olarak değil, adlaşmış sıfat olan bir kelimedir. İlk insanın anlatıldığı kıssada karşımıza çıkan düşmanın rivayetlerde adı “Azazil” olarak geçmektedir Ayetlerin akışını takip ettiğimizde de önce “iblis”, daha sonra “şeytan” olarak zikredildiğini görmekteyiz. İblis: Tevbe etmeyen, hatasında ısrar eden; şeytan ise rahmetten kesilmiş anlamlarına gelmektedir. Bu sıralama ‘şeytanın’ belli aşamalardan sonra ulaşılmış bir makam olduğu gösteriyor. Şeytanın bir tane değil, daha fazla olduğunu belirtmiş oluyoruz. Her güruhun olduğu gibi düşman grubunun da bir önderi olmalıdır. İşte bu önder; kıyamete kadar mühlet isteyen ilk şeytandır. Şeytanın niteliği ile ilgili söylenecek çok söz vardır ancak bu yazının konusunu aştığı için biz tekrardan konuya dönelim. Düşmanın niteliği, özellikleri nelerdir,  mantığı nasıl işler, kaç tane cephesi vardır, düşmanın savaş taktikleri nelerdir soruları bu konunun cevap aranması gereken soruları olarak bizleri bekler. Soruların esas esprisi düşmanın temel ilkelerini/değerlerini/mücadele mantığını öğrenmektir.

Düşmanı tanıdıktan sonra son safha düşmanla mücadele etmektir. Buraya kadar niçin, nereden, kime karşı mücadele edilecek sorularını sorguladık. Bundan sonra nasıl mücadele sorusunun üzerinde çalışmalıyız.

Düşmanla mücadelenin en temel şartlarından biri düşmanı somutlaştırmaktır. Düşmanı somutlaştırmak; karşı olunan inancın/düşüncenin/değerin/ilkenin ete kemiğe bürünmüş halde görüntüsüdür. Somutlaştırma eğer değerler/ilkeler üzerinden hareketle gerçekleşirse sınırlar, dost ve düşman ayrımı şekillenir. Savaşı kaybetmek istemeyen kişi sınıflandırma üzerinden hareket eder. Büyük şeytanlardan/düşmanlardan küçük şeytanlara/düşmanlara doğru bir sınıflandırma yapar.  Bu meseleye örnek olarak “Büyük şeytan Amerika” şiarını gösterebiliriz.

Düşmanı tanırken karşılaştığımız savaşın her cephesinde aktif olmalıyız. Sadece tek cephede kazandığımız başarıyı zafer olarak algılamamalı, diğer cephelerde savaşa devam etmeliyiz. Savaşın ekonomik, siyasi, askeri, kültürel vs. birçok cephesi olduğu hatırdan çıkarmadan mücadele etmek bizlere zaferi getirir.

Yukarıda örnek olarak iki meseleyi ele aldığımız gibi düşmanla mücadelenin yolları/metotları çeşit çeşittir. Mücadele vasıtaları meşru olma şartıyla. Mücadele de parolamız olacak en net ifade “Şeytan ilahi dergahın köpeğidir.” kelamıdır. Bu parola, düşmanın tespitini, mücadelenin en temel esprisini içerisinde barındırmaktadır.

Bu bahsettiğimiz safhalar arasında birisini tamamlayıp diğerine geçmek gibi bir ilişki görünmez, özellikle tanıma ve mücadele safhalarında. Eğer ilişki böyle olmasaydı düşmanla mücadele eden insan olmayabilirdi? Düşmanın farkındalığıyla mücadelenin başlaması gerekir. Hakikatin gereği sabretmektir. Sabır ise direniş ve mücadelenin adıdır.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir