Propaganda ve Toplumsal Zihin- Noam Chomsky

Paylaş

Propaganda; bir fikrin her çeşit araçtan yararlanılarak hedef kitleye ulaştırılma sürecini ifade etmektedir. İnsanlık kadar eski bir tarihe sahip olan propaganda, aile toplum hayatının oluşması ile başlamış ve büyük bir gelişme kat ederek bugün ‘süper bir güç’ haline gelmiştir. Propaganda da iletişim araçlarını etkin bir şekilde kullanarak kitlelerin kanılarını ve davranışlarını etkileme, değiştirme ya da kontrol altında tutmaya yönelik bilinçli uygulamalar söz konusudur.  Yaygın ve sistematik bir çaba ve araç olan propaganda var olan şartları değil, bu şartlar altında oluşan inanç ve kanaatleri büyük ölçüde etkileyip değiştirebilmektedir. Propagandanın en önemli cephanesi söz ve kelimelerdir. Bu konu ile ilgili olarak Geothe ‘en güçlü silahın zamanı gelmiş fikir’ olduğunu söylemektedir.

Çağdaş ve tarihsel kavramlar üzerine pek çok araştırma yapan Noam Chomsky ile 1999 yılındaki Seattle olaylarından sonra ünlü muhabir David Barsamian’ın yaptığı röportajın derlemesinden oluşan bu eserde Chomsky, bir güç unsuru olarak medyanın kurumsal hâkimiyetine vurgu yapmakta, medyanın çevreye ve insan hayatı üzerine karşı bir hareket alanı oluşturup oluşturmadığını da sorgulamaktadır. Kitabı oluşturan başlıklar;

  • Eylemci Zaferleri
  • ABD’den Dünyaya: Yolumdan Çekilin
  • Devletin Varlık Nedenleri İçin
  • Uçurumun Kenarındaki Doğu Timor
  • Seattle’ın Anlamı
  • Zihinleri Ortodoks Bakış Açılarının Sınırlarından Özgürleştirmek
  • Dayanışma

Chomsky bu başlıklar altında gerçekleştirdiği söyleşisinde kısaca eğitimden dış politikaya, Ortadoğu’dan insan haklarına, gelir adaletsizliğinden işçi haklarına, Güneydoğu Asya’nın mali kalkınmasından çeşitli ülkelerin yakın tarihlerine uzanan geniş bir yelpazeden bakarak pek çok farklı konuya temas etmektedir.

Chomsky, uluslararası çapta işlev gören ticari kuruluşların varoluş amaçlarını irdelemekte, küresel ölçekte işleyen bu sistemlerin faaliyetleri noktasında ana akım medyanın son derece sessiz kalmış olduğundan duyduğu rahatsızlığı dile getirmektedir. ABD yönetimini ve bu yönetimde söz sahibi olan Bush, Clinton, Reagan gibi isimlerin faaliyetlerinin ve tüm dünyaya yansıyan sonuçlarının altını özenle çizmektedir.

Doğru tespitlerle iyi tahlillere ulaşılacağını savunan Chomsky, herhangi bir topluma bakarken yapılması gereken ilk şeyin ‘soru sormaya başlamak’ olduğunu söylemektedir. Örneğin; güç/iktidar nasıl dağıtılmıştır, ana kararları kim veriyor, neyin üretileceğine, neyin tüketileceğine ve neyin dolaşıma sokulacağına kim karar veriyor, siyasal dünyada neler oluyor, insanların yaşamlarını etkileyebilecek kararları kim veriyor?..

Yazarımız insanların yalnızken değil birlik olduklarında daha iyi düşünmeye başladıklarını, birbirlerini karşılıklı değiştirdiklerini ve kendileri hakkındaki gerçekleri öğrenmek için daha çok çabaladıklarını vurgulamaktadır. Nadiren yalnızken bir şeyler yapılabildiğini, insanları pasifize etmenin en etkili yolunun iktidarın işleyiş tarzını etkilemeyecek konulara odaklanmalarını sağlamak olduğunu ileri sürmektedir. Üzerinde durulması gereken devasa miktarda çok şey varken halkın dikkatinin manipülasyon taktikleriyle tali meseleler üzerine çekildiğinin altını çizmektedir.

Siyaset bilimi, psikoloji, sosyoloji alanlarının yanı sıra dilbilimci kimliği de olan ve günümüzün önemli fikir adamlarından biri olarak kabul edilen Chomsky, en çok da Amerikan muhalifi olarak tanınmaktadır. Amerika’nın uyguladığı antidemokratik tutumunu tüm söylem ve eserlerinde hiç çekinmeden sürekli dile getirmiş ve düşüncelerini de daima kuvvetli argümanlarla desteklemiştir. Yahudi bir kimliğe sahip olan Chomsky, her fırsatta İsrail’in Filistinlilere uyguladığı baskı ve vahşeti de gündemde tutmaya çalışmıştır. Edward Said, Chomsky’i adaletsizlik ve kandırmacalara karşı çıkan en önemli isimlerden biri olarak tanımlamaktadır.

Barsamian, Chomsky’nin pratiğinin ne düşünüyorsa onu söylemek olduğunu, buna rağmen karşısındaki insanın asla ne düşünmesi gerektiğini söylemediğini; aksine insanların gerçekleri görebilmesi için bir mum yakmanın onun en erdemli davranışlardan biri olduğunu söylemektedir.

Uluslararası ilişkiler, medya, ABD dış politikası, insan hak ve ihlalleri üzerine çarpıcı söylemlere sahip olan Chomsky, bu eserde Barsamian’ın sorduğu önemli sorularla Amerikan medyasının ikiyüzlülüğünü ve tarafgirliğini farklı ülkelerdeki farklı olaylar ve kişiler üzerinden sorgulamaktadır. Amerika’nın kendi ulusal çıkarları doğrultusunda hiçbir kural tanımadığını, Ortadoğu’da uygulanan politikaların ABD medyası tarafından nasıl manipüle edildiğini, ‘kendini savunma’ olarak gerekçelendirilen resmi söylemin tutarsızlığını, ABD’nin uluslar arası örgütleri istediği gibi yönlendirdiğini ve bu bağlamda BM’i kendi politikaları doğrultusunda işlevsizleştirdiğini ifade etmektedir. ABD’nin tüm bunları yapmadaki en büyük yardımcısı ve destekçisinin de medya olduğunu ileri sürmektedir. Chomsky ayrıca ABD’nin insanlık suçu işleyen farklı ülkelere olan yardımlarını da eleştirmektedir. Bu noktada özellikle 1990’lı yıllarda Türkiye’ye yapılan Amerikan yardımlarına da dikkat çekmektedir. O, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan terör olaylarında Türk devletini suçlu bulmaktadır.

Güncel ve tarihsel olaylar arasında derinlemesine bağlantılar kurmayı başaran ve bu bağlantılarını güçlü analizleriyle destekleyen Chomsky, entelektüellere oldukça fazla görev yüklemekte, onların en büyük sorumluluğunun gerçekleri söylemek ve yalanları teşhir etmek olduğunu düşünmektedir.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir