Müslümanlar ‘Bir’leşin!

Paylaş

Müslümanlar pek çok kez gayrimüslimlerle karşı karşıya gelmişti fakat bu karşı gelişlerden en ağır darbeyi Batı modernizminden almıştır. Moğollar, Persler, Haçlılar gibi pek çok tağuti sistemlerle karşı karşıya gelmiştir. Bunlardan bir kısmı da İslamlaşmıştır. Batı modernizmi skolastik Hristiyan Batı medeniyetine karşı şiddetli bir mücadele vermişti. Süreç ne kadar kanlı geçse de her modernizm, geleneğinden parçalar taşır. Skolastik düşüncenin küllerinden doğan modernizm rasyonel olanı kendi paradigmaları ışığında incelemiş ve elde ettiği güç tüm dünyaya zulüm ve ifsad olarak dönmüştür.

1710 yılında İngiltere Sömürgeler Bakanlığı’nın emri ile Mısır, Irak, Şam, Hicaz, İran ve İstanbul’a “007” olarak gönderilen İngiliz Ajanı Hampher 18. yüzyılın başlarında İslam ülkelerinde görevli ajan sayısının 5 bin civarında olduğunu dile getiriyor. Ayrıca ayrılıkçı politikalarını beş ihtilafla özetliyor: Renk ayrımı, kabile İhtilafları, arazi ihtilafları, dini ihtilaflar ve milliyetçilik.

Ayrıca Mısırlı İslam Davetçisi Muhammed Gazali, “Nebevi Sünnet” kitabında “Hz. Musa ölüm meleğinin gözünü çıkardı mı, sirke helal midir haram mıdır?” gibi sorularla İslam dininin yüce hakikatlerinin sömürgeci bürolar tarafından gizlenildiğini dile getiriyor ve şöyle ekliyor: “Şimdi soruyorum! Bu sorular nasıl İslam âleminin bütün beldelerine yayılır? Daha önce de belirttiğim gibi bu beni, bu soruların belli gayeleri olan sömürge ya da misyoner bürolarının yayınlandığı düşüncesine sevk etti.”

İslam’ın Evrensel İlkelerinde Birleşmek

  1. İslam hem dünya görüşü hem de toplumsal çözümleri ile insanlık için tek alternatiftir.
    2. İslam kıyamete kadar İnsanlığın sorunlarına çözüm olacaktır.
    3. İslam bütün kavimler için geçerlidir. İslam’ın kuralları belirli bir bölge veya ülke için değil dünyanın her yerinde yaşayan insanlar için geçerlidir.

İslam’ın ilkeleri etrafında bireyler, cemaatler, ırklar ümmet olmanın maslahatlarını araması gerekirken İslami söylem yok olmaya terkedilmiş. Oysa bütün çabamız bir araya gelip ekini ve nesli ifsad edenlere karşı Allah(c.c.) ve Rasul'(s.a.v)ünün insanlığa hayat verecek olan ilahi buyrukları nasıl daha gür bir sesle haykırabiliriz olmalıydı. Türkiye’de barış konuşulurken de savaş konuşulurken de Allah’ın bütün bu olanları görüyor olduğu unutuldu. İlahi buyrukta bu münakaşanın ne anlama geldiği gözden geçirilmesi gerekiyordu. Fakat bu süreçte taraflar devletçi refleksler ve küresel oyunlar arasında gidip geliyor.

Şeytan ihtilafları körüklemek için elinden geleni ardına koymuyor ve ayrıştırıcı manipüle edici sloganlar üretiyor, taraflarda derin izler bırakan bombalı eylemler gerçekleştiriyor.  Liberal reformların eski İslamcıların eli ile gerçekleşmesi İslamcı söylemin zafiyet göstermesine ve halk tabanında artık bir ihtiyaç olarak görülmemesine sebep oldu.

Ayrıca laik-üniter devletin muhafazakar-demokrat partisi Amerikancı-İslam’ın bayraktarlığını yapan paramiliter the Cemaat ile bilek güreşi birbirlerinin ahlak/kaset polisliğini doğurdu. Süreç İslamcı söylemin yok olmaya mahkûm olduğu izlenimini vermektedir. Devletçi reflekse alışan İslami yapılar ise partiyi sahiplenme adına devletin bütün zulümlerini göz ardı etme seviyesine geldiler.

Devletçi reflekslere sahip olanlar önce Türkçülüğü hazmetti ardından demokrasiyi yuttu. Şimdi ise laikliği çiğniyorlar. Süreç Kürt İslamcılar için de benzer şekilde işliyor. Parçacı algılar Kürt İslamcılarda anti-devletçi reflekslere dönüşerek Kürtçülük, Demokratiklik ve Laiklik basamaklarını bir bir atladılar. Evrensel İslami İlkelerin yol göstericiliği ile İslami Hareketler oluşturmalı iken parçacı, spesifik ve pragmatist yapılar bile inşa edemiyoruz. Aynı düşünceye sahip bireyler bile küffara karşı birlikte hareket kabiliyeti geliştiremiyor. İslam evrenseldir ilkesi bütün milletleri, devletleri ve cemaatleri kapsamalıdır.

Türkiye’nin AKP ile başlayan post-liberalleşme sürecinin ikinci aşaması HDP’nin içerisine Kürt İslamcıları harmanlayarak Kürt liberalleşmesi şeklinde devam ediyor. Aslında bu süreç incelendiğinde hak ile batılın birbirine karışma süreci olduğu gözlemlenecektir. Süreç içerisinde Türkiye’de gerek partilerde gerek yayın organlarında gerekse filmlerde post-modern/post-liberalizm etkileri yoğun olarak gözlenebilmektedir. Uzak İhtimal ve İtirazım var filmleri Türkiye post-modern dönem filmleri arasında yer alabilecek konulara sahip. Ayrıca Ot, Kafa, Cins, CF, Bavul vs. gibi dergiler de liberal dönem edebiyatının ürünleri olarak yerini almış bulunmakta. Bunlarla birlikte siyasi alanda özellikle eşcinseller, sosyalistler, milliyetçiler(kürt) ve İslamcılara bir arada bulunma vaadini sunan ve kısmen gerçekleştiren HDP gibi bir parti seçimlerde yerini almış bulunmakta. Şeytan hak ile batılı karıştırmak için her dönem bir takım politikalar uygulamıştır. Hakkın savunucularının gür sesli olmadığı zamanlarda ise hak ile batıl birbirine karışmış. İnsanlar hakkın ne olduğunu bilemez duruma gelmişlerdi.

Birey-cemaat, cemaat-cemaat, ırk-cemaat, ırk-ümmet, cemaat-ümmet, ümmet-ümmet ilişkilerinde ise şeytani vesveselerin ve siyonist kuruntuların egemen olduğuna şahitlik etmekteyiz. Ne yazık ki ilişkilere inanç veya düşünceler değil nefsi marazlar yön veriyor. Cemaatlerin birbirlerine ilişkin tutumları ötekileştiren, cemaatlerin ve ırkların ise ümmete ilişkin tutumları ise vahdet söyleminden çok uzak.

Bağışlanmış özgürlük verilmiş tutsaklıktır yargısı bizi her özgürlüğün içerisinde bir köleliğin olduğunu gösterir. İslam’da özgürlük ise Allah’a kul olmaktır. Allah’a kul olmayan şeytanın ve hevasının kölesi olur. Günümüzde liberal söylemlerin yaygınlaşması için uğraşanlar, kitleleri şeytanın kölesi yapmaya çalışanlardır. Mazlumların hakkını savunma argümanı ile özgürlük talebinde bulunan post-liberalizm İnsanları Allah’a kulluktan kula kulluğa çağırmanın bir üst versiyonudur. Liberalizmde Avrupalılar özgür olsun diye Ortadoğu halkları prangalara vuruluyordu. Post-liberalizm’de ise Ortadoğu halklarına özgür olduklarını zannettirerek prangalar vuruluyor.

Bütün bu yaşananlardan Müslümanlar ancak “bir”leşerek kurtulabilir. Bir olanda birleşerek üzerindeki zilleti parçalayabiliriz. İhtilaflı meseleleri bir kenara bırakarak urvetil vuska’ya tutunmalıyız. Hepimiz hakk’tanız ve O’na döneceğiz. Tevhid’in vahdetine ulaşma duasıyla…

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir