MEKKE VE MEDİNE DÖNEMİ KOŞULLARINDA İSLAMİ HAREKETİN GÜVENLİĞİ

Paylaş

Resulullah(sav)’ın ortaya koyduğu İslami mücadelenin incelenmesi gereken ve örneklik çıkarılması zaruri olan pek çok boyutu vardır. Bu noktalardan biri de vahyin ilk dönemlerinde İslami hareketin güvenliğinin nasıl sağlandığıdır. “Mü’minler ancak kardeştir.” ayetiyle de anlaşıldığı üzere İslam insanlığa ırk esaslı güven toplumu değil inanç esaslı güven toplumu vaat etmektedir. Ancak Medine’de İslam toplumu kurulana kadar ki süreçte Resulullah (sav) İslami Hareket’in korunması için dönemin kavmiyetçilik esasına dayalı “himaye kültüründen” de pek çok kez faydalanmıştı.  Bu ise, içinde yaşadığımız çağın gerçekliğinden vahyin aydınlık geleceğine adım atarken nasıl bir rota izleyeceğimize dair önemli bir örneklik sunar.

Davet açıktan başlamış ve inananların sayısı artmaya başlamıştı. Hakikatin önündeki perdelerin kaldırıldığı, tüm övgülerin Allah’a has kılındığı, köle ile efendi arasındaki üstünlüğün ortadan kalktığı, yeryüzüne hayat verecek olan dinin yayıldığı bir atmosferden rahatsız olanlar da vardı.

Müşrikler davetin engellenmesi ve iman edenlerin caydırılması için çeşitli işkence yöntemlerine başvurma kararı aldılar. Mekke’de güçlü kabilelere mensup inananlara kendi kabileleri işkence yapıyor, köle ve güçsüzlere de sahipleri ve Nedve ahalisi işkence ediyordu. 

Muhammed (sav) sahabesinin çektiği sıkıntıları görüyor ve yüreği paramparça oluyordu. İnananlara “Allah’tan korkun ve sabırlı olun. Allah bu işi mutlaka sonucuna ulaştıracaktır. Öyle ki bir insan tek başına devesine binecek ve Allah’tan başka hiçbir varlıktan korkmaksızın San’a’dan Hadramevt’e kadar gidecektir.”  demekten başka bir şey yapamıyordu. Çünkü kendisi de bu işkencelerden münezzeh değildi. Özellikle amcası Ebu Leheb ve kuzeni Ebu Cehil, Resulullah’a fiziki müdahale ile işkence yapabiliyordu. Bunun dışındaki işkenceler daha çok psikolojikti. “Yeryüzünün kralı yanımızdan geçiyor.” gibi cümleler kurarak alay ediyorlardı.

Haşim kabilesinin koruyuculuğundan dolayı diğer müşrik kabileler kendisine bir şey yapamıyordu. Çünkü Muhammed’e bir zarar verdiklerinde kabileler arasında savaş çıkabilirdi. Amcası Ebu Talip, Muhammed (a.s)’i her şart ve koşulda koruyacağına ilişkin söz vermişti ve Haşim’in bütün gençleri iman etmeseler bile Muhammed (a.s)’a herhangi bir hadsizlikte kılıçlarını kınlarından sıyırmaya hazırdı. Haşimoğullarının dost kabileleri de çoktu. Her ne kadar Muhammed’i ortadan kaldırmak Müşriklerin bütün sorunlarının kaynağını çözecek olsa da bunu yapacak cesareti bulamıyorlardı.

Şib-i Ebi Talip bölgesinde Haşimoğulları ve inananlar 3 yıl boyuca boykota maruz kaldılar. Kız alıp verilmeyecek, ticaret yapılmayacak, develeri de açlığa terk edilecekti. Çok zor dönemler yaşadılar, çocuklarına yedirecek yemek bile bulamıyorlardı. Haşimoğullarından müşrik olanlar ise inanmadıkları bir dava için işkence görüyorlardı fakat Ebu Talib’i ve Muhammed(sav)’i yarı yolda bırakmayacaklardı. Bütün bu zorluklara rağmen İslami davet yine devam ediyordu. Özellikle Hıristiyanlardan bir grup rahip bu dönemde iman etmişti. Yine çeşitli kabilelerden Müslüman olanlar da vardı. Sabrın sonu selametti ve Allah’ın rahmetiyle zorluk dönemi bitmişti.

Hüzün yılı gelmişti, Resulullah’ın her türlü sıkıntısında yanında olan Hz. Hatice ve müşriklere karşı korunmasını sağlayan Ebu Talip vefat etmişti. Ebu Talip’in vefatı Resulullah’ın koruyucusunun kalmaması ve Haşim’in başsız kalması anlamına geliyordu. Artık İslami Hareketi çok zor günler bekliyordu. Başlarda Haşimoğullarının gücünü de eline almak isteyen Ebu Leheb, Muhammed (a.s)’i koruyacağını ilan etti. Nedve’de bulunan bazı kurnazlar Ebu Leheb’ten Muhammed’e gidip “Atalarımız cennette midir, cehennemde midir?” diye sormalarını ister. Ebu Leheb müşriklerin cehenneme gideceği cevabını alınca “Atalarından neden bu kadar nefret ediyorsun?” diyerek atalarından kalan aşireti koruma geleneğini Muhammed (a.s)’e uygulamaktan vazgeçer. 

Resulullah öldürülürse mücadele bitecekti. İslami hareketin bir şekilde korunması, tebliğ ve daveti koruyacak gücün tesis edilmesi lazımdı. Allah Resulü çok geçmeden Taif’e gitti. Orada akrabaları vardı. Onlara hem İslam’ı anlattı hem de bu yolda karşılaştığı düşmanlara karşı kendini korumalarını istedi. Hiç hoş karşılanmadı. Bir haftayı aşkın dil döktü fakat en nihayetinde taşlanarak Taif’ten sürüldü.

Taif dönüşünde Mekke’ye kendisini himaye edecek biri olmadan giremeyeceği için bir süre Mekke’nin dışında kalmak zorunda kaldı. Resulullah, Zeyd’i Mekke’nin ileri gelenleri ile görüşmeye gönderdi. Nevfel soyundan Mut’im bin Adiyy teklifi kabul etti. Çok geçmeden oğullarına ve akrabalarına haber gönderip silahlanmalarını istedi. Resulullah (sav) gizlice eve gitmektense müşrikleri çatlatırcasına Kâbe’ye geldi. Tavaf etti. İki rekât namaz kıldı. Mut’im bin Adiyy toplanan Mekke ahalisine yaklaşarak soyunun bütün fertleri ile himaye hukukuna karşı gelenlerle savaşacaklarına dair hazır olduğunu ilan etti. 

Muhammed (sav) Müslümanların siyasi iradesini tesis edebilmek için büyük fedakârlıklar yapsa da bu hedef henüz gerçekleşmemişti. İslami hareketin reel politik düzlemde himayesi o güne kadar hep kendisine iman etmeyenler ve kavmiyetçi gelenekler tarafından sağlanmıştı. Resulullah bütün imkânları değerlendiriyor ve ulaşabildiği herkese kurtuluş yolunu anlatıyordu ama bir çözüm bulamıyorlardı.

Bir gün insanlık tarihinin en güzel olaylarından biri yaşandı. Medineli önderlerden Es’ad bin Zürare’nin de içinde bulunduğu bir grup risaletin görkemine teslim oldu. Toplumlarına İslam’ı götürmeye ve ertesi yıl Akabe’de yeniden buluşacaklarına dair ant içtiler. Sözlerine sadıktılar. Tebliğ ve davet dolu bir yıl geçmişti ve Akabe’de Resulullah’ın karşısında duruyorlardı. “Kadınlar Biatı” adıyla da bilinen “Birinci Akabe Biatı”nı gerçekleştirdiler. Kadınlar Biatı deniliyordu çünkü Resulullah yalnızca inananların yapması ve yapmaması gereken şeyler ile ilgili söz almıştı. 

Ertesi yıl Yesribliler 73 kişi gelmişlerdi. Sohbet ettiler, biatlarını tazelediler. Hz. Abbas vaaz verdi ve Resulullah’ın emniyeti ile ilgili sıkıntılardan bahsetti. Yesribliler sordu: “Ey Allah’ın Resulü! Sen söyle, ne istiyorsun bizden?” Allah Resulü, İslam’ı anlattı, Kur’an okudu ve “Kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz gibi beni de korumanız konusunda sizinle biatlaşmak istiyorum.” diye cümlelerini bitirdi. Ber’a bin Ma’rur ayağa kalktı, Resulullah’a yaklaştı ve ellerinden tuttu: “Seni hak üzere gönderen Allah’a yemin olsun ki seni de kadınlarımızı ve çocuklarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız.” diyerek sadakatini gösterdi. İkinci Akabe Biatı diğer adıyla Savaş Biatı gerçekleşmiş oldu.

Muhammed (sav) vahyi ve İslami hareketi daha rahat koruyacak, ıslah ve inkılâp çalışmalarına daha kolay yön verecek bir karargâh bulmuştu. İslami Hareket artık müşriklerin ya da herhangi bir kabilenin değil bizatihi inananlarının koruması altındaydı. Resulullah (sav) bu süreçte hiçbir zaman güç elde etmek için hakkı eğip bükmemiş bununla birlikte İslami Hareketin emniyette olabilmesi için bütün şartları kovalamıştı.


Paylaş

“MEKKE VE MEDİNE DÖNEMİ KOŞULLARINDA İSLAMİ HAREKETİN GÜVENLİĞİ” için bir cevap

  1. Halil Yücel dedi ki:

    Teşekkürler kardeşim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir