Kürtçülük Paketinde Sosyalizm Esintisi

Paylaş

2008 Türk-Kürt ortak yapımı diyebileceğimiz politik-dram türündeki Bahoz(Fırtına) Filmi Kürt solunun ideolojik yapısını ve hangi evrelerden geçtiğini, filmin başkahramanı olan Cemal üzerinden anlatıyor.  Yönetmeliğini Kazım Öz’ün yaptığı filmin başrollerinde Cahit Gök (Cemal), Havin Funda Saç (Rojda) ve Selim Akgül (Orhan) yer alıyor.  Beyazperde bu kez PKK için açılıyor. B

izleri 1992 senesine götüren filmin konusu ise kısaca şöyle; Tuncelili bir Kürt olan Cemal İstanbul’a üniversite okumak için gelir. İstanbul Üniversitesi’nde sadece dersleriyle hemhal iken Kürt solunun üyeleri kendisine ulaşır ve grubun diğer üyeleri ile tanıştırarak Cemal’le ilgilenmeye başlar. Asimile olmuş ve Kürt olduğunu kabul etmeyen Cemal, harekete biraz mesafelidir.  Başlangıçta hareketin faaliyetlerine katılmaz,  siyasi konuşmalarda aslını inkâr eder. Ancak Kürtlerin ezildiğini ve haksızlığa uğradıklarını fark edince hareketle arasındaki duvar yıkılmaya başlar ve çalışmalarda aktif bir şekilde rol alır. Bu noktadan sonra Cemal, Orhan ve Rojda’nın hareket için katlandıkları zorluklar ve ‘Dağ’a doğru giden serüvenleri izleyiciye sunuluyor.  Kısaca film, PKK’nın ezilen Kürt halkının haklarını savunmak için meydana çıkışından sonra kendisine devlet tarafından nefes aldırılmayınca çareyi dağlara çıkmakta bulduğunu savunuyor.

Filmin ilk sahnelerinde Cemal’in İstanbul’a gitmeden önce hazırlanırken odasındaki Atatürk resmi de kadraja alınarak Dersim’de, devletin asimilasyon politikasının bir boyutu izleyiciye sunuluyor ve Devletin Kürtleri asimile etmesi her fırsatta şiddetle eleştiriliyor. Bununla birlikte konuşmalarda sisteme dair eleştiriler dillendiriliyor. Filmde İslami hareketlere de mazlum Kürt halkının haklarını savunmadığı ve yanında olmadığı eleştirisi yapılıyor. Ayrıca 90’lı yılların üniversite ortamı izleyiciye objektif bir şekilde sunuluyor; öğrenciler, yurtlar, toplantılar, gösteriler afişler, bildiriler, pankartlar…  Dönemin öğrenci hareketlerinin hem kendi üyeleri arasında hem de diğer hareketlerle yaptıkları tartışmalarda günümüze nispeten entelektüel anlamda düzeyin daha yüksek olduğu ve çalışmalarda daha özverili oldukları söylenebilir. Yine günümüz hareketlerinin istenilen düzeye ulaşmasındaki önemli engellerden biri olan hedonist gençliğe karşın o dönemde, gençlerin birer ‘oblamov’ oluşundan yakınılıyor.

Filmde sol hareketin klişelerini bolca görmek mümkün; Deniz Gezmiş ve Cheguevera posterleri, yeşil montlar, dergiler, marşlar molotof kokteylleri, …  Teknik olarak da sahneler arası geçişlerin iyi olduğu söylenebilir ve ağırlıklı olarak Grup Yorum, Şivan Perwer, Cİvon Haco ve Ayhan Akkaya’nın müzikleriyle sahnelerin etkileyiciliği arttırılmak istenmiş.

Film ilerlerken örgütün kendi içindeki tutarsızlıklarını, ahlak dışılığını ve kimi zaman ilkesiz hareket ettiğini görmek mümkün. Sistemi eleştirirken bir yandan da aynı argümanlarla hareket ettiği, eşitliği savunurken diğer yanda bu ilkeyi ihlal ettiği, yine Sosyalizmin karşı çıktığı özel mülkiyete zarar vermek adına yapılan hırsızlığı doğru bulması,  koydukları yasakları çiğneme noktasında zafiyet göstermeleri çok da masum bir hareket olmadığını gösteriyor. Öte yandan şiddete şiddetle karşılık vermesi de hareketin sığlığını ortaya koyan farklı öğelerden biri olarak karşımıza çıkıyor. İdeolojilerin seküler yapısı, yapılanları ahlaki olarak değil de ilkesel olarak değerlendirmeye sebep oluyor.  Örneğin, alkol alınmaması, hareket içinde gönül ilişkilerine izin verilmemesi ahlaki bir ilke olarak değil dava için gösterilmiş bir fedakârlık olarak değerlendiriliyor.

Hareketin üst kesimlerinde yer alan kişilerin hiç yakalanmamaları, işkence görmemeleri ve dağa çıkmamaları bize ‘hani sosyalizmde herkes eşitti” dedirtiyor!

Bir hareketi haklı göstermede kullanılan üç önemli unsur ile dava taçlandırılıyor; ezilmişlik, işkence ve kan. Hareket içine çektikleri üniversite öğrencilerinin polisler tarafından gözaltında sorgulanmaları, işkence görmeleri ve öldürülmeleri de propaganda malzemesi olarak kullanılmış. Geçmişte ve o dönemde devletin siyasi gruplara uyguladığı bu sindirme politikası sanki İslami gruplara uygulanmamış gibi gösterilmiş.

PKK, Kürt halkının ezilmiş ve zulüm görmüş olmasını kullanarak, bu yolda işkenceler gördüğü ve öldürüldüğü iddiasıyla hareketin gerçek amaçlarını perdeleyerek haklı bir dava görüntüsü veriyor.  Filmin son sahnesinde de kadrajın dağlara çevrilmesi ile beraber zeminde sürdürülmesine izin verilmeyen bu hareketin taraftarlarına dağlara davet çağrısı yapılıyor.

Filmi izlerken hareketin görünmeyen yüzü unutulmamalı. “Kürt hareketi” olarak lanse edilen hareketin temelini Kürtçülükten ziyade sosyalizmin oluşturmaktadır ve Kürt halkını savunma söylemleri bu ideolojinin halk arasında kabulü kolaylaştırmak adına kullanılan bir jargondan ibarettir. Nitekim muhafazakâr bir yapıya sahip Kürt halkını savunmak için onu köklerinden ayırarak yeni bir sistemin toplumda inşası için çalışmanın, devletin yapmış olduğu asimilasyondan farkı olup olmadığı ve bunun kimlerin işine yaradığı sorusu şöyle zihinlerimizin bir köşesinde dursun…

İzleyicinin dikkatine: Filmin birkaç sahnesinde uygunsuz görüntüler bulunmaktadır.

Zehra Direk kaleme aldı


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir