Kültürel Emperyalizm

Paylaş

“Ülkeler arasındaki sınırları aşan toplumsal, politik ve ekonomik bağlar, her bir ülkede yaşayanların kaderini önemli ölçüde etkilemektedir... Dünya üzerinde hiçbir ülkedeki yaşam, artık diğerlerinden bütünüyle ayrılmış değildir.”

                                                                                                       -Anthony Giddens-

Kültür ve emperyalizm kavramlarını ayrı ayrı ele aldığımızda kültür; tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümünü içeren bir öğedir. Emperyalizm ise en basit tanımı, kapitalist aşamaya geçmiş devletlerin, o devletin halkının ekonomik ve kültürel açılardan sistemli olarak sömürmesi, bunun sonucunda zenginleşmesi ve gücünü sömürülen devletlere kabul ettirip hâkimiyet kurmasıdır.

1970’li yıllarda Herbert Schiller tarafından “kültürel emperyalizm” kavramı tanımlanmıştır. Bu kavram, kitle iletişiminin dünyadaki örgütlenme ekseninin, temelde Amerikan kökenli olması ve haberlerin dengesiz akışı gibi sorunlar etrafında tartışılmıştır.

Küreselleşme kavramı gibi “kültürel emperyalizm” teriminin de herkesin üzerinde fikir birliğine vardığı bir tanımını yapmak mümkün değildir. Kavram genellikle ekonomik ve siyasi olan iki boyutundan birisi ön plana çıkartılarak ya da merkeze alınarak farklı biçimlerde tanımlanmaktadır. Ancak, Martin Barker’in tanımı, bu çalışmanın yaklaşımı ve temel sorunsalıyla da örtüşen bir tanım olarak karşımıza çıkmaktadır. Barker’e göre kültürel emperyalizm; “Emperyalist denetim sürecinin, destekleyici özellikte kültür biçimlerinin ithal edilmesiyle takviye edilip kolaylaştırılması”na işaret etmektedir.

Jameson’ın sözleriyle ifade edecek olursak; “Amerikan televizyonuna, müziğine, yiyeceğine, giysilerine ve filmlerine yer açmak için yerel popüler ya da geleneksel biçimlerin saf dışı edilmesi ya da dilsizleştirilmesi yoluyla dünya kültürünün tek tipleştirilmesi, birçokları tarafından küreselleşmenin esası olarak görülmüştür. Ve ABD modellerinin başka her şeyin yerini almasından duyulan bu korku, şimdi kültür alanından, geri kalan diğer kategorilerin üzerine dökülmektedir.” (1)

Kültür emperyalizmi, silah zoru ile sömürmenin insanların ve toplumların bağımsızlıklarının ihlali suçu olarak kabul görmeye başlaması sonucu alternatif bir sömürü biçimi olarak ortaya çıkmıştır. Kültür emperyalizmi bize iki senaryo kurmaktadır. Birincisine kültürel ve ideolojik sömürüleri, ikincisine ise ekonomik sömürüleri yerleştirebiliriz. Kültürel alandaki sömürünün başarısı emperyalist devletler için ekonomik yönden de başarının habercisidir. Kültür yönünden sömürülen ülkede yaşayan bir bireyin Amerika kültüründeki kıyafetleri, yiyecekleri kısacası metaları kültürünün bir parçası haline getirmesi sonucu emperyalist devletlerin kendilerine pazar ortamı sağlamaları buna bir örnektir.  Bizleri aynılaştırmaya çalışan ve onlara bağlı yaşamaya iten şey emperyalistlerin kapitalist hevesleridir. Fakat bunu direkt olarak yapmaları mümkün değildir. Burada kitle iletişim araçları devreye girer. Bu biçimde hem sömürgeciliği kolaylaştırırlar hem de daha büyük halk kitlelerine ulaşırlar.

Kültürel emperyalizm söyleminde “kültür” bir halkın, dönemin, grubun veya genel olarak insanlığın özgün bir yaşam tarzına işaret eden bir olgu olarak kullanılmaktadır. Kültürü “özgün bir yaşam tarzı” olarak tanımladığımızda farklı kültürlerden söz etmek mümkün olmaktadır. “Çoğul anlamda kültürlerden söz etmek (ise) insanlığın ‘doğru’ olan tek bir gelişme tarzı olduğu fikrine (ki bu Avrupa merkezli ‘medeniyet’ kavramında zımnen mevcuttur) meydan okumak demektir.” Bu doğru gelişme tarzı da Batı’nın bize sunduğu tek tip yaşam tarzına işaret etmektedir.

Hall, “Küresel kitle kültürü, Batı merkezlidir ve daima İngilizce konuşur.” (1998: 49) derken oldukça basit, fakat bir o kadar da önemli bir noktaya işaret etmektedir. Popüler müzik, popüler filmler, kısacası popüler olan hemen her şey İngilizce konuşur. Bu kültürün ikinci özelliği ise “kendine özgü türdeşleştirme” biçimi, yani farklılıkları özümseyerek daha büyük, her şeyi kapsayan ve aslında Amerikan tarzı bir anlayışı olan çerçevenin içine yerleştirmek istemesidir.

Kültürel emperyalizm tezi, daha genel anlamda bir modernizm ve modernleşme eleştirisini de içerir. Dünyayı tek tipleştiren, her yeri birbirine benzer hale getiren şey -aynı otoyollar, arabalar, alışveriş merkezleri, benzer binalar- modernleşmedir. Modernleşme süreci ve küresel kapitalizm aynı ya da benzer tüketim biçimlerini sunarak bir benzerliğe neden olmaktadır. Frankfurt Okulu; film, TV, popüler müzik, radyo, gazeteler ve magazin dergilerinden oluşan eğlence sanayini “kültür sanayi” olarak adlandırır.

Kültürel emperyalizm tezi, 1960’lı yıllardan bu yana, medyanın küreselleşmesi ve onun ulusal yerel kültürlere etkisini açıklamak için kullanılan temel çerçeve olmuştur. Kültürel emperyalizm tezi genel bir ifade ile medya ürünleri ve hizmetlerinin gelişmiş sanayi ülkelerinden Üçüncü Dünya Ülkelerine doğru tek yönlü akışının, bu ülkenin kültür ve değerlerinde bir aşınma ve dönüşüme neden olduğu fikrini savunur. Öyle ki bazı kuramcılar için kültürel emperyalizm  “Medya Emperyalizmi” demektir. Çağdaş kültürel çalışmalarda kültür; dilden sanat, felsefe ve gazeteciliğe modadan reklamcılığa kadar her şeyi içerir.

Kültürel emperyalizmin odak noktalarından biri de kendi iç dinamiğimizin bir ürününü kendi istedikleri tüketim biçimiyle şekillendirmeye çalışmalarıdır. Örneğin, televizyonlarda iftar sofralarının vazgeçilmezi olarak gösterilen Coca-Cola reklamları veya Algida’nın Maraş Usulü dondurmasıyla Türkiye pazarına yerleşmesi. Bizim olanı, bize kendi istedikleri formlarla sunuyorlar. Bu yüzden kültürel emperyalizm başarıya ulaşma şansı en yüksek ve en yumuşak görünen emperyalizm çeşididir.

Kültür emperyalizmi farklı şekiller ve kavramlarla karşımıza çıkar. Örneğin bunlardan biri “Küreselleşme”dir. Bunun altında yatan neden ise Batılılaştırmadır. Toplum yapısında Batı’ya karşı hayranlık oluşmasının sonucunda zamanla toplum, kültürünü unutur. Bu sırada onlar kendi kültürlerini empoze ederler ve emperyalist devletlerin egemenliği altına girer veya sömürü için gerekli ortam sağlanmış olur. Bu kısır döngü böyle devam eder. (2)

Kültürel emperyalizmin hedef kitlesi gençlerdir. Nedeni bu dönemde gençlerin her şeyden uzak bireysel, özgürlükçü bir hal almasıdır. Düşünmekten, üretmekten ve sorgulamaktan hızla uzaklaşan gençler için önemli olan bunlar değildir çünkü onlar yerine düşünen birileri var; onların neleri dinleyeceğini, giyeceğini, yiyeceğini, düşüneceğini vs. seçip önüne sürecek bir kültür endüstrisi hali hazırda onları beklemektedir.

Kültürel Sömürgeciliğin Yeni Özellikleri

Çağdaş kültürel sömürgecilik (ÇKS) geçmiş uygulamalardan birkaç bakımdan farklıdır:

1)      Yalnızca seçkinleri değil, ortalama izleyiciyi de kazanmaya yönlendirilmiştir.

2)      Kitle iletişim araçları, özellikle televizyon, evi işgal etmiş ve “dışarıdan” ve “yukarıdan” olduğu kadar, “içeriden” ve “aşağıdan” da çalışmaktadır.

3)      ÇKS’nin kapsamı küresel, etkisi ise tek tipleştiricidir. Evrensellik kisvesine bürünmesi, emperyal iktidarın sembol, amaç ve çıkarlarının anlaşılmasını gizlemeye hizmet etmektedir.

4)      Kültür emperyalizminin araçları olarak kitle iletişim araçları, bugün yalnızca biçimsel olarak “özel”dir. Resmi devlet bağlarının yokluğu, emperyal devletin çıkarlarını “haber” ve “eğlence” biçiminde yansıtan özel medyaya meşru bir örtü sağlamaktadır.

5)      Çağdaş emperyalizm altında, siyasal çıkarlar emperyal olmayan özneler aracılığıyla savunuluyor: Haber bültenleri, Orta Amerika’daki paralı köylü-askerlerin ve Körfez Savaşı’ndaki gülümseyen işçi sınıfından ABD’li siyahların kişisel hayat hikâyelerine odaklanıyor.

6)      Denetimsiz sermaye altında, barış ve refah vaadi ile sefalet ve şiddetin artması arasındaki uçurum nedeniyle, kitle iletişim araçlarının programlarında alternatif perspektifler verme olanakları daha da azalmıştır. Bütünlüklü kültürel kontrol, reel kapitalizmin şiddeti ve serbest piyasanın aldatıcı vaatleri arasındaki toptan kopuşun karşılığıdır.

7)      Kolektif tepkileri felce uğratmak için kültürel sömürgecilik, ulusal kimlikleri yok etmeye ya da somut sosyo-ekonomik içeriklerini boşaltmaya çalışır. Toplumların dayanışmasını kırmak için kültür emperyalizmi, harici sembollere uyum olarak “modernlik” kültünü teşvik eder. “Bireysellik” adına toplumsal bağlara saldırılır ve kişilikler, medya mesajlarının diktelerine uygun olarak yeniden şekillendirilir. Emperyal ordular sivil toplumu bastırır, bankalar ekonomiyi yağmalarken emperyal medya da bireylere kaçışçı kimlikler sağlıyor. (3)

Kültürel emperyalizmin sonuçları ile ilgili olarak şunlar söylenebilir: Bu konu hakkında en fazla öne çıkan husus dünyada Amerikan kültürünün küresel kültür olarak yaygınlık kazanması meselesidir. “Amerikanlaşma”, “Mcdonald’slaşma” gibi özgün ifadelerle de izah edilmiştir. Bir başka açıdan bakacak olursak emperyalizm, kültürel kolonicilik ve yeni kapitalizmin en önemli aracı olarak küreselleşmeyi kullanmaktadır. Amerikan yaşam tarzı tüm dünya üzerinde bireyi tek tipleştirerek egemen olmaya çalışmaktadır.

Rabbim bu süreçten Erdemli bir duruşla geçmeyi bizlere nasip etsin.

 

Elif Aytekin kaleme aldı.

 

  1. JAMESON, Fredric. (2000). “Küreselleşme ve Politik Strateji”. Birikim Dergisi. Kasım 2000. s: 39-50
  2. http://www.yazangenclik.com/kultur-emperyalizmi-uzerine-5634
  3. http://www.halkevleri.org.tr/kultur-sanat/20yuzyilin-sonunda-kultur-emperyalizmi

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir