Kudüs Düştü Kel Göründü: 6 Gün Savaşı

Paylaş

“İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkâr edenler de tağut yolunda savaşırlar. O halde siz şeytanın taraftarlarına karşı savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa/76)

19. yüzyılda ortaya çıkan Siyonizm akımı, emperyalizmin orta doğudaki en önemli müttefiki ve temsilcisi olarak, petrol bölgelerine olan yakınlığı nedeniyle ve aynı coğrafyadaki Arap halklarına karşı emperyalizmin çıkarlarını savunmasını sağlamak üzere 1948 yılında İsrail devletini kurdu. Tel Aviv’de toplanan Yahudi Milli Konseyi tarafından İsrail Devleti’nin kurulduğunu ilan eden bildirinin yayınlanmasıyla Orta Doğu’da bir Arap-İsrail çatışması ateşlenmişti. Arap devletleri, İsrail’in yayılmacı şiddet politikaları karşısında varlıklarını tehlikede görerek, bu devleti ortadan kaldırmak üzere harekete geçtiler. 1967 yılına kadar bu sorun, 1948 ve 1956 yıllarında olmak üzere iki defa savaşa dönüşmüştür. İsrail Devleti’nin kurulması sonrası başlangıçta gerilla mücadelesi şeklinde başlayan çatışmalar, gittikçe büyüyerek çevredeki Arap devletlerinin savaşa girmesine yol açmıştı. 1948’de gerçekleşen 1. Arap-İsrail Savaşı’nda Mısır, Ürdün, Suriye ve Irak kuvvetleri üç yönden saldırıya geçerek önemli ilerlemeler kaydetmiş ancak İsrail’in planlı savunması üzerine savaş Araplar aleyhine dönmüştü. Savaş sonunda İsrail, topraklarını genişletmiş ve savaştığı her Arap ülkesiyle ateşkes anlaşmaları imzalamıştı. Bu sırada komşu Arap ülkelerde rejim değişikliğine varan iç karışıklıklar baş göstermişti. Mısır’da General Necip ve arkadaşlarının Mısır Kralı Faruk’u ülkeden uzaklaştırmasıyla iktidarı ele geçiren Albay Cemal Abdü’n-Nasır İngiltere’nin Süveyş Kanalı’ndan çekilmesini istemiştir. Buna müteakiben Mısır Süveyş Kanalı’nı millîleştirmiştir. İngiltere ve Fransa İsrail’le de ittifak yaparak bu durum karşısında Mısır’a saldırıya geçmiş, daha önce Süveyş sorununu Birleşmiş Milletlere taşıdığı halde dönüt alamayan Mısır, Rusya’nın paltosuna sığınmaya razı olmuştur. Aslında 1956 yılında gerçekleşen Süveyş Savaşı’nın Arap-İsrail meselesi ile doğrudan bağlantısı yoktur. Süveyş Kanalı Savaşı daha çok Amerika ve Sovyetlerin Orta Doğu üzerinde rekabet, çatışma ve güç mücadelesine girmelerine zemin hazırlamıştır.

Mısır devlet başkanı Nasır gerek 1948 gerek 1956 savaşlarındaki yenilgilerin intikamını almak ve elde edeceği prestijle Orta Doğu’da Mısır’a büyük bir üstünlük kazandırmak istiyordu. 1956’dan beri  Mısır ve Suriye Sovyet Rusya’dan aldığı silahlarla ordusunu güçlendirmişti. Bu tarihlerde Amerika Birleşik Devletleri ise Vietnam bataklığına saplanmıştı dolayısıyla İsrail’in arkasında durmayacağı düşüncesi  Arap ülkelerini cesaretlendiriyordu. 1964 yılında yaşanan su krizi ve sonrasında Mısır’ın Süveyş Kanalı’nı İsrail gemilerine kapatması ve böylelikle İran’la İsrail arasındaki petrol transferini durdurması yaklaşan yeni bir savaşın habercisiydi.

İsrail, 5 Haziran 1967’de Altı gün Savaşları’nın başlangıcı olarak kabul edilen baskınla Arap ülkelerinin bütün hava kuvvetlerini neredeyse yok etti. Savaştan sonra ise Müslümanların ilk kıblesinin bulunduğu Kudüs işgal edilmişti.

Mısır, Ürdün, Suriye ve İsrail arasında gerçekleşen bu savaşta İsrail’in ilk hedefi Mısır’dı. Arap İttifakı’na Suudi Arabistan, Fas, Tunus, Irak, Sudan, Cezayir de silah ve asker yardımıyla katıldılar. İsrail çok kısa sürede Mısır’dan Gazze ve Sina Yarımadası’nı aldıktan sonra Ürdün tarafına yönelerek yine herhangi bir direnişle karşılaşmadan Doğu Kudüs ve Batı Yaka’nın tamamını işgal etti. Daha savaşın başındayken Araplar yenilgiyi adeta kabullenmişlerdi. Ardından da Suriye tarafına yönelerek Golan Tepeleri gibi son derece büyük stratejik öneme sahip alanı işgal etmeyi başaran İsrail, bunların tamamını sadece altı günlük süre içinde gerçekleştirdiğinden tarihe “Altı Gün Savaşı” ismiyle geçti. Savaşta 10 bini Mısırlı, 6 binden fazlası Ürdünlü ve 700 kadarı İsrailli olmak üzere 17 bine yakın insan öldü.

Savaşın sonunda Arap devletlerinin İsrail’i Orta Doğu’dan çıkarma düşüncesi rafa kalktı. 68 bin 300 kilometrekarelik bir alanı, Ürdün, Suriye ve Mısır topraklarını işgal eden İsrail sınırlarını altı günde iki buçuk kat genişletmiş oldu. Birleşmiş Milletler kararlarına rağmen İsrail bu toprakları elinde tutmaya devam ediyor. Kudüs, hiçbir devlet tanımasa da bölünmez başkent ilan edildi. Savaşın bir diğer sonucu ise Pan-Arabizmin çöküşü oldu. Bu savaştan sonra Arap politikası tamamıyla değişti. Artık İsrail’i yok edemeyeceğini düşünen Arap ülkeleri, Pan-Arabizmi terk etti. 1967 Savaşı’ndan önce asıl hedefleri İsrail’i ortadan kaldırmak olan Arap devletlerinin, artık amacı kaybedilen topraklarını geri almak oldu. “İsrail’deki siyasi ve askeri liderlerin İsrail’e Araplardan gelecek bir tehlikeye aslında hiçbir zaman inanmadıkları açıkça görülür. Onların peşinde oldukları şey, çeşitli manevralarla Arap devletlerini Siyonistlerin kazanacaklarından emin oldukları askeri çatışmalara zorlamaktı. Böylece İsrail’e, Arap rejimlerini istikrarsızlığa sürükleyip başka alanlar ele geçirme planını gerçekleştirme fırsatı yaratmaktı.” (İsrail Başbakanı Moshe Sharett’in Günlüğünden, Siyonizmin Gizli Tarihi, Ralph Schoenman, sf.60-61)

Bu savaşla birlikte oluşan en büyük handikap İsrail’in bölgenin tartışmasız tek gücü olduğu düşüncesidir. 22 yıllık işgal süresince Güney Lübnan’daki pek çok çatışmanın ve 2006 yılı 33 Gün Savaşı’nın da gösterdiği gibi bu savaş sonrasında doğan “yenilmez İsrail ordusu” ifadesinde tezahür eden kibir ve büyüklenme, iç tüketime dönük basit bir propagandadır. Hiçbir şüpheye yer olmaksızın şu görüldü ki İsrail ordusunun, dev Amerikan askeri yardımı ve açık çek mali desteği olmaksızın Siyonist koloniyi savunmasına imkân yoktur.

Filistin meselesinin Pan-Arabizm ile çözüleceği fikrinin sona ermesiyle Filistinliler kendi sorunlarını kendi yöntemleriyle çözmek için harekete geçtiler. Savaş sonunda 250 binden fazla Filistinli, 100 binden fazla da Suriyeli mülteci durumuna düştü.

Altı Gün Savaşı bugün dahi devam eden kanlı savaşın ortaya çıkışının önemli bir aşamasıdır. Meşruiyeti şüpheli korsan İsrail Devleti işgallerine yenilerini burada eklemiş, yoksul Filistin halkını ezmeye devam etmiştir. Ayrıca Süveyş Savaşı esnasında İsrail’e destek veren İngiltere ve Fransa tarafından hazırlanan, 242 numaralı BM güvenlik konseyi kararı kabul edilmiştir. Bu kararda, İsrail’in 6 Gün Savaşı ile işgal ettiği topraklardan çıkması öngörülmektedir. Ama bu karar, öte yandan tam da 1948 sınırları dâhilinde İsrail Devleti’ni meşrulaştırmış olmaktadır.

Bu savaş, İsrail güçlerinin o zamanki şartlarda tanklarını ve askerî araçlarını sürmek için bile yetişemeyecekleri kadar geniş alanı altı günlük süre içinde kontrol altına aldıkları, Arapların savaşmadan teslim olduğu süreçtir.

Bu savaş, savaşı bizzat yaşamış Filistinli Hacı Salih Yasin’in de ifadesiyle: “1967 Haziran’ında yaşananlar için savaş teriminin kullanılması yanlış bir isimlendirmedir. Çünkü olanlar savaş değildi. Tamamen savaşsız bir şekilde teslimdi.”

Bu savaş  hem cephede hem masada kaybedenlerin, Filistin davasını baltalayanların alınlarındaki kara lekedir.

Bu savaş Arap Birliği’nin birlikten aciz olduğunun fotoğrafıdır.

Bu savaş Arap Birliği’nin(!) İsrail’i Orta Doğu’da dediğim dedik öttürdüğüm düdük misali toy ve şımarık çocuk statüsüne taşıdığı savaştır.

Bu savaş dün de bugün de Arap devletlerinin nasıl bir uyku, nasıl bir gaflet içinde olduğunun ispatıdır.

Semanur Çelik & Kübra Kaplan kaleme aldı…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir