İstikbar ve Müstekbir

Paylaş

Arapça ‘da ke-bü-re fiilinden türeyen kibir, istikbar, tekebbür kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de öne çıkan kavramlardandır. Bu kelimeler Kur’an da çeşitli yerlerde olumsuz olarak büyüklenmek, büyüklük taslamak, insanın kendisini diğer yaratılmışlar karşısında üstün görmesi, büyük olmayı arzu etmek, kendinde olmayan bir şeyi varmış gibi yapmak, kafa tutmak ve tenezzül etmemek gibi anlamlarda kullanılmıştır. Müstekbirler de bu fiillerin failleridirler. Mütekebbir kelimesi ise Allah’ın sıfatlarındandır  “…O büyüklükte eşi, benzeri ve ortağı olmayandır.”(Haşr,23). Azamet ve büyüklük Allah’ın makamının gereğidir. Müstekbirlerin şiddetli bir azaba duçar olmalarının sebebi Allah’a ait bir sıfatı kendilerinde görmelerindendir.

Allah Kur’an da birbirinin karşıtı iki sınıftan bahseder: Müstekbirler ve mustazaflar. Bu iki sınıf şirke bulaşmış toplumsal düzenin yapısını oluşturur. Kibirlenmeyi ilk büyüklenme hatasına düşen şeytandan öğrenen insanoğlunun Allah’a karşı büyüklenmesi, isyan etmesi, kafa tutması azgınlaşmış “müstekbirler” sınıfını oluşturur. İnsanın insana karşı büyüklenmesi dolayısıyla başkalarını küçük görmesiyle “mustazaflar” sınıfı oluşmuştur. Müstekbir sınıfı genel anlamda iki zümreyi içerir: Mele ve mütref. Mele önde gelenler, siyasi gücü elinde bulunduranlar, mütref ise refah ehli, servet sahipleri, ekonomik gücü elinde bulunduranlardır. Bu iki zümre istikbar düzeninin yapı taşlarını oluşturur.

Müstekbirlerin çarpık insan tasavvuruna göre halk her durumda eşekleştirilmeli ve sistemin hizmetkârları olmalıdır. Yeryüzündeki adalet sorunu insanın Allah’a ve insana olan çarpık bakış açısından kaynaklanır. Müstekbirlerin durumu da böyledir. Önce kendi fıtratına olan bakıları bozulur, tabiatlarına haksızlık ederler. Allah karşısında kendilerini yeterli görüp büyüklenmeleri ve devamında da kendi dışındaki varlıklara olan bakış açısını çarpıklaştırırlar. Fitne ve fesadın meydana geliş nedeni insanın yeryüzünde kendi heva ve hevesi doğrultusunda yaşamasıdır. İnsanlığa ve dünyaya hükmetme arzusu müstekbirleri yeryüzünde fitne ve fesadın odağı haline getirir.

Kibir, haset ve öfke ehli olan müstekbirler yeryüzünde işlerini üç temel prensible yürütürler; güç (zor) , para, hile (En’am,123). Müstekbirler ‘yığın’ dedikleri halkı Firavun gibi önce sınıflara ayırırlar. Fikri-fiziki/manevi-maddi yönden halkı zayıf bırakırlar. “Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.”( Kasas , 4)

Müstekbirler istikbar düzeninin devamı için;

  • Allah ile insan, insan ile insan ve insan ile doğa arasına girerler.
  • Mustazaf halkların siyasi, ekonomik ve kültürel tüm bilinçlenme yollarını kapatırlar.
  • İnsanı Allah’ın bahşettiği özgürlük hakkından mahrum bırakırlar.
  • İnsanları boş ve anlamsız uğraşlarla meşgul ederler.
  • Fikirlerin gelişmesini önlerler. Birincil hedefleri de gençlerdir.
  • “Üçüncü dünya” olarak adlandırdığı ülkelerin bilimsel gelişmelerine asla müsaade etmezler.
  • Savaş, savaş, daha çok savaş isterler. Savaşa da barışa da onlar karar verirler.
  • Kainatta elinin erişebildiği her yeri bozguna uğratırlar.
  • Zulmederler, istismar ederler ve maruz bırakırlar.
  • Bağımlı ve tüketici bir toplum inşa ederler.
  • Müstekbirler mücadele yönünün kendisine çevrilmemesi için mustazafları birbiriyle çarpıştırırlar.

Müstekbirler tarih boyunca Allah’ın ayetlerini ve peygamberleri alaycı bir tavırla yalanlamışlardır. Gönderilen tüm peygamberlere ilk karşı çıkan, ilk başkaldıran müstekbirler olmuştur. “Biz hangi ülkeye bir uyarıcı gönderdikse, mutlaka oranın refah içinde şımaran önde gelenleri: ”Gerçekten biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi tanımıyoruz” demişlerdir.” (Sebe, 34). Peygamberlerin tebliğ hayatı boyunca çevresini oluşturanların büyük bir kısmı güçsüzler, yoksullar ve kölelerdir. Müstekbirlerin de peygamberlere karşı çıkarken öne sürdükleri gerekçe, peygamberlerin çevrelerine halktan, sıradan insanları, köle ve yoksulları toplamış olmalarıdır. ” Kavminden ileri gelen inkârcılar: “Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine biz sizi yalancılar sayıyoruz” dedi.” (Hud , 27).

Nebevi davetin temelinde istikbarla mücadele vardır. Hz. İbrahim Nemrud ile; Hz. Musa Firavun’la, Hz. Nuh alaycı kavmiyle, Hz. Muhammed  Mekke ve Taif şehirlerinin müşrik müstekbirlerinin cehaletiyle mücadele etmiştir. Tevhidi görüşü hakim kılmak için istikbarın ve müstekbirlerin yok edilmesi zorunludur. Peygamberlerin istikbar ve müstekbirlerle mücadelesinde ilk adımları mustazaf halkı bilinçlendirmek olmuştur. Çünkü müstekbir sınıfını devirecek olanlar müstazaf halklardır.

Müstekbirler tarihin farklı dönemlerinde düzenlerini farklı isimler altında yürütmüşlerdir. Bir çağın firavunları, hamanları, karunları başka bir çağın kralları, feodal beyleri, köle sahipleri, burjuvaları; günümüzün partileri, sermayedarları, patronları, medya sahipleri, büyük Ortadoğu projelerinin mimarlarıdır. Yeryüzünün her coğrafyasında zulmün varlığı, Müstekbirlerin varlığı ve şeytanın hâkimiyetini gösterir.

Unutmamak gerekir ki mustazafları sadece Müslümanlar oluşturmadığı gibi müstekbirleri de sadece kâfirler ve ya dinsizler oluşturmaz. Küresel Müstekbirler olduğu gibi bölgesel Müstekbirler de vardır. Bugün Suudi Arabistan’da, Bahreyn’de, Yemen’de, Mısırda, Ürdün’de, Katar’da (Müslüman) Müstekbirlerin alasını görmekteyiz. Müstekbirler zaafa uğrattıklarının bir kısmıyla cehenneme sürüklendiklerinde: “ Onların tümü toplanıp Allah’ın huzuruna çıktılar da mustazaflar müstekbirlere dedi ki: Şüphesiz biz size tabii idik; şimdi siz, bizden Allah’ın azabından herhangi bir şeyi önleyebiliyor musunuz? Dediler ki: Eğer Allah bize doğru yolu gösterseydi biz de sizlere doğru yolu gösterirdik. Şimdi yakınsakda, sabretsek de farketmez, bizim için kaçacak hiçbir yer yoktur.” (İbrahim ,21)

İslam yenilmezdir dolayısıyla bilinçli ve sorumlu Müstazaflar da yenilmezdir. Çünkü Allah müstazaflardan yanadır. Bizler bilinçli ve özgür mustazaflarız. Sorumlu her Müslümanın toplumsal yaşamda müstekbirlik ve mustazaflık nizamıyla mücadelesini ön planda tutmak vazifesidir. İstikbar ve müstekbirlerle mücadele Allah yolunda mücadele etmek demektir. “Size ne oldu da Allah yolunda ve ‘Rabbimiz! Bizi, halkı zalim olan bu şehirden çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize katından bir yardımcı yolla!’ diyen zavallı erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz?!” (Nisa ,75)

Müstekbirler Şeytanın yolunun öncüleridir. “İşte onlar hizbuşşeytandırlar. Şeytanın hizbi mutlak hüsran içinde olanlardır.” (Mücadele ,19)

Ya İlahi! Günümüz müstekbirlerine karşı safımızı mustazaflardan yana kıl. Bizi doğru yola ilet ve bu yolda sabit kalmamız için bize yardım et! (Amin)


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir