İslam Düşüncesinde Tarih Tasavvuru ve Usulü

Paylaş

“Ey iman edenler! Size bir fasık bir haber getirirse, bilmeyerek bir topluluğa zarar verip yaptığınıza pişman olmamak için o haberin doğruluğunu araştırın.” (el-Hucurât 49/6)

Ayet-i kerimede açıkça belirtildiği üzere bize getirilen haberin doğruluğunun araştırılmasının; yapılması muhtemel olan ihtilafların kaldırılması, sosyal ve hukukî hayatın düzeninin sağlanması, haksızlık ve huzursuzlukların önüne geçilmesi ve insanların doğru bilgiye ulaşması bakımından çok önemli olan bu talimatın vahyedilmiş olmasını açıklar niteliktedir. Bu talimatın gereğini yerine getirmek amacıyla yola çıkan birçok İslam tarihçisi bulunmaktadır. Yazılan İslam tarihi kitapları Müslümanların bu ilmi ne kadar önemsediklerini göstermesine karşın, tarih düşüncesi ve usulüne dair çok az eserin yazıldığı da bilinmektedir. Kasım Şulul, bu orantısızlığın gerçeklik payını araştırmak için İslam tarihçiliğinin tarihi, yapısı ve usulüne dair kaynaklara yönelerek bunu irdelemeye/incelemeye çalışmaktadır. Bu çalışmayı yaparken kendisini dört isim -İbn Haldun, Kafiyeci, Sehavi ve Suyuti- ile sınırlandırmakta; bu isimleri ve konuyu “İslam Düşünce Tarih Tasavvuru ve Usulü” adlı eseri etrafında tahlil etmektedir.

Yazar, eserin giriş bölümünde “İslam düşüncesinde tarih tasavvuru”nu ele alıp tarihin diğer ilimlerle ilişkisini açıklayıcı bir biçimde aktarmaya çalışmıştır. Bu bölümde diğer bölümlerde olduğu gibi belirli bir düzen takip edilmiş ve konular ana hatlarına ayrılarak ele alınmaya çalışılmıştır. Yazar, yine diğer bölümlerde olduğu gibi bu bölümde de okuyucuyu detaylarda çok fazla boğmayarak açık ve anlaşılır ifadeler kullanmakta; gerekli gördüğü yerlerde dipnotları devreye sokarak detaylı araştırma yapmak isteyenlere olanak sunmaktadır.

Kitabın birinci bölümünde; yazarın eserini sınırlandırdığı isimlerden biri olan İbn Haldun’un tarih görüşü ele alınmaya çalışılmıştır. Bu bölümü yazarken İbn Haldun’un tarihten, tarihin yorum ve felsefesinden doğrudan, tarih metodolojisinden dolaylı olarak bahsettiği Mukaddime’sinden faydalanılmıştır. Mukaddime’nin yazıldığı dönem itibariyle bir önsöz niteliği taşıması ve yazılan eserlerde bulunmasının bir gelenek olduğu üzerinde durulmuş ve diğer eserlerde bulunan mukaddimelerle İbn Haldun’un Mukaddime’si arasındaki fark ortaya konmaya çalışılmıştır. Cabiri Mukaddime’nin; insanın geçmişini anlatan tarihin, sanat ve edebiyat düzeyinden bilim seviyesine çıkarmak için yazılmış bir metin olduğunu ifade etmektedir. Bununla birlikte İbn Haldun’nun amacının; yöntemle ilgili bir amaç ortaya koyarak tarihi bilimsel titizlikten yoksun hikayemsi bir anlatım düzeyinden, düşünce, araştırma ve nedensellik temeline dayalı bir bilim seviyesine çıkardığı da belirtilmektedir. Yazar, Mukaddime’deki tarihin yöntem sorununu, tarihçilerin tarihi ele alış tarzlarını, tarih felsefesini, tarihçilerin yanlışlıklarının temel nedenleri ve tarih tenkidini açıklayıcı bir nitelikte sunmaya çalışmaktadır.

Kitabın ikinci bölümünde; yazarın eserini sınırlandırdığı bir diğer isim olan Kafiyeci’de tarih usulü üzerine durulmuş olup öncelikle eserin yazıldığı dönemin siyasi ve kültürel çevresi anlaşılmaya çalışılmıştır. Kafiyeci’nin yaşadığı zaman devresinin, bir bakıma İslami ilimlerin tedvin ve telifinin son zamanlarına denk geldiği ifade edilmiştir. İslam ilim dünyasında o güne intikal eden kuvvetli bir tarihçilik geleneğinin bulunduğu; bu geleneğin siyer/megazi yazıcılığı ile başlamış olduğu ve muhtelif alanlarda tezahür eden tarihçilik, tarih usulü ve tarih felsefesi denilebilecek mesailerin teşkil ettiği silsilenin devam ettiği de belirtilmiştir. Kafiyeci’nin içinde yaşadığı kültürel ve siyasi çevrenin daha iyi anlaşılması için bu bölümde Kafiyeci’nin hayatına, yazdığı eserlere, yazarımızın kitapta temel aldığı el-Muhtasar fî İlmi’t-Târîh isimli başlıca eserinin aynı türden diğer eserlerle mukayesesi ele alınmaya çalışılmıştır. Kafiyeci’nin el-Muhtasar fî İlmi’t-Târîh adlı eserinin tarih metodolojisine tahsis edilmiş en eski risale olduğu bilinmektedir. Yöntem olarak fıkıh usulünden esinlenilerek yazılmış olan el-Muhtasar fî İlmi’t-Târîh’in güçlü bir mantık örgüsüne sahip olduğu ve tamamen metot belirleyici mahiyette olduğu vurgulanmıştır. Bununla beraber yazar, el-Muhtasar fî İlmi’t-Târîh’i; tarihin gayesi, tarihçinin asıl maksadı, tarih usulünün gerekliliği, tarih sözcüğünün kökeni ve terim anlamı, tarih ilminin tanımı, tarih ilminin varlık kavramıyla ilişkisi, tarih ilminin konusu, tarihin diğer ilimlerle ilişkisi, tarih tenkidi, tarih yazımında beş yöntem, tarih yazımı ve İsrailiyat türü bilgiler, tarih yazımı ve ihtimaller, klasik İslam tarihçilerinin kaynak anlayışı başlıkları altında kolayca anlaşılır bir dille aktarmaya çalışmaktadır.

Kitabın üçüncü bölümünde; “İslam Tarih Tasavvuru ve Usulüne Dair Bazı Klasik Metinler” başlığına yer verilmiştir. Burada yazar -başta belirtildiği üzere- kitabını sınırlandırdığı dört yapıtı aktarmaktadır.  Bunlar; İbn Haldun’un Mukaddime’si, Kafiyeci’nin el-Muhtasar fî İlmi’t-Târîh’i, Sehâvî’nin el-İ’lân bi’t-Tevbîh Li Men Zemme’t-Târîh’i ve Suyûtî’nin eş-Şemarih fî İlmi’t-Târîh’idir. Kaynakların tespiti, açıklayıcı dipnotlar ve kaynakların muhtevasından yararlanılarak konulan başlıklar bu dört yapıtın kolayca okunmasına, anlaşılmasına ve yeniden yorumlanmasına olanak sağlamaktadır.

Kitabın sonuç kısmında; yazar genel anlamda İbn Haldun ve Kafiyeci’nin sistematiği hakkındaki görüşlerini toparlayarak, konuyu birkaç sayfa halinde özetlemektedir. İbn Haldun’un, tarihin seyri konusundaki görüşlerinin dört temel özelliğe sahip olduğunu belirterek bu özellikleri şu şekilde sıralamaktadır:

1)      İbn Haldun, -İslam’ın ortaya koyduğu- ilk yaratılışla başlayıp hesap gününe kadar sürecek bir zaman anlayışının takipçisidir.

2)      Varlık, zaman içinde sürekli değişim ve hareket halindedir.

3)      İbn Haldun, tarihin seyrinde toplumsal-kültürel değişimin tekrarlanan özelliklerine dikkat çeker.

4)      Tarihin seyrinde sadece doğrusal eğilimler bulma çabasında olan Batı tarih felsefesinin aksine; İbn Haldun, tarihsel süreç konusunda gerçekçi davranır ve hadiseler âlemini, oluş-yok oluş olarak görür.

İslam ilim dairesinde ortaya çıkan tarih usulüyle ilgili önemli metinlerden biri olan ve yöntem olarak temelde fıkıh usulünden yararlanılan eserin yazarı olan Kafiyeci’nin tarih yazımı konusunda teklif ettiği yöntemi ise şu şekilde sıralamaktadır:

1)      Usulü’d-din bilginlerinin ilim dereceleri konusunda söyledikleri,

2)      Klasik mantığın tasdikat kısmı ve

3)      Usul-i fıkhın “delillerin tearuzu” meselesi üzerine temellendirip kurmuştur.

Özetle Kafiyeci’nin tarih usulü meselelerini ana hatlarıyla ve kaidevi bir tarzda ele alma başarısını gösterdiğini ve bize işlenip geliştirilmesi gereken kıymetli bir metin bıraktığı ifade edilmektedir.

Hiç kimse tarihten müstağni kalamayacağına göre bize, tarihi haberler konusunda gerçeğe bağlı kalmak ve gerekeni dini ve ahlaki delillerle anlatmaya çalışmak düşmez mi?


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir