İslam Birliğine Giden Yolda D-8 Vizyonu

Paylaş

Allah, Kuran-ı Kerim’inde ben sizi tanışasınız diye kabileler halinde yarattım buyuruyor. Bu kaynaşma, bu tanışma sağlansın diye Allah insanları birbirlerine muhtaç olarak yaratmıştır. Bu yüzden insanlar, Hz Âdem (as)’den bu yana hep topluluk halinde hayatlarını sürdürmüşlerdir. Tarihte ilk millet, Hz. Âdem ve çocuklarıdır. Hz Âdem ve çocukları huzur ve güven içinde yaşarken Kabil, Allah’ın çizdiği sınırların dışına çıkarak kardeşler arasındaki sevgi, şefkat ve adaleti baltalamıştır. İlk nefret Kabil’in kalbine düşmüş ve bu nefretin doğurduğu kin ona kardeşi Habil’i öldürmeye sevk etmiştir. Dünyadaki ilk zulüm tohumu Kabil tarafından yeryüzüne serpilmiştir. Allah’ın çizdiği sınırları kabul etmeyerek isyan eden Kabil, bir model olarak karşımızda durmaktadır. İnsanlık tarihi bundan sonra iman ile isyanın, tevhid ile şirkin, hak ile batılın mücadelesi şeklinde cereyan edecektir.

 

İnsanların, Allah’ın birbirinizle tanışın ve kaynaşın ikazına muhalefet edip birbirleriyle kaynaşma yerine sömürü ve zulmü başlatması, hak batıl mücadelesinin tarih sahnesine çıkmasına ve kıyamete kadar sürecek bir mücadeleyi başlatmasına neden olmuştur. İnsanların birbirlerine karşı sevgi, şefkat ve adaletle davrandığı dönemlerde topluluklarda huzur ve güven, birbirlerine karşı kin, nefret ve zalimce davrandığı dönemlerde ise zulüm, kaos ve endişe hâkim olmuştur. Tarih kimi zaman hak eksenli medeniyetlerin yükselişini görürken kimi zaman da batıl eksenli medeniyetlerin yükselişini görmüştür. Hakk’ı üstün kılan, Hakk’a taraf olanların birlik ve bütünlük içerisinde verdiği mücadeledeki samimiyet ve ihlastır. Batılı üstün kılan ise, Hakk’a taraf olanların dağılması, gevşemesi ve yılgınlaşmasının sonucundan başka bir şey değildir.

 

Günümüzde batılı temsil eden batı uygarlığı, dünya insanlığını etkileme ve yönlendirme bakımından üstündür. Siyasi, iktisadi, sosyal ve ahlaki olarak batı uygarlığının esareti altında yaşayan Müslümanlar, İslam’ın birleştirici gücüne sarılarak bu zillet ve esaretten kurtulmak ve yeniden Hakk’ı hâkim kılmak için gayret göstermelidir.

 

Müslümanlar olarak, hem halkı Müslüman olan devletler bazında hem de İslam ümmeti bağlamında, yeniden hakkı esas alan anlayışı diriltmek için İslam Birliği fikrine ve aksiyonuna katılmak ve onu desteklemek zorundadır. Bugün İslam Birliği üzerine yapılan tüm çalışmalar Müslümanların küllerinden yeniden doğacağının bir işaretidir. Tüm İslam coğrafyasının bu gayret ve inançla hareket etme zorunluluğu vardır. Maalesef günümüzdeki bu dağınıklığa, bu kutuplaşmaya bakarak pratikte İslam birliği olmaz diyenlere şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Allah’ın kudreti pratiğin hakikatinden daha güçlüdür.

 

Yeni Dünyanın İlk Adımı: D-8

 

Bu anlamda son elli yılda Müslümanların birlikte hareket etmesine dair çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan vizyon olarak en isabetli olanı D-8‘dir. D-8’in kuruluş amacının ne olduğunu bilmek için dünyanın mevcut halini de bilmek gerekir. Günümüzde dünyamızın durumu ne diye bakacak olursak tüm istatistikler bize mevcut dünya düzeninin artık iflas ettiğini göstermektedir. 7 milyar insanın yaşadığı dünyada mevcut servetin büyük bölümünün küçük bir azınlığın elinde olduğunu görüyoruz. Nimet ile külfetin adilce paylaşılmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada obezite kitlesel bir sorun olarak ortaya çıkarken aynı zamanda on binlerce çocuk açlıktan ölmektedir.  Elbette böyle bir dünyanın yeni bir sisteme, yeni bir düzene ihtiyacı vardır. İşte D-8 yeni bir dünya inşa etmek amacıyla yola atılan ilk adımdır.

 

D-8’in kuruluş felsefesinde yeni bir dünya idealini görmekteyiz. Yoksa D-8 mevcut küresel sisteme eklemlenmiş ve küresel pastadan daha fazla pay almaya yönelik bir proje değildir. Kuruluş ilkeleri olarak belirlenen altı yıldızın altı anlamı, D-8’in aslında mevcut düzene alternatif bir sistem olduğunu bize göstermektedir. D-8’i anlayabilmek için bu altı ilkenin de anlaşılmasında fayda vardır.

 

Bu ilkeler:

 

 1. Savaş değil, barış
2. Çatışma değil, diyalog
3. Çifte standart değil, adalet
4. Üstünlük değil, eşitlik
5. Sömürü değil, işbirliği
6. Baskı ve tahakküm değil, insan hakları, hürriyet ve demokrasidir.

 

Aslında bu ilkeler sadece D-8 gibi bir örgütsel yapının ilkeleri değil, aynı zamanda yeni bir dünyanın kurucu ilkeleridir. Baktığımız zaman bugünkü dünya sistemi savaşlar üzerine kurulmuş bir yapıdır. İki Dünya Savaşı sonrasında Yalta Konferansında mevcut düzenin temelleri atılmıştır. Bu sistemin devam etmesi için bu savaşların da bölgeler bazında devam etmesi önemlidir. Çünkü bu sistem ancak bir düşmanın varlığıyla kendi varlığını sürdürebilir. Bu yüzden yeni bir dünya kurulacaksa savaşla değil barışla kurulmalıdır. Barışla kurulan dünya düzeninde düşmana ihtiyaç yoktur. Sistemin işleyişi savaşla değil sulhla sağlanır.

 

Düşmanın varlığıyla kendi varlığını muhafaza eden bir sistemin çatışma alanlarını körüklemesi gerekir. Bu düzenin kurucu güçleri, hem kendisiyle düşman kabul ettiği toplumlar arasında hem de düşmanların kendileri arasında sürekli bir çatışma alanları oluşturmaktadır. İşgal ve tehditle bu düzene itirazı olan toplumlar sindirilirken, bu toplumların iç çatışmalarla da güçlerini ve enerjilerini başka alanlarda tüketmesi sağlanmaktadır. Hâlbuki bu coğrafya, farklı inanış, farklı kültür ve farklı kavimlerin birlikte yaşayabildiği bir coğrafyadır. Bu yüzden bu tecrübenin gereği olarak herkesle konuşabileceğimiz ve diyalog kurabileceğimiz bir dünya için çatışma değil, diyalog ilkesinin önemi büyüktür.

 

Bildiğimiz gibi İslam’ın temel iddialarının başında tevhit ve adalet gelir. Tevhit için tebliğ etmek yeterliyken, adaletin tesis edilmesi zaruridir. O yüzden her Müslüman devlet adamının iddiası adil bir dünya tesis etmeye dönük olmalıdır. Merhum Erbakan Hoca, bu iddiayı omuzlarına yük edinmiş bir lider olarak çifte standardı değil; adaleti esas alan bir dünya için D-8 organizasyonunu kurmuştur. Çifte standarda ve ayrımcılığa karşı “adalet” , bu dünyanın en büyük ihtiyacıdır. Çünkü mevcut dünya; rengi renkten, teni tenden ayıran bir dünyadır. Bazı insanlara zulüm, bazı insanlara konfor vadeden bir dünyadır.

 

Kurulu düzenin en büyük gücü, üstünlüğü haklılık olarak kabul görmesinden gelmektedir. Batı, kendisini diğer uygarlıkların üstünde konumlandırdığı hiyerarşik bir çerçeve çizmiştir. Kendilerini birinci dünya ülkeleri olarak kabul ederken, kendi uygarlık havzası dışında kalan toplumları üçüncü dünya ülkeleri olarak kabul etmiştir. Batılılar uygarlıklar arasındaki farklılıkları dikey bir hiyerarşik düzlemde değerlendirmiş ve buradan kendisine bir üstünlük atfetmiştir. Aslında bu yaklaşımı ve tavrıyla piramidin gözü olmaya taliptir. Böylece ilahi bazı özellikleri kendinde görmüştür. Yeni bir dünyanın temel paradigması; toplumların dikey anlamda üstünlüğünü değil, eşitliğini savunur. Bu yüzden D-8’in altı ilkesinden birisi de üstünlük değil eşitliktir.

 

Dikey bir hiyerarşiyle kendisini üstün gören Batı, kendisi dışındaki toplumlara müdahil olmayı vazife bilmiş, bunun için de bu toplumları uygarlaştırma gibi bir gayretin içine girmiştir. Sömürgeleştirmenin zihinsel arka planında yatan gerçek budur. Bu vazifenin bir karşılığı olarak, uygarlık götürdükleri toplumların zenginliklerine de ortak olmayı kendilerine hak görmüşlerdir. Menfaati hak sebebi olarak kabul ettiklerinden sömürüyü de meşru görmektedirler. Mevcut düzenin sömürü üzerine kurulmasını da böyle açıklayabiliriz. D-8 birlikteliği ilkelerini belirlerken gayri insani olan sömürüye karşı işbirliğini esas almayı amaçlamıştır. Çünkü bu dünya üstün bir topluluğun tasarruf alanı değil, tüm insanlığın ortak mirasıdır.

 

Günümüzde insanın izzetini ve onurunu ayaklar altına alan bir baskıyla ve tahakkümle karşı karşıyayız. Ne devletlerin, ne toplumların ne de fertlerin bu baskıya karşı koyabilecek bir alanları kalmamıştır. Şu aşamada bu baskıya karşı durabilecek yegâne güç Müslümanların ortak hareket etmesindedir. Bunu sağlamanın yolu da Müslüman toplumların İslam Birliği fikrine sımsıkı sarılmasından geçer. İşte D-8 bu tahakküme karşı durmayı yol haritası kabul etmiş bir ilk adımdır. Bu dünyayı yaşanılır kılan, insan haysiyetini ayakta tutmaktır. Bunun için en temel hakların insandan esirgenmemesi gerekir. Yeni bir dünya kurmak amacıyla yola çıkmışsanız mutlaka insan haklarını merkeze almak zorundasınız. Hürriyet tüm insanların ve toplumların hakkıdır. Bu yüzden D-8’in temel amaçlarından birisi de bazılarının rahatı için bazılarının hürriyetine müdahale edilmediği bir dünya tasavvurudur.

 

D-8, İmkânın Umududur

 

Yukarıda açıklamaya çalıştığımız altı ilke adil bir dünyanın temel taşlarını bize vermektedir. Yalta’da kurulan mevcut dünyanın hali önümüzde. Savaşlar, zulümler, sömürüler, açlık, susuzluk ve yoksulluk insanların saadetinin önündeki en büyük engeldir. Bu kaos ortamından istifade eden bir avuç azınlığın konforu için milyarlarca insan bu çileye maruz kalmaktadır. İnsanların çaresizlik içinde kıvrandığı bir vasatta adil bir dünyanın mümkün olduğunu haykıran Erbakan Hocamızın girişimleriyle kurulan D-8 ümmetin birliği için ümitleri yeniden canlandırmıştır. D-8 nihai bir proje olmayıp, devamında D-60 gibi tüm Müslüman devletleri içine alacak, D-160 gibi tüm mazlumları kapsayacak bir projenin kalkış noktasıdır.

 

D-8’in kuruluşundan bu yana kurucu ülkeler üzerinde büyük siyasi operasyonların yapıldığına şahit olduk. Bundan dolayı bu ulvi ideallerle yola koyulan D-8 ne yazık ki, kurucu iradenin tasarrufları doğrultusunda varlığını devam ettirememektedir. Kuruluş gayesi olan siyasi, ekonomik, teknolojik ve kültürel işbirliğine dönük eylemler istenilen düzeyde hayata geçirilememiştir. Aslında günümüzde D-8 atıl bir ideal olarak karşımızda durmaktadır. D-8 kurumsal olarak amaçlandığı seviyeye ulaşmamış olsa bile yeni bir dünyanın kurulabilmesinin mümkün olduğunu göstermiştir. Bundan dolayı D-8 vizyonu üzerinden ümmetin yeniden birliği için harekete geçmek gerekiyor. İslam birliğinin gerçek anlamda sağlanabilmesi “Ancak Müslümanlar kardeştir.” (Hucurat, 10) ayetine sarılmakla mümkündür.

Muhammed ESİROĞLU kaleme aldı…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir