İbrahim’in Emanetinin Sessiz Ağıtı

Paylaş

Geçtiğimiz şu günlerde İslam Dünyasının gündemine oturan bir facia gerçekleşti. Suudi hanedanının ihtiraslarını tatmin etmek için ortaya konan bir takım modernizasyon çalışmaları yüzlerce kişinin ölmesine sebep oldu. Hatta kimi iddialara göre binlerce… Mukaddes beldede mukaddes bir mekan olan Kâbe, daha ne kadar saltanat kibrinin araçsallaştırmasına maruz kalacak? Müslümanlar, ne zaman Mescid-i Haram’da yalnızca kulluklarını hatırlayacaklar?

Bir nübüvvet mücadelesinin şahidi olan bu beldenin simgesi yüksek gökdelenler, Zemzem Tower’lar olmamalıydı. Mekke bize Resulü, zulme karşı direnmeyi, Kâbe’yi, Kâbe’nin etrafında kardeşler olmayı hatırlatmalıydı. Ama bugün Mekke birilerinin çıkar yumağı olmuş durumda ve kapitalist arzuların elinde can çekişiyor. Suud köleleri, ne zaman hâkimiyeti eline alıp mührünü bu kutsal topraklara kazımış olan sömürgenlere dur diyecek? Bu sorumuz yıllar öncesinden birilerinin derdi olmuş ve bu dert İslam aleminin gözbebeği Mekke’de devrime gebe kalmıştır. 1979 yılına damgasını vuran devrim aynı zamanda Suud krallığının tatlı rüyasından uyanışıydı. Bu devrimden bahsetmeden önce biraz Suud-i Arabistan’ın ve devrimi gerçekleştiren İhvan’ın tarihsel sürecine değinelim.

Arap Yarımadasının serüveni, İngilizler ’in kutsal beldelerin hilafet merkezinden koparılması planının Abdülaziz b. Suud’un iktidar ve mülk arzusuyla buluşması ve Riyad’ın 1902 yılında Osmanlı hâkimiyetinden koparmasıyla başlamış ve 18 Eylül 1932 yılında Suudi Arabistan Krallığı’nın kurulmasıyla farklı bir mecraya girmiştir. Bu serüvende suiistimal edilen hep İslam olmuştur. Abdülaziz b. Suud topraklarını genişletmek ve bedevileri denetim altına almak için İhvan adı verilen özel bir askeri, dini yapı kurmuştur. Muhammed b. Abdulvehhab’ın katı fikirleriyle yetiştirilen bu yapı, seçkin bir ordu haline gelmiş ve bu sayede planlandığı gibi Suud ailesi, diğer kabilelere üstünlük sağlayarak topraklarını genişletmiştir.  Dur deyince duran, yık deyince yıkan bu İhvan birliklerinin mensupları, krallığın kurulmasından önce İngilizlere karşı direnişte bulunsalar da daha sonra dinin hamilerinin (!) kuklası olmuşlardır. Suud Hanedanı İngilizlere karşı nezaketle itaatlerini arz ederken, İhvan birlikleri şeytanın icatlarıyla (ayna, telefon vs.), mezarlıklarla oyalanıp İslam beldelerini talan etmişlerdir. Verilen tavizleri çok geç anlayan İhvan, hanedanın egemenliği önündeki tehlikenin farkında olan Suud tarafından dağıtılmaya başlanmıştır. Ulemanın da desteği alınarak İhvan engeli ortadan kaldırılmıştı. Artık egemenlik kayıtsız şartsız hanedanındı. Tabii bir de uşaklığını yaptığı İngilizlerin.

Devletin gelirlerini arttırmak amacıyla Hicaz’da su ve maden araması yapmaları için ülkeye İngiliz yatırımcı ve mühendis getirildi. Fakat sonuç alınmadı. Ancak 1938 yılında küçük çaplı bir petrol sevinci yaşandı. İflastan kurtulacağı düşüncesiyle borçlarını kapatmak için ileride kendilerine büyük bir servet getirecek olan petrol Amerikalılara satıldı. Petrolün servete dönüştüğü asıl tarih petrol kuyularının hızla arttığı 1945 olmuştur. Dünya egemenlerinin arasında yerini alan ülkede modernizasyon çalışmaları başlamış eğitimden mağaza vitrinlerine her şey başkalaşmıştı ve yeni hayat tarzları oluşmuştu. Suudi Arabistan kapitalist bataklığına düşmüştü.

Suud b. Abdülaziz dönemi dengesiz bir sosyal değişim paralelinde ekonomide israfın korkunç boyutlara ulaştığı; kültürel, ahlaki ve dini yozlaşmanın belirginleştiği bir dönemdir. Kral Faysal’ın reformlar döneminden sonra Fahd b. Abdülaziz’in muhafazakârlar aleyhine izlediği ABD yanlısı dış politika ve ABD’nin bölgedeki menfaatlerine uygun alınan kararlar ülke içinde ve dışında yoğun eleştirilere hedef oldu.  Suud petrolünün küresel sermayede etkin rol oynamasıyla birlikte Suud ’da ahlaki dejenerasyon, büyük yolsuzluk ekonomisi, modernleşmenin getirmiş olduğu batılı hayat tarzının toplumsallaşması ile Amerika yanlısı dış siyaset baş göstermişti. Bütün bunların karşısında ise dini mekanizmalarının işlevsizliği endişe ile izlenmekteydi. Suud Amerika’nın Ortadoğu’daki üssü haline gelmişti. Suud bu divaneliği yaşarken bir başka tarafta İhvan hareketi yeni bir diriliş yaşıyordu. Bu hareketin bir uzantısı olarak Cüheyman hareketi, örgütsel faaliyetlere başlamıştı. Konferanslar, vaazlar gibi zahiri davetin yanı sıra politik düzeyde gizli bir yeraltı yapılanması oluşturuluyordu.

Suud-i Arabistan’da ki 20. Asrın ilk İslami devrim hareketi olan bu grup Suud’a artık kendisine gelmesi gerektiğini devrim niteliğinde bir olayla dillendirdi.

Cuheyman el-Uteybi’nin lideri olduğu hareket, 1979 yılının 20 Kasım sabahı Suud’a uzun süre hafızalardan silinmeyecek bir olay yaşattı. Mescid-i Haram’ın imamlarından Muhammed b. Sübeyl’in kıldırdığı sabah namazı henüz sona ermişti ki Mescid’i kalabalık bir grubun tekbir sesleri kapladı. Mescidin ses sistemi eylemciler tarafından ele geçirildi ve devrimcilerden biri mikrofon aracılığıyla taleplerini beş ana maddede açıkladı:

  1. Bozuk ve dejenere olmuş Batılı değerleri taklide son verilmesi, İslamiyet’in doğru ve adil olan sosyo-kültürel değerlerine dönüşümün sağlanması ve bu bağlamda emperyalist Batılı devletlerle tüm diplomatik ilişkilerin kesilmesi.
  2. Veraset sistemine dayanan Suud saltanatının yıkılarak yerine İslami hükümetin kurulması. Hain Suud ailesinin yargılanması ve halktan gasp etmiş oldukları mal varlığının tümüne el konulması.
  3. Allah’ın hükümleri dışındaki kanunlarla devleti yöneten, ülkenin zenginliklerini emperyalistlere ve yabancı şirketlere peşkeş çeken Kral Halid ve avanesinin kâfir olduklarının ilanı.
  4. İslam’a ve Müslümanlara düşmanlığından dolayı ABD’ye petrol ihracatının durdurulması, petrol üretiminin ülke ihtiyaçlarına yetecek seviyeye indirilmesi ve bu yolla milli servet kaybının önlenmesi.
  5. Arap Yarımadası’nı kontrol altında tutmakta olan tüm yabancı askeri uzman ve müsteşarların ülkeden çıkartılması, tüm yabancı askeri üstlerin kapatılması.

Aylar öncesinden Kâbe’nin altında bulunan eski devirlerden kalma yüzlerce metrelik dehlizlere gizlice silâh, mühimmat ve yiyecek depolanmıştı. Bu silahlar konuşmalar bittikten sonra cemaate dağıtıldı. Minarelere ve kubbelere çıkılarak mevzi alındı. Bu arada kapılar kapatıldı ve dışarıyla irtibat kesildi.  Valilik ve güvenlik birimleri ise İmam İbn Sübeyl’in bilgilendirmesiyle olaydan haberdar oldular. Polis ve askeri kuvvet hemen müdahalede bulundu. Ancak kuvvetler, eylemcilerin açtığı yoğun ateş karşısında içeriye sızmakta zorlandılar. Askeri yönden caydırıcı bir gücü olmayan hanedan korkuya kapıldı. Olayın daha da büyümemesi için bir takım önlemler alındı. Polis ve askerlerin silahları toplandı, afiş dağıtılmasını önlemek için postaya denetleme koyuldu, sokağa çıkma yasağı başlatıldı, öğrencilerin devrimcilere katılmaması için okulları kapatıldı, tüm telefon bağlantıları kesildi, havaalanları kapatıldı, yabancılar sınır dışı edildi ve elçilik korumaları arttırıldı. Her şey yolunda giderken böyle bir isyanla karşılaşan hanedan ani bir şaşkınlığa uğradı. Hanedanın gücü yetersiz kalınca Fransız özel birliklerinden ve CIA’den destek istedi. Komik bir fetvanın ardından gayri Müslim olan bu askerlere kelime-i şehadet okutularak Mescid-i Haram’a sokulmuş ve İslamcı muhalefet ‘e kaşı çokta insancıl olmayan bir şekilde karşı konulmuştur. O günlerde çalışmaları yapılan su şebekesi boruları vasıtasıyla mahzenler suyla dolduruldu ve suya elektrik verildi. Mescid-i Haram kurtarılmıştı(!). Suyun üzerindeki cesetler toplandı, Cüheyman dâhil yakalananlar ise (62 kişi) ibret-i âlem olsun diye 8 ayrı şehirde önce kolları, sonra bacakları, hala hayatta kalanlarınsa başları kesilerek idam edildi.

Suud rejimi, yalanlarıyla devrimin dünya kamuoyuna yansımasını engellemeye çalıştı. Ya o günlere rastlayan İran Devrimi ve devrimin etkisiyle Suud’daki Şiilerin ayaklanmasının altında Cuheyman ve arkadaşlarının amaçlarını kamufle etmeye çalışıyordu ya da devrimin birkaç manyak tarafından isyan girişimi olarak adlandırılmasıyla küçümsemeye çalışıyorlardı. Kukla rejimin belamları da iş başındaydı ve arda arda fetvalar veriyorlardı. Müslüman(!) hanedan kendi elleriyle Müslümanları kan emcilere teslim etmişlerdi. Çünkü düzen kardeşliği bunu gerektirirdi. Her türlü düzen bozucuya karşı birlik beraberlik esastı.  İslam kivesine bürünerek halkına yalan söyleyen hükümetlerin yalanları er ya da geç gün yüzüne çıkar/çıkartılır. Müslümanlar’a düşen Allah’ın İslam İle Tağutların İslamı(!) arasında ki farkı çok çabuk farketmesi ve bir an önce önlem almasıdır.

Hicaz’ın en kısa zamanda bu sahtekâr rejimden kurtulması ve Haremeyn’in İslam Dünyasında birleştirici unsur olması duasıyla…

KAYNAKLAR:

  1. Büyükkara, M. A. (2013) Suudi Arabistan ve Vahhabilik. İstanbul: Rağbet
  2. Gerçeksever, A. (2005) Kayıp Kimlik Basra Körfezi İstanbul: Kültür-Sanat. Suudi Arabistan bölümü.
  3. http://www.yenisafak.com/hayat/1979-gizemi-ve-kabe-baskini-574251
  4. http://www.haberturk.com/yazarlar/murat-bardakci/223477-tam-30-yil-oldu-kabe-baskini-esrarini-hala-muhafaza-ediyor
  5. El Hadravi , A. Kabe Devrimi, Tercüme: Üsame Zeydoğlu

Paylaş

“İbrahim’in Emanetinin Sessiz Ağıtı” için bir cevap

  1. Halil Yücel dedi ki:

    Teşekkürler kardeşim

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir