Hocalı Katliamı -Kadim Coğrafyanın Mazlum Toprakları

Paylaş

İslam coğrafyalarındaki mazlumiyet yüzyıllardır devam etmektedir. Bir insanın dünyadan bihaber olması, mazlumların sesine kulak vermemesi müslümanca bir duruş değildir. “Gözü olan önünü, aklı olan ise tüm dünyayı görür.” sözünden hareketle Müslümanların dünyada olup bitenleri anlamlandırırken ve olaylar karşısındaki konumunu belirlerken kendisine sunulanı kabul etmenin ötesinde aklını kullanıp, değerlendirme yapması gerekir.

Utançla dolu insanlık tarihi birçok haksızlığa, zulme, katliama, soykırıma şahit olmuştur. Bir insanın ya da bir topluluğun, bir ırkın varlığına tahammül edememesi ve onu yeryüzünden silmek istemesi akıllara durgunluk veren bir ruh halidir. Bu tahammülsüzlüğün arkasında yatan sebepler ırk unsurundan ziyade dini farklılıklar, siyasi ve ekonomik çıkarlardır. Müslümanlar olarak bu sebepleri iyi tahlil etmemizin, tarihi iyi okumamızın, gelecek için öngörüde bulunmamızın, İslam Dünyası’nı içinde bulunduğu zelil durumdan kurtarmaya büyük katkısı olacaktır.

İnsanlık tarihi için utanç verici olaylardan birisi de Hocalı Katliamı’dır. Hocalı Katliamı’nı anlayabilmemiz için Karabağ meselesini bilmemiz gerekir. 20.yy’dan bu yana Kafkasya bölgesinde Azerbaycan-Ermenistan sorunu devam etmektedir. Karabağ Meselesi yeni değil 200 yıllık bir meseledir. 19.yy’da Çarlık Rusya’sı Ermeni faktöründen yararlanarak Osmanlı ve İran’ı zayıflatmak istiyordu. Bu amaçla 300 bin Ermeni’yi bu topraklara göç ettirdi ve onları Türkiye-Azerbaycan sınırındaki topraklara ve Dağlık Karabağ’a yerleştirdi. Ermeniler Türkiye, İran ve Azerbaycan topraklarının önemli bir kısmını kapsayan ‘Büyük Ermeni Devletini’ kurma hayalindeydiler. Bu tarihten itibaren Ermeniler, Çarlık Rusya’sına sırtlarını vererek bölgede Müslüman-Azeri halkını taciz etmeye ve sivilleri öldürmeye başladılar. 1. Dünya Savaşı’nda Bolşevik İhtilali’yle kurulan Sovyetler Birliği de Ermenileri desteklemeyi sürdürdü. Stratejik öneme sahip olan bu bölgede ABD, Fransa ve diğer Avrupa ülkeleri Bolşevizm’in yayılmasını önlemek için bölgede bağımsız devletler kurulmasını hedeflediler. Churchill şu sözüyle durumu özetlemektedir: “Kafkaslarda kurulacak olan bu bağımsız devletler, Bolşeviklerin, İran’a ve Türkiye’ye yapacakları muhtemel müdahaleyi önleyecektir.”

20.yy’ın sonlarında SSCB’nin dağılma sürecine girdiğini anlayan Ermeniler Karabağ üzerinde tekrar hak iddia etmeye ve artık harekete geçmeye karar verdiler. Batılı devletler tarafından bu bölgede bir Ermeni devletinin kurulmasının istenmesindeki diğer bir sebep de Türkiye ile diğer Türkî devletler arasında tampon bölge oluşmasını sağlamaktı. Karabağ Azerbaycan’ın diğer bölgeleri, Ermenistan ve İran topraklarını kontrol edebilecek bir konuma sahip olması nedeniyle stratejik bir öneme sahipti. Hocalı Kasabası ise bölgenin tek havalimanı için üs konumundaydı ve Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tarafından kullanılmaktaydı. Yaklaşık 400 bin Azeri Türkünün yaşadığı Hocalı’da acı dolu günler başlamıştı artık. Azeri Türkleri, 413 gün boyunca süren Ermeni kuşatmasına karşı direnmeye çalışmışlar ve yine onların dünyayla tüm irtibatları kesilmişti. Dünyadaki uluslararası kurum ve kuruluşlar ise yalnızca batılı devletlerin çıkarlarına göre çalışan birer mekanizma görevi görmeleri sebebiyle her zaman olduğu gibi zulme seyirci kalıyordu. Çünkü onların yasaları ve adaletleri mazlumlar için geçerli değildi. 1992 yılının 25 Şubat’ı, 26 Şubat’a bağlayan gecesinde Hocalı’nın etrafı Ermeni silahlı birliklerince kuşatıldı ve Sovyet Rusya’sına ait zırhlı alayın da gelmesiyle saldırılar başladı. O gece Hocalı yeryüzünün yetimiydi ve kimse sesini duymuyordu. Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı demeden sivilleri katlediyor, “Hocalı’da tek bir Türk dahi kalmamalı!” ifadesini tekrarlıyorlardı. Sadece öldürmekle kalmayıp akla hayale gelmeyecek işkenceler yapıyorlardı. Canilikte sınır tanımayan Ermeniler hamile kadınların karınlarını deşiyor, insanların gözlerini oyuyor, derilerini yüzüyor, kafalarını ve uzuvlarını kesiyorlardı. Yüzlerce insanın cesedini de yakıyorlardı. Ermeni Doktor Zori Balayan “Ruhumuzun Canlanması” adlı kitabında 13 yaşındaki bir Türk çocuğunun üzerinde yaptığı kan donduran deneyini gururla anlatıyor: “Askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Başından, sinesinden ve karnından derisini yüzdüm. Saate baktım, Türk çocuğu 7 dakika sonra kan kaybından öldü. Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ruhum halkımın yüzde birinin bile olsa intikamını aldığım için sevinçten gururlandı. Akşam aynı şeyi 3 Türk çocuğuna daha yaptık…”

Bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı ve savaş süresinde Karabağ’da Ermeni güçlerine kumandanlık yapmış Serj Sarkisyan’ın “Hocalıdan önce Azerbaycanlılar bizim şaka yaptığımızı sanıyordu, Ermenilerin sivil halka karşı el kaldırmayacaklarını sanıyorlardı. Biz bunu (stereotipi) kırmayı başardık. Ve olay işte bu.” Yalnızca bu sözler bile Ermeni vahşetini anlatmaya yetiyor. Saldırıda hayatını kaybedenlerle ilgili resmi rakam 613 olmakla birlikte, katledilen Azeri sayısının 1.300 kişi olduğu söylenmektedir. 613 kişiden 106’sının kadın, 63’nün çocuk 70’inin de yaşlı olduğu tespit edilmiştir. 1275 kişi esir alınmış bunlardan 800’ü serbest bırakılmış, 500 kişi ise halen kayıp. 1994 yılında iki taraf arasında ateşkes ilan edildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü, olayı Dağlık Karabağ Savaşı içerisinde yapılan en büyük katliam olarak nitelemiştir. Bir milyona yakın Azeri kendi topraklarında göçmen durumunda yaşamak zorunda kaldı. Azerbaycan topraklarının % 20’si işgal edildi. Ayrıca Azerbaycan Parlamentosu 1994’te Hocalı’da yaşanan katliamı “soykırım” olduğunu ilan etti. Meksika, Pakistan, Sudan, Peru, Bosna-Hersek, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Honduras da bu olayı soykırım olarak kabul etmiştir. Katliamın ardından 23 yıl geçmesine rağmen Türkiye hala bu faciayı soykırım olarak tanımlamamıştır.

Dağlık Karabağ halen Ermeni İşgali altındadır. Katliamla birlikte Hocalı, Dağlık Karabağ Cumhuriyetine bağlanarak yeryüzünden silindi, ama ismi ve acısı hiçbir zaman hafızalardan silinmedi ve silinmeyecek. Kardeş ülkemiz Azerbaycan’ın mazlumiyetini anlayabilmek için yalnızca Hocalı katliamını bilmek, anmak yeterli değildir. Günümüzde Müslüman Azerbaycan halkı, Ermeni tacizlerinin yanında bir de hükümetin inançlarını hedef alan politikalarıyla mücadele etmektedir. Onlarca yıl Sovyetler tarafından yapılan zulümlerin benzeri şu anki yönetim tarafından yapılmaktadır. Azerbaycan’da düzenlenen Hicab ve Müslüman Tutuklularla Dayanışma Konferansında; Azerbaycan’da tesettüre, milli ve manevi değerlere karşı kapsamlı bir savaşın sürdürüldüğünü ifade eden Azerbaycan Hicab ve Tutuklularla Dayanışma Komitesi Başkanı Faik Velizade: “Azerbaycan’da Müslümanlar kendilerine gelmeye başladığı zaman Siyonist ve emperyalistlerden, Azerbaycan’a uygulanacak program verildi. Bu program içerisinde camilerin yıkılması da başta geliyordu. Ezanları susturmak istediler. Bunun üzerine halkımız kahramanca harekete geçerek cami ve ezanına sahip çıktı. Biz, ülkemizi kurtaracağız diye düşünürken şimdi de başörtüsü yasağı başlatıldı.” diye konuştu.

Komşumuz Azerbaycan’da halkın uyanmaya başladığı bu dönemde ülkemizin aşinası olduğu “kara dönem” diye adlandırabileceğimiz 28 Şubat sürecinin benzeri yaşanmaktadır. Vicdan özgürlüğünün sembolü olan ‘hicabın yasaklanması’ halkının yüzde 95’inin Müslüman olduğu bir ülke için akıl almaz bir durumdur. Başörtülü öğrenciler okul kapılarından içeri alınmamakta, namusları saydıkları başörtülerine el uzatılmakta, bu yasağa karşı çıkan âlimler hapsedilmekte ve Müslüman Azeri halkı inançlarından dolayı her türlü haksızlığa, hakarete ve işkenceye maruz kalmaktadır.

Hicab yasağına karşı çıkan halk, okullarda da uygulanmaya başlayan bu yasağın Azerbaycan’ın İsrail ile ilişkilerinin yoğunlaştığı bu döneme rastlamasının oldukça manidar olduğunu belirtmektedir. Burada rahmetli Erbakan Hoca’nın sözünü hatırlamakta fayda var: “Biz her taşın altında bir Yahudi vardır demiyoruz fakat Siyonizm hiçbir taşın altını boş bırakmaz.” Başta diktatör Cumhurbaşkanı İlham Aliyev olmak üzere Azerbaycan hükümetinin amacının, kendilerinin ne kadar laik bir devlet olduklarını göstererek Batı devletlerinin desteğini arkalarına almak istedikleri açıkça görülmektedir. Bir diğer sebep ise en temel insani haklarını elde etmek için iç meseleleriyle uğraşan Azeri halkının bölgede olup bitenlerle ilgilenmesini engellemektir. Azeriler Özgür Kudüs için sokaklara döküldüklerinde karşılaştıkları sert müdahalelerle “Hicab’a Azadlık” sloganları attıkları gösterilerde de karşılaşmışlardır. Azeri halkı zulme boyun eğmemekte ve bu sebeple bedel ödemektedir.

‘Hicab İntifadası’nın direniş liderlerinden olan Âlim Hacı Tale Bagırzade yüzlerce hicab mahkûmundan yalnızca biridir. O da birçokları gibi çeşitli işkencelere maruz kalmış ve bu işkenceler neticesinde sağ kolu işlevini yitirmiştir. Davası uğruna özgürlüğünü ve sağ kolunu feda etmiş bu Âlimin zihniyetini şu sözüyle kavramak mümkündür; “Hicabın azadlığı mənim özümün azadlığından qiymətlidir.” Azeri kardeşlerimizin acısı ümmetin acısıdır ve bu onurlu direnişlerinde yalnız değillerdir.

“Mazlumun zalimden intikam alacağı gün, şüphesiz zalimin zulmettiği günden daha çetin olacaktır.” (Hz Ali)


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir