“Hayat, İman ve Cihad”

Paylaş

İnsan ihtiyaç sahibi bir varlıktır ve en temelde de fıtratına ihtiyaç duyar. Fıtrat/temiz ahlak üzerine dünyaya gelen insan dünyadaki birçok etkenin onu fıtratından uzaklaştırdığını fark ettiğinde arayışın ilk adımları atılmış olur. Buna “anlam arayışı” diyebiliriz. Bu anlam arayışının kapsamı “her şey”dir. Anlamı olan her şey… “Şey” kelimesi Arapça ’da en külli kelimedir. Varlığı da yokluğu da içine alır. Varlığı anlamlandırmaya çalışan insanoğlu bir takım materyallere ihtiyaç duyar. Bunlar temelde “kelimeler”dir. Kelimeler kavramları, kavramlar düşünceleri, düşünceler de fikirleri meydana getirir. Düşünmek, dünyayı kafamızda yeniden inşa etmektir. Bu inşa taş veya tahtayla değil, düşünmenin materyalleriyle olur. Yani kavramlarla. Bugün karşılaştığımız tüm ahlaksızlıkların temel sebebi budur: Savaşları, zulmü, haksızlıkları, adaletsizlikleri üreten fikir babalarının kelimelerinin ahlaksız oluşu. Bugün tüm yanlış algıların, yanlış tanımlamaların sebebi de budur.

Kavramlar, bir nesneyi, bir olayı kısaca “şey”leri tanımlamak için kullandığımız araçlardır. O “şey”in mahiyetini tarif etmek için kullanılırlar ve o “şey”in ismi olurlar. Kavramlara ulaşmadan düşünce üretebilmek mümkün değildir ve insan ulaştığı bu kavramlarla “dil” denen sistemi kurar. Bize düşen; öze dönebilmek, ahlakı hâkim kılabilmek için ortak bir dil oluşturmaktır. Bu ortak dil, fıtratın dilidir.

Kavramlar pasif değildirler. Etki sahibidirler. Kullanıldıkları andan itibaren kişide düşünceyi harekete geçirir ve dönüşümü başlatırlar. Doğru düşünmenin temeli, kavramları doğru kullanmaktır. Şimdilerde kelimelerin doğru kullanılmayışı, kavramların doğru tanımlarının yapılmayışı bir kördüğüme sebep oluyor. O yüzden bir tanım “ağyarını mani, efradını cami olmalı” denir. Doğrudur da. Yani o kavramın kastetmediği şeyleri tanımın dışında bırakmalı, o kavramın kastettiği tüm şeyleri de içine almalı. Bahsettiğimiz bu kördüğümün belli başlı sebepleri var. Örneğin; ideolojik sebepler: İnsanlar kendi dünya görüşleri çerçevesinde şekillendiriyorlar kavramları. Kendi inanç ve değer yargıları ile tanımlıyor; bireysel sebepler: İnsanlar çoğu zaman çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Kavramları çarptırıp kendi hizmetlerine hazır hale getiriyorlar veya tüm bunların dışında kavramın özünü bilmesine rağmen yaşam şekli onda, o kavramın mahiyetini değiştiriyor. İnandığı, bildiği gibi yaşamaya değil de yaşadığı gibi inanmaya başlıyor insan. Bu öyle bir düğüm ki tüm sıkıntıların, özel veya genel tüm buhranların, tüm eylemsizliklerin veya aşırılıkların nirengi noktası. Öyle zannediyorum ki bu düğüm çözüldüğünde yanlışlar doğrulara, çirkinlikler güzelliklere, haksızlıklar adalete, sınır tanımazlıklar ahlaka evirilecek.

Bu çağ öyle bir çağ ki eskiden topla tüfekle yapılan kuşatma bugün kavramlar üzerinden yapılıyor. Kuşatıldığımız en büyük tehlike aslında kavramlarımızın içinin boşaltılması veya yanlış malzemeyle doldurulması. Bu yazıda içi yanlış tanımlarla doldurulmuş en önemli kavramlardan birini anlatmaya çalışacağız: Cihad.

Cihad

Cihad Arapça bir kelimedir. C-h-d kökünden türer. Cehd herhangi bir işi başarmak için çaba /gayret/güç sarf etmektir. İlk soru şu: Ne için çaba göstereceğiz?

Bu soruya en genel çerçeveyle verilecek cevap “Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak için”dir. Bizim tüm mücadelemiz bu ahlakı hedef almalıdır. Çünkü bu ahlak bizim hayatımıza değer katar, sözlerimizi hikmetli, eylemlerimizi basiretli kılar. Ve bizi hem bu dünyada hem de ahirette saadete ulaştırır. Ve elbette ki cihadda nihai hedef dünyevi başarılara ulaşmak değil Allah’ın rızasını kazanmaktır.

“Öyle ise kâfirlere itaat etme, onlara karşı (bu Kur’an’la) büyük bir mücadele ver.” (Furkan:52)

Bütün insanları, belirtilen şekilde Allah’ın vahdetine davet etmek büyük bir cihaddır. Onun kıymetini, kemiyet ve keyfiyet bakımından ancak Allah takdir eder. Ayette âdeta şöyle denilmektedir:

Hz. Muhammed (a.s) Efendimiz umuma gönderilen son peygamber olarak yalnız başına küfür ve azgınlıkla, zulüm ve ahlâksızlıkla savaşarak cihadın en iyisini ve en verimlisini sergilediği gibi, İslâm da son din olarak tek başına bütün bâtıl dinlerle kıyamete kadar cihad edecek ruh ve manayı, kuvvet ve kudreti kendinde taşır. Ancak unutmamak gerekir ki bu cihad, son derece ilmî ve metotlu olmalıdır. Kaba kuvvetin genelde bir şey çözemeyeceği kesindir. Hele ki davet gibi bir meselede alınacak tavır bu olmamalıdır. O bakımdan insanlığın hayrına sunulmuş olan dini;  edep, terbiye, hoşgörü, nezaket, yüksek ahlâk ve bilimsel ölçüyle tebliğe çalışmak çokça önemlidir. Kur’an’daki deliller, sakındırıcı emirler ve nasihatlerle, peygamberleri yalanlayan ümmetler hakkında gelen kıssaları okuyarak onlara karşı cihad etmek gerekir. 

“Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah aşırı gidenleri sevmez.” (Bakara:190)

“Allah yolunda savaşmak” deyimi, “Allah’ın ismini yüceltmek ve O’nun dinini güçlendirmek için cihad etmek” anlamına gelir. Hicretten önce, şartlar ne olursa olsun, Müslümanların müşriklerle savaşmaları yasaklanmış, onlarla ilişkilerde barışçı yöntemlerin izlenmesi emredilmişti. Hicretten sonra Müslümanlar kendi devletlerini kurup siyasal bağımsızlıklarına kavuşunca, zamanla ayrıntıları belirlenen bazı şartlara ve kurallara riayet etmeleri kaydıyla, savaşmalarına izin verilmiş ve gerektiğinde emredilmiştir. Bu savaş Kur’an’da kıtal kelimesiyle ifade edilir. Cihadın askeri boyutunu ifade eden kelime de budur.

Ayetin “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın” şeklindeki ifadesinden, sadece fiilen savaşa katılanların ve savaşmayı sürdürenlerin öldürülebileceği açıkça anlaşılmaktadır. İslam’da cihad bir saldırı değil savunmadır. Cihad öldürmenin değil yaşatmanın çabasıdır. Şimdi cihad ettiğini ve bunu Kur’an’ın emrettiğini söyleyerek katliam yapan, cihadı saldırı olarak kodlamış ve bu şekilde inanmış olan gruplar, aşırıya kaçan hatta zulmedenler güruhundandırlar. Bu kodlama bilinçli yapılmış bir kavram yozlaşmasıdır. Şer güçlerin İslam’ı karalama planlarının bir parçasıdır. Nitekim bugün bu konuyla ilgili araştırma yapmak istediğinizde karşınıza ilk çıkan kelime “terör” oluyor. İfsad edici gruplar “cihad” kelimesini kullanarak kelimenin özünü unutturmaya ve insanlar arasında bir zihin karmaşası oluşturmaya çalışmaktadırlar. Kavramın hakikatine ulaşmak için konuyla ilgili ayetlerin Arapçalarına, tefsirlerine ve siyak-sibak ilişkilerine bakılmalıdır.

“İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında büyük dereceleri vardır. İşte ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenler bunlardır.” (Tevbe:20)

Cihad, sadece canla yapılan bir şey değildir. Yani cihad sadece Allah yolunda ölmek için mücadele vermek değildir. Bir bakıma Allah yolunda yaşamak için verilen mücadele de cihaddır. Nitekim bu ayette de cihad kavramının hicret ve mal ile birlikte geçmesi bunu gösterir.

Hz. Peygamber(s.a);

“Pehlivan, rakibinin sırtını yere getiren değil, öfke anında nefsine galip gelendir.”(Buhari, Edeb, 102; Müslim 106-108; Ahmed İbn Hanbel, Müsned) diyerek, nefisle yapılacak mücadelenin zorluğunu bildirir.

“Mücahid, nefsiyle cihad edendir.”(Tirmizi, Fedailu’l-Cihad) sözüyle de nefis mücadelesinin bir cihad olduğunu anlatır.

Tebük seferinden dönerken ashabına, “Küçük cihaddan, büyük cihada döndük.”( Razi 72; Beydavi) demesi, nefisle yapılan cihadın büyük bir cihad olduğunu gösterir. Zaten, nefsiyle cihad etmeyen kişiden düşmana karşı cihadda bir fedakârlık beklenemez.

İnsanın ruhi terbiyesinin önemsenmeyişi toplumun ifsadına yol açar ve bu birçok topluluğun müptela olduğu bir derttir. İnsan kendisini eğittiği ölçüde başkalarını da eğitebilir. İç muhasebesini yapmayan kişilerin küresel zulümlere ve zulmün odaklarına etki edebilmesi pek de mümkün değildir. Fakat bu iç muhasebe bir kere yapılıp bitecek veya bir süreyle sınırlandırılabilecek bir şey değildir. Hayatımızın bir bölümünden değil tamamından sorumlu olduğumuz için bu hayatı ne ile ve nasıl doldurduğumuz önemlidir. İşte Hasan el-Benna’nın şu sözü bunu açık bir şekilde ifade eder: “Hayat, iman ve cihaddır.” Evet, hayat bir şeye iman etmek ve yaşam boyu onun için çaba göstermektir.

Cihad ve İman:

“Ey iman edenler, iman edin.” (Nisa:136)

Ait olma, benimseme hali olan ve Müslümanlığın da ötesinde olan iman, bir emin olma durumudur. Fakat bu eminlik sabit bir durum değil hayat boyu sürecek olan bir şeydir. Ayet iman edenlere tekrar iman etmelerini hatırlatmakla bir bakıma buna vurgu yapmaktadır. Arayışı içerisinde olduğu şeyden emin olan insan onu bulduğunda da mutmain olacaktır. İman insanın kendi iç dengesini sağlamasına yardımcı olur. Bu dengeyi sağlayan insan çevresindekilerle de aynı şekilde bir denge tutturacaktır. Çünkü Hakk’a olan inancı onun düşünce dünyasının temel taşlarını oluşturur. Hakikatine uygun bir inanma, kişinin iman etmesi demektir. Bu inançla insan düşünür, fikir üretir ve harekete geçer.  İşte harekete geçen insan, “cehd”in tanımında olduğu gibi çaba göstermeye de adım atmış olacaktır. İman etmek cihadın ilk ve en önemli basamağıdır. Çünkü bir şeye inanmadan ve onu benimsemeden, o şey için çaba gösterilemez.

Cihad ve Emr-i bi’l-Ma’rûf ve Nehy-i ani’l-Münker:

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa eren onlardır.” (Âl-i İmran:104)

Cihadın ikinci basamağı budur. Bu basamakta insan yol ve yöntemlerin farkına varır.  Allah’a iman eden kişi bu iman etmenin verdiği bir takım sorgulamaları da yaşar. İman etmenin pasif ve bireysel bir şey olmadığını fark eder. Bu fark ediş onu harekete geçirir. İyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak Kur’an’ın açık uyarılarından biridir. Bu aslında diğer yasaların “toplumsal sorumluluk” diye niteledikleri esastır. Cihad, Allah için toplumu ıslah yolunda hiç durmadan çalışmayı esas alır. Cihad insanın kendisine, yaratıcısına, topluma karşı adil olması noktasında elinden geleni ortaya koymasını salık verir. Bu anlamda insanları iyiliğe götürecek her yolun önünü açmak, bu yolda azmetmek, bunun için söz veya davranışla bir tavır ortaya koymak, yani insanları fıtratlarına yaklaştırmak için gereken tüm çabalarda aktif rol almak cihadın esaslarındandır. Aynı şekilde insanların kirli olana yaklaşmalarının önüne set çekmek, onların hakkı ortadan kaldıracak tüm eylemlerinin karşısında yer almak ve aslında en önemlisi de kendilerine zulmetmelerine müsaade etmeyerek kötülükten sakındırmak da cihadın en önemli esasları arasında yer alır.

Cihad ve İbadet:

“Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.”(Hicr: 99)

Cihadın üçüncü basamağı da imanını ve onun pratik karşılığı olan “emr-i bi’l ma’rûf ve nehy-i anil münker”i bir ibadet şuuru ile yapmaktır. Abd; her şeye ihtiyacı olan, noksan demektir. Abd olan insan, eksik bir varlık olması sebebiyle “soyut anlam”a ve “somut bilgi”ye ulaşma arzusundadır. Yani insan için kelimeler anlam, ortaya çıkan fikirler de bilgi olur. Fikirler insanın kulluk bilincini oluşturur. Kulluğun gereği de ibadet etmektir. Burada vurgulamak istediğimiz aslında “en büyük ibadet hakkı müdafaa etmektir” düsturudur. Hakkı müdafaa eden insan noksanlıktan uzaklaşır. Soyut bilgisi yani hak kavramı, somut bilgiye yani onu müdafaa etmeye dönüşür. Bu bilgi insanın kurtuluşa ermesine vesile olacak en büyük ibadetidir ve bu ibadet de ayetin ifade ettiği gibi ölüm gelinceye kadar sürecektir.

Cihad ve Şehadet:

“Müminler içinde Allah’a verdikleri sözde duran nice erler var. İşte onlardan kimi, sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir(şehid olmuştur); kimi de (şehitliği) beklemektedir. Onlar hiçbir şekilde (sözlerini) değiştirmemişlerdir.” (Ahzab:23)

Cihadın son basamağı da şehadettir. Bizim hayatı değiştirme cehdimiz son raddede savaşı da göze alan bir cesareti gösterebilmelidir. Bu savaş ölümle neticelenebilir, ama biz ölümü göze alanlara hayatın bahşedildiğine inanıyoruz. Bunun yanında onu salt ölüme koşmak olarak nitelememek gerekir. Şehadetin rolü öldürülmekten daha üstündür.

“Şehadet savaş değil misyondur. Silah değil, mesajdır.” Şehid Ali Şeriati’ye ait bu söz, Şehid Metin Yüksel’in “Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara” sözüyle nasıl da anlamını buluyor. Yine şehidi, topluluğun içinde ansızın yanan bir mum olarak niteleyen Şehid Şeriati’nin sözlerindeki anlam da Şehid Çamran’ın şu sözlerinde saklıdır: “Benim bu karanlığı ortadan kaldırmam mümkün olmayabilir. Fakat küçücük bir ışık ile karanlık ile nurun, hak ile batılın arasındaki farkı gösterebilirim. Ne kadar küçük olsa da ışığı arayan kimselerin kalbinde bu ışık büyüyecektir.” Evet, cihadın şehadetle bağı tam da buradadır işte. Aradaki farkı gösterebilmekte,  karanlığı aydınlatmak ve zulmü ortadan kaldırmak için yanan, ama yakmayan bir isyan olabilmekte.

“Gayemiz Allah, önderimiz Rasûlullah’tır. Anayasamız Kur’an, yolumuz cihaddır. En yüce temennimiz Allah yolunda şehid olmaktır.” (Şehid Hasan el-Benna)

“Müslümanca yaşamın olmadığı bir yerde Müslümanca ölmenin elbette bir yolu vardır.”(Şehid Malcolm X)

“En büyük cihad zalimin karşısına çıkıp, ‘Sen haksızsın!’ demektir.” (Hz. Hüseyin)

“Lideri şehit olmuş bir hareket kesinlikle yenilmez. Düşmanın zilleti altındaki rahattan, cihad altındaki meşakkat daha değerlidir.” (Şehid Fethi Şikaki)

Allah’a verdikleri sözde duran bu erler, sözünü tutmayı bekleyen nicelerinin yolunu aydınlatıyor. Allah bizlere onların aydınlattığı bu yolda yürüyebilmeyi ve yolun sonunda da sözünü tutanlardan olabilmeyi nasip etsin.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir