FİLİSTİN’E VEDA

Paylaş

Orijinal ismi Farsça da “Hayatta Kalanlar” anlamına gelen بازمانده olan film, Türkçeye “Filistin’e Veda” olarak tercüme edilmiştir. Film İran-Suriye ortak yapımı olup orijinal seslendirmeler Arapça’dır.

1995 yılında vizyona giren filmin yönetmenliğini yapımcı, senarist ve yönetmen olan Seyfullah Dad yapmıştır. Filmin senaryosu da yine ona aittir. Filmin yapımcılığı Seyfullah Dad’in kurmuş olduğu Sina Film’e aittir. Seyfullah Dad, “Güzellik arayışında olan Tahran” “Kani Manga” “Yağmur Altında” gibi filmlerin de yönetmenliğini yapmış; Kani Manga filmi için Fajr Film Festivali Jürisi Altın Madalyası ödülünü, “Hayatta Kalanlar” filmi için ise Fajr Film Festivali Jürisi Crystal Simorh ödülünü almıştır. Filmin müzik yapımcısı, İran’ın önde gelen bestecilerinden olan müzisyen Mecid Entezami’dir. Kendisi birçok filmin müzik yapımcılığını üstlenmekle beraber birçok da ödül almıştır.

İran filmlerinin yasaklarının filmde yer almamasının sebebi Suriye’de çekilmiş olmasıdır. Filmde Suriyeli ve İranlı oyuncular yer almaktadır. Filmin başrolleri Selma el–Mısri (Safiye), Ciyana Iyd (latıfe), Cemal Süleyman (Doktor Said), Bassam Kossa (Yahudi film yapımcısı), Gassan Mesud (Şimon), Sabah Barakad (Hanna), Aladdin Coelho (Reşid)’e aittir.

1948 yılında Hayfa’da geçen ve Yahudilerin Filistin’e göçünü konu alan filmde, Filistinli ünlü bir yazar ve gazeteci olan Ghassan Kanfani’nin “Hayfa’ya Geri Dönün(بازگشت به حیفا)” adlı eserinden esinlenilmiştir. Film, Dr. Said ve ailesi çerçevesinde Hayfa’yı; Hayfa merkezinde ise Filistin’i anlatmaktadır.
Senaryo Filistin’in İngiliz mandasında olan süreci ile başlatılmış ve işgal öncesinde yapılan bu hazırlıklarla bağlantı kurulmuştur. Filmde Siyonist işgalin, Manda yönetiminin geri çekilmesinin hemen ardından gerçekleşmesine de dikkat çekilmiştir.

“Filistin yanan bir orman gibi olmuş. Bir tarafı söndürdükçe öbür tarafı tutuşuyor. Bu yangından kim kurtulabilir? Tabi ki ormanın dışında olanlar.” İngiliz müfettişine ait bu sözler. İngiliz- Yahudi işbirliğinin, halkı, evlerini ve topraklarını bırakıp kaçmaya ikna etme ve “topraksız bir halk için, halksız bir toprak” düşüncesi ile Filistin’in şehirlerini boşaltma ve Yahudi olmayan herkesten arındırma amacını göstermektedir. Bu amaç için huzursuzluk yaratan eylemler, patlamalar, tehditler yapılmaktadır. Tehdit edilen ailelerden birisi de İstasyonda yapılan patlamayı gerçekleştiren Şimon hakkında şikâyette bulunan Dr. Said’dir. Yahudileri Filistin’e yerleştirmekle görevli ve adanmış bir Siyonist olan Şimon, Dr. Said’i yanına getirttirerek bir hafta içerisinde Hayfa’yı terk etmesi için tehdit eder. Dr. Said’le olan diyalogları Siyonist İşgalcilerin amaçları ve bu amaç için yapılan eylemlerin mantığını ortaya koymaktadır: “Biz Filistin’de milli bir Yahudi vatanı kuruyoruz. Sistemli ve planlı bir devrim yapıyoruz.” Ayrıca Şimon, yaptıkları katliamlar için delil olan uydurulmuş şu ayeti de okur: “Onların her şeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme. Erkekten kadına, çocuktan emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşeğe kadar hepsini öldür.”(Tevrat, 1. Samuel böl. Ayet 3)

Şimon, Dr. Said’i daha fazla korkutmak ve canını yakmak için özellikle kardeşi ve ailesinin ölenler arasında olduğu Deir Yasin katliamını hatırlatır. Kudüs yakınlarında bulunan Deir Yasin köyünde Siyonist Irgun örgütüne bağlı militanlar tarafından yaklaşık 300 kadın, çocuk ve yaşlıların katledildiği olayı Şimon şu şekilde anlatır: “Halktan düşmanlarımızla işbirliği yapmamalarını istedik, ama bizi dinlemediler sonra onları öldürdük. Gerçek şu ki köyün bütün halkını topladık ve üstlerine ateş saçtık.” Bu kadar basittir. Bizim olanı almak için öldürürsün. Yapılan zulüm tehdidin ötesine geçmiştir ve bu etnik temizlikten başka hiçbir şey değildir. Hitlerin yaptığı soykırımın mağdurlarından olan Yahudilerin, aynı zulmü Filistinlilere karşı yapmaları da ilginç bir durumdur. Şimon’un, “Eğer Hayfa’yı terk etmezseniz sizi ailecek denize dökerim.” tehdidine karşılık Said, “Zaten bu Hitler’den öğrendiğiniz tek şey.” olarak verdiği cevapla bu çelişkiyi dillendirmiştir.

Aileleri anneler vatanları ise babalar kurtarır. Dr. Said’in annesi (Safiye) ve babası (Reşid) bu cümlenin tam bir örneğidir. Safiye bir kızını doğum yaparken, bir evladını da Deir Yasin katliamında ailesiyle birlikte kaybetmiştir. Dolayısıyla oğlu Said’in de yaşaması ve kendisine geri dönmesi için yüreği yanmaktadır. Ancak Filistin direnişçilerinden olan kocasını oğullarını Gazze’ye getirmek için ikna edememektedir. Reşid, Filistinlilerin kendi evlerini terk etmemeleri gerektiğini söylemekte ve “Ben insanları başka bir şey yapmaya ikna ederken sen benden bunun tersini istiyorsun. Yani oğlumu ve torunumu kurtarmak. Şimon, Siyonistler ve sen hepiniz tek bir şey istiyorsunuz; evlerimizi terk edip göç etmemizi. Herkes kendi menfaatini düşünürse ve onu ülke menfaatinin üstüne koyarsa o zaman ne olacak? Koyun sürüsüne dönüşeceğiz. Sessizce ve sakince yemlenirken, çevremizde olanları hissetmezken birden uyanıp bıçak boğazımıza dayanmış olacak.” diyerek Safiye’nin isteğine itiraz etmektedir. Safiye’nin oğlu ve torunu Ferhan için duyduğu endişe bir baba olarak Reşid’i mutlu eder ve Said’in, yaşadıkları konusunda endişe değil de mutluluk duymasını ise ölümüne sebep olsa bile “Ben mutluyum çünkü oğlum Said Filistin’den kaçmanın öldürücü hastalıklardan ve kanserden çok tehlikeli olduğunu öğrenmiş oldu.” sözleriyle açıklar.

Ancak babanın bu açıklamaları anne yüreğinin acısını dindirmez. Safiye, Reşid’e: “Sanırım hayat sisteminde büyük değişiklik var. Adaletsiz bir sistem bu. Anne çocuklarını büyütürken siz erkekler durup bakıyorsunuz. Anneyi kendi halinde bırakıyorsunuz. Ticaret ve siyasete kaçıyorsunuz. Eğer bu fark olmasaydı dünya yeşil bir cennet olurdu.” sözlerinin yazılı olduğu mektubu bırakarak Hayfa’ya oğlunun yanına gider. Bu süreçte İngilizler, Filistin’den çekilir ve toprakları Siyonist işgale teslim eder.

İngilizlerin bölgeye gelmesi ve çekilmesi ile ilgili kısa bir bilgilendirmede bulunalım:
Filistin yönetimi 24 Temmuz 1922’de Milletler Cemiyeti’nin aldığı kararla İngiliz mandasına verilmiş, öncesinde 1917 yılında Arthur Balfour’un, siyonist Rothschild'e mektup göndererek İngiltere hükümetinin Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasını destekleyeceğini belirtmesi bu işgalin Siyonist bir yapıya büründüğünü göstermişti. Nitekim manda yönetimi kurulunca Filistin’e yapılan Yahudi göçü ve toprak alımları hızlandı. Devamlı göç Filistin’in işgali demekti. 1929-1939 yılları arasında Avrupa’daki faşizmin şiddetlenmesi ile birlikte yaklaşık 250.000 Yahudi Filistin’e göç etmişti. Birleşmiş Milletler (BM) 1947 yılında Filistin'in bölünmesini öngören bir teklifi kabul etti. Bu bölünme planıyla, nüfusun yüzde 40'ından azını oluşturan, toprakların yüzde 10'undan daha azına sahip Yahudilere, Filistin'in yüzde 55'i bırakılıyor, Kudüs ve Beytüllahim'deki kutsal mekânların bulunduğu alanların yönetimini de Birleşmiş Milletler'e devredilmişti. 14 Mayıs 1948’de İsrail bağımsızlığını ilan etmiş ve hemen ertesi gün Filistinliler tarafından “Nakba(büyük felaket)” olarak adlandırılmıştı. Bir yılda 900 bin Filistinli yaşadıkları bölgelerden çıkmaya zorlanmıştı.

Manda yönetiminin çekilmesinin hemen ardından milli bir vatan arzusunun en aşağılık ve acımasız yüzü gözler önüne serilir. Sistem işlemeye başlar ve adım adım işgal gerçekleşir. Yahudi milisler Hayfa’yı ev ev pazaryerine boşaltır. Kadın, yaşlı, genç ve çocuklar sonlarına, merhamet dilenen gözlerle değil onurlu ve başları dik bir şekilde şahit olurlar. Hepsinin üzerine tereddütsüz bir işaretle ateş saçılır. Filimde bu kanlı sahneyi görmüyoruz. Ancak silahların gürültüsünü işitirken ve mermilerin yere çakılışını izlerken öfkeye kapılıyor ve katliamı seyrediyoruz. Hayfa çığlıklar altında kanlı bir şekilde acımasızca işgal ediliyor. Silahlı askerlerin ardından şehre tanklar giriyor. Evlerinden çıkarılan sokaklarda katliam yapılan Filistinlilerin evlerine Yahudi aileler yerleştiriliyor. Sadece üç gün sonra Said ve Latıfe’nin evine Polonya’dan göç etmiş olan Hanna ve Koşen adlı karı-koca yerleştiriliyor. Evde aç ve susuz bulunan Dr. Said’in oğlu Ferhan, çocukları olmayan bu aileye veriliyor ve ismi Moşe olarak değiştiriliyor. Dr. Said ve Latıfe’nin hayatları, evi ve eşyaları çalındığı gibi nesli de çalınıyor. Ev yeniden dizayn ediliyor. Eski fotoğraflar, resimler kaldırılıyor ve Yahudiliğin sembolleri yerleştiriliyor. Ve tüm bunlar sözleri, ateşli bir Siyonist İdelshon’a ait olan İbrani halk şarkısı “hava nagila” eşliğinde oluyor. Filistin müziklerine çok kısa süreler verilirken bu şarkı filmde sonuna kadar çalıyor. Ancak Filistin müziklerine de ağırlık verilmeli, mutluluk, gam, keder şarkılarla desteklenmeliydi.

Hayfa’da direniş başlamıştır. Gazze’de direnişçi olarak sadece Reşid gösterilmiş, Hayfa’da bu sayı sadece üçe çıkarılmıştır; Reşid, Safiye’nin yeğeni Gassan ve Gassan’ın sözlüsü. Bu durum zulmün boyutunun büyük olması ancak direnişin pasif görünmesine sebebiyet vermiştir. Bu üçlü bir eylem planlamıştır. Yapılacak olan eylem Tel Aviv’e giden bir treni patlatmaktır. Patlayıcı dolu valizi trene koyacak kişi Reşid’dir. Ancak Reşid bir eylem sırasında ölümcül bir şekilde yara almıştır. Trene konacak valizin sorumluluğu Safiye’ye kalır. Önce durumu kabullenmez çünkü biricik torunu Ferhan’ı daima Yahudi aileden kaçırmayı arzulamıştır. Ancak şimdi Tel Aviv’e varamayacak olan trende ikisi de olacaktır. Safiye’yi bu görevi üstlenmeye ikna eden ise trende Tel Aviv’e, Hayfa’da yaşananları tekrarlamak üzere giden Siyonist askeri bir gücün olmasıydı ve trenin oraya varması yeni bir katliamın gerçekleşmesi demekti. Safiye, denileni yapar, Reşid’in Safiye’ye emanet ettiği eylem başarıyla sonuçlanır.
Filmde iki patlama gerçekleşir fakat iki olaya da kamera tutulmaz. Bu durum biraz basite kaçılmış olduğunu düşündürtmektedir. Fakat en sade ve yalın anlatımı ile bile film verilen mücadeleyi ve yapılan zulmü iyi bir şekilde göstermiş. Filmde yoğun duygular yaşamaları sebebiyle mi bilemiyorum Safiye ve Latıfe’nin hisleri her hallerine yansımış. Özellikle Safiye’nin Hayfa’ya ümitle geldiği ilk hali ile işgalden sonraki hali farklılaşmış, acı ve ıstırap yüzüne yerleşmiş.

Filistin’e Veda, şiddet sahnelerinin gösterilmemesi sebebiyle ailecek, çocuklarla beraber izleyebileceğiniz bir film. Filmi izlerken kendinizi, Filistin’de bir direnişçi, Hayfa’da bir anne, Gazze’de bir baba, Deir Yasin’de bir aile olarak düşünmeniz temennisiyle. İyi seyirler…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir