Filistin’de İntifadalar

Paylaş

HALKLARIN ÖZGÜRLÜĞÜNÜN ASAL ŞARTI İNTİFADADIR

Siyonizmin, babası Theodor Herzl tarafından bir ideoloji olarak ortaya konuluşunun yüzüncü, İngilizlerin hazırladığı işgal belgesi Balfour Deklarasyonu’nun yetmişinci, Filistin topraklarını ikiye bölen BM kararının kırkıncı, Arap-İsrail savaşının yirminci, İsrail’in Güney Lübnan’ı işgaliyle birlikte vahşice işlediği Sabra ve Şatilla katliamının beşinci yılında Filistin için bir dönüm noktası yaşandı: İntifada.

Filistin tarihine bakıldığında irili ufaklı pek çok ayaklanmanın vuku bulduğu görülecektir. Ancak bu seferki ayaklanma, öncesinde çeşitli şekillerde bastırılan direniş hareketlerinden hayli farklı olacaktı. 1967’den beri yirmi yılı bulan işgal altında yaşamanın acı birikimi ve bu süreç içerisinde doğup büyüyen bir neslin varlığı, Filistin’in tarih sahnesinde görülmeyen bir ayaklanmaya sebep olmuştu. 1987, katlanılmazlık duygusunun kıvılcımlarını saçarken 9 Aralık’ta ilk taşların atılmasıyla Filistinliler tarihi bir dönemece girdi ve intifadalar silsilesinin birincisi gerçekleşti. 

TAŞ İNTİFADASI ( 1987-1993)

Arapçada “silkinme” kökünden türeyen intifada kelimesi, Filistin’de hayatı işgal altında tanımış olan yeni kuşağın ortaya koyduğu topyekûn bir direnişi ifade eder. İşgalin içine doğan yeni kuşak, Arap rejimlerinden bir şeyler beklemeyi bir yana bırakarak kurtuluşun yolunun kendi başının çaresine bakmakta olduğunu fark etti. 1987 yılına gelindiğinde intifadanın önündeki en büyük engellerden olan ve daha önceki ayaklanmaların uzun sürmemesine sebep olan hizipleşme ve siyasi görüş farklılıkları alt edilip 20 yıllık işgalin maruz bıraktığı korku engeli aşılmıştı.  

1967 Altı Gün Savaşı’nda İsrail’in Suriye’nin Golan Tepeleri’ni, Mısır’ın Sina Yarımadası’nı, Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü işgal etmesi Arap rejimlerine ciddi bir darbe vurdu. 1982’de Güney Lübnan işgalinin FKÖ ve Filistinli direniş gruplarının Lübnan’dan tasfiyesiyle sonuçlanması, Arap rejimlerinin Filistin meselesini görmezden gelmeleri Filistin’de İslami hareketleri, ulusalcı yapıları ve Filistin halkını kendi başının çaresine bakmaya itti.

Birinci intifada 9 Aralık 1987’de Gazze’nin Cebaliye mülteci kampında başladı. İsrail ordusuna ait bir aracın, Eretz geçiş noktasında 4 Filistinli işçiyi ezerek öldürmesiyle kitlesel gösteriler düzenlendi. Gösteriler sırasında İsrail ordusuna taş atan genç Filistinlilerin öldürülmesi intifada ateşini yaktı. 9 Aralık’ın öncesine baktığımızda birinci intifadanın tetiklenmesinde en önemli rolü oynayan hareket, İslami Cihad hareketi mensubu mücahitlerdi. 18 Mayıs 1987’de İsrail’in Gazze’deki merkez hapishanesinden 6 İslami Cihad üyesinin kaçmasıyla olayların fitili ateşlendi ve bu olay Filistin’de büyük yankılara sebep oldu. Üstelik Siyonistler firar eden kişileri yakalayamadı. Firar eyleminin devamını İslami Cihad Hareketi’nin silahlı kanadının İsrail askerlerine karşı gerçekleştirdiği başarılı bir saldırı takip etti. Sonrasında İslami Cihad hücrelerinden biri ile İsrail askerleri arasında Şucaiyye mahallesinde 6 Ekim 1987 yılında yaşanan kanlı çatışmalar özellikle bu bölgedeki halkın tamamının siyonist rejime karşı seferber olmasına yol açtı. Bu operasyonların ardından Gazze’de büyük yürüyüşler düzenlendi ve tüm bunlar intifadaya müncer oldu. İslami Cihad’ın intifadanın başlamasından önce gerçekleştirdiği eylemlerden biri de intifadanın patlak vermesinden iki gün önce Gazze Şeridi’nin güneyinde bir siyonistin öldürülmesiydi.

Tepkisel bir karakterle başlayıp kısa sürede bir buçuk milyon kişinin örgütlenerek, yüzlerce köyde, tüm kentlerde ve hemen hemen her kampta yayılan intifada, örgütlü ve planlı bir harekete dönüştü.

İlk aşamada birinci intifadanın sembolik eylemleri işgal ordusunun elindeki ağır silahlara karşılık taş atma, molotoflu saldırılar, işgal edilmiş bölgelerde Filistin bayrağını sergileme, afişler hazırlama ve duvarlara yazı yazma şeklinde oldu. İşgal edilmiş topraklarda önemli oranda Filistinli işgücü vardı. İntifadaya katılan işçi sınıfından binlerce kişi haftalar süren “Dükkânlar Savaşı” isimli kepenk kapatma ve genel grev eylemleri düzenlediler. Dolayısıyla İsrail kurumlarında çalışmayı reddetme ve ekonomik boykot çağrılarının karşılık bulması intifadanın belirli bir kararlıkla sürmesine yardımcı olurken İsrail ekonomisine de ciddi bir darbe vurdu.

İsrail’in intifada karşısındaki tepkileri özellikle tanklara taş atan çocukların ve eylemcilerin ellerinin kollarının ve belinin kırılması; direnişçiler için kale gibi olan köylerin yakılması, yıkılması ve abluka altına alınarak dışarıyla bağlantısının tamamen kesilmesi şeklinde oldu.

İntifadanın ikinci aşamasında FKÖ koalisyonun içinde olan El Fetih, FKHC, FKDC, FHP’nin kurduğu “Birleşmiş Ulusal Ayaklanma Liderliği”, intifada fikrinin tabana yayılması ve kitle mücadelesinin biçimlenmesi için halk komiteleri kurdu. İhvan ve İslami Cihad gibi hareketler başlarda ortak hareketin sağlanması için bu yapıya kısmen katılsa da sonrasında gelişen süreçlerde tamamen ayrı olduklarını ilan ettiler. İntifada hareketi yükselirken üçüncü aşamada Yaser Arafat liderliğindeki El Fetih hareketi ve FKÖ, intifadanın birinci yılı bitmeden Filistin hükümetinin bağımsızlığını ilan ederek İsrail’le barış görüşmelerine başladı.  

El Fetih hareketinin uzlaşma görüşmelerine başlamasıyla intifada 1989’dan itibaren hızını iyice kaybetti, 1991 yılında gündemden düştü. FKÖ ve İsrail arasında uzun süredir gizlice yürütülen toplantılar çürük meyvesini 20 ağustos 1993 yılında Norveç’te verdi. Özerk Filistin Yönetimi’nin kabul edildiği Oslo Anlaşması’yla birinci intifada FKÖ tarafından sona erdirildi. Böylelikle Filistin tarihinde ilk defa iki devletli çözüm Filistinli bir örgüt tarafından birinci intifada sırasında kabul edildi. Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Başkanı Yaser Arafat, İsrail Başbakanı İzak Rabin’e yazdığı mektupta şu ifadelere yer veriyordu:

“Sayın Başbakan, ilkeler bildirgesinin imzalanması Ortadoğu’da yeni bir döneme işaret etmektedir. Bu yüzden FKÖ’nün aşağıdaki şartları kabul ettiğini teyit etmek isterim.

-FKÖ, İsrail Devleti’nin barış ve güvenlik içinde varlığını kabul eder…”

ABD tarafından düzenlenen Madrid Barış Konferansı’nda ve Oslo sürecinde, ayaklanmanın ateşi söndürülüp Filistin tarafına İsrail’in kabul ettirilmesiyle intifadanın rüzgârı alındı. ABD’yi dünya sahnesinde barış güvercini konumuna getiren bu anlaşmalar Arafat ve Rabin’e de 1994’te Nobel Barış Ödülü getirdi.

İntifada, süreç içerisinde ABD ve BM tarafından Arafat’ın adam yerine konulmasıyla uluslararası konferanslara ve BM kararlarına boğuldu. Birinci intifada sırasında FKÖ liderliğinde yapılan ve barış girişimleri olarak adlandırılan uzlaşmacı tavır, prestijli El Fetih örgütünün İsrail’i resmen tanıması ve işgali kabul etmesiyle sonuçlandı. FKÖ, ulusal harekete ve İsrail işgali karşısındaki direnişe öncülük etmek yerine, müzakere masasında kendine bir yer bulmak için kendi halkına polislik yapan bir kuruma -Filistin Yönetimi’ne- dönüştü. Filistinliler, FKÖ yöneticilerinin intifadanın kollarını kırdığını ve taşlarla kazanılanların diplomasi alanında kaybedildiğini söyledi.

BM Yüksek Güvenlik Şurası’nın 1967 Haziran Savaşı’nın ardından yayınladığı 242 sayılı karar, İsrail’in Batı Şeria’dan çıkmasını ve savaş öncesi sınırlarına geri dönülmesini talep ediyordu. İslami Cihad ve Hamas, FKÖ’nün söz konusu BM kararını kabul etmesini Filistin topraklarının önemli bir kısmını satmak olarak görüyordu.

İslami Cihad intifada esnasında yayınladığı bildirilerle laik ve ulusalcı Arap hareketlerinin Filistin halkının ve ümmetin potansiyel gücünü açığa çıkarmada yetersiz kaldıkları eleştirisini yapmaktaydı. İslami Cihad FKÖ’nün uzlaşmacı tavrını siyasi intihar, intifadayı suiistimal etmek ve halkın vahdet unsurlarını zedelemek olarak görüyordu. Çünkü FKÖ’nün bu uzlaşmacı tavrı Filistin’in sınırlı bir bölgesinde kurulacak özerk bir devlete ikna olmuştu.

İslami Cihad ve Hamas gibi İslami direniş grupları intifadanın ilk günlerinde yayınladıkları bildirilerle ABD eliyle yapılan Orta Doğu’da barış konferanslarına ve FKÖ’nün Siyonist rejimle yürüttüğü uzlaşma eğilimli görüşmelere karşı çıkıyordu. İhvan ve İslami Cihad‘ın FKÖ gruplarıyla arasındaki tek siyasi buluşma noktası Batı Şeria ve Gazze’de işgale son vermekti. Bunun dışındaki noktalarda her iki taraf intifada sürecinde farklı hedefler benimsemişlerdi. Fetih önderliğindeki FKÖ, intifada vesilesiyle uluslararası bir toplantı düzenlenmesi ve bağımsız bir Filistin Devleti’nin kurulmasını savunuyorken; Hamas ve İslami Cihad gibi İslami örgütler İsrail’in varlığının ortadan kaldırılması ve tüm Filistin toprakları üzerinde bir devlet kurulması fikrini savunuyordu.

İslami Cihad hareketi birinci intifadanın başlangıcındaki öncü misyonunu aldığı darbeler ve hücre baskınları nedeniyle aynı düzeyde sürdüremediği için halk nezdinde Hamas daha ön plana çıktı. İslami Cihad, İslamcı yapıları da intifadanın taşıdığı potansiyeli uluslararası dengelere terk etmekle ve intifadanın büyük bir taviz haline getirilmesinde köprü vazifesi görmekle eleştirdi.

İntifada Filistin’deki İslami hareketlerde yeni bir yönelimin oluşmasına imkân sağladı. İhvan-ı Müslimin, Filistin konusunda intifadaya kadar ön plana çıkan bir hareket değildi. Dolayısıyla intifada ile birlikte İhvan da yeni bir aşamaya geçti. Bu yeni aşama ise fiili-silahlı direniş aşamasıydı. İhvan, Hamas’ı Filistin topraklarında intifadanın hayata geçirildiği bir zamanda kurdu. Dolayısıyla intifada Hamas’ın işgalcilere karşı ilk düzenli ve devamlı mücadelesinin başlangıcını oluşturdu.

Birinci intifadanın ilerleyen safhalarında Hamas ve İslami Cihad gibi hareketlerin silahlı kanatları, silahlı direnişe ve istişhadi eylemlere başladı. Silahlı direnişte FKÖ militanlarının Filistin’de olmamasından dolayı Hamas ve İslami Cihad gibi hareketler ön plana çıktı.

Birinci intifada sırasında 1300’den fazla Filistinli şehid oldu, 160 Siyonist öldürüldü.

EL AKSA İNTİFADASI ( 2000-2005)

Birinci intifada sona erse de direniş Filistin halkının günlük yaşam tarzıdır. Gündüzleri çocuklar taş atarak okula gider, kurulan barikatların önünden geçenler taş ve sapanlarla bir süre mücadele eder, gün aralarında binlerin katılımıyla cenaze merasimleri tertip edilir, akşamları taziyeler düzenlenir, gece operasyonları Filistinli örgütlere bırakılır ve yine ertesi gün intifada kaldığı yerden devam eder.

1982’de İsrail’in Güney Lübnan işgali sırasında meydana gelen Sabra ve Şatilla katliamının askeri sorumlusu eski İsrail Başbakanı Ariel Şaron’un, 28 Eylül 2000’de Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemesiyle ikinci intifada başladı. Şaron’un İsrail askerlerinin koruması altında Mescid-i Aksa’nın avlusunda dolaşması ve “buraların hepsi İsrail olacak” demesi Aksa mescidindeki Filistinlileri ayaklandırdı ve birinci intifadadan gelen tecrübeyle işgalci askerlerle hızlıca bir çatışmaya girildi. Kudüs’te başlayan intifadanın ilk gününde 7 Filistinli direnişçinin hayatını kaybetmesiyle intifada ateşi Batı Şeria ve Gazze’nin her yerini kuşattı. İntifadanın üçüncü gününde bir duvarın dibine sığınan silahsız bir baba ve oğlu Muhammed el-Durra İsrail askerlerinin ateşine maruz kaldı. İkinci intifadanın sembol ismi 11 yaşındaki Muhammed el-Durra’nın babasının ve medyanın gözleri önünde öldürülmesi Filistin’de intifada dalgasını en yüksek seviyeye çıkardı.

İntifada hiç durmadan sekizinci ayına ulaştığında Filistinliler 800 ölü, 15 bin yaralı vermiş, İsrail’den yurtdışına kaçan yedek asker ve gençlerin sayısı 900 bine ulaşmıştı. İkinci İntifada sürecinde ilk şehadet eylemi 9 Ağustos 2001 tarihinde işgal edilmiş topraklardaki en işlek caddede Hamas mensuplarınca gerçekleştirildi. Birinci İntifadayla Filistinliler için aşılan korku duvarları bu eylemlerden sonra Siyonistler için örülmeye başladı. Şaron Filistinlilerin direnişini hiçbir şekilde kıramadı ve suikastlara girişmeye başladı. İlk olarak İntifadanın 11. ayında İsrail tarafından FKHC’nin üst düzey liderlerinden birine füze saldırısı düzenlendi. Şaron’un bu adımı çok ters tepti. Birinci intifadadan sonra çok fazla güç kaybeden FKHC hücrelerini uyandırdı ve örgüt yeniden aktif eylemlere başladı. 17 Ekim 2001’de İsrail Turizm Bakanı Rehevam Ze’evi’nin FHKC militanları tarafından öldürülmesi HAMAS, İslami Cihad, El Fetih gibi örgütlerin lider kadrolarına yönelik suikastları de artırdı.

Birinci intifadada taş ve molotof kokteyli kullanan Filistin direnişi, ikinci intifada sırasında İsrail’in kentlerine ulaşan füzeler kullanmaya başladı. İkinci intifadanın başlamasından yaklaşık bir yıl sonra, 26 Ekim 2001’de İşgal edilmiş topraklar, Kassam tugaylarının ilk yerli füzesiyle vuruldu. Filistin direnişi o tarihten sonra füze kapasitesini artırdı. İsrail’in en büyük kentleri Filistinlilerin füze menziline girdi. Birinci intifadadan farklı olarak ikinci intifadada silahlı eylemlerin düzenlenmesi Filistinli örgütlerin askeri kollarına bırakılmış halk İsrail polisine karşı taşlı direniş seçeneğine devam etmişti.

İkinci İntifadada şehadet eylemlerinin çok büyük etkileri oldu. 28 Ocak 2001 tarihinde Amari mülteci kampında büyüyen 28 yaşındaki Wafa İdris, Kudüs’te şehadet eylemi gerçekleştiren ilk kadın oldu. Hamas ve İslami Cihad’ın şehadet eylemleri sayesinde İsrail sokakları adeta boşaldı. Aralık 2001 tarihinden itibaren İsrail Gazze ve Ramallah’ı bombalamaya başladı. Arafat’ın Ramallah’taki karargâhı İsrail tankları tarafından uzun süre kuşatma altında tutuldu. Hamas’ın kurucusu ve lideri Şeyh Ahmet Yasin evinde gözaltına alınarak Gazze ve Batı Şeria’da Hamas’ın tüm büroları kapatıldı.

Yaser Arafat, ikinci intifada boyunca birinci intifadada olduğu gibi yapılan çeşitli müzakereler ve anlaşmalarda uzlaşmacı politikasını devam ettirdi. Ancak bu teslimiyetçi tavır Filistin halkına kabul ettirilemedi. İkinci intifadada öfke yalnızca İsrail’e karşı değil Arafat yönetimine karşı da yöneldi ve birinci intifada sırasında atılan imzalar geçersiz kılınıp Oslo ittifakı fiilen çökertildi.

İntifadanın ilk zamanlarında ABD başkanı Bill Clinton son bir atakla, 16 Ekim 2000 tarihinde Mısır’ın Şarm el Şeyh kentinde Barak ile Arafat’ı bir araya getirmeye çalışsa da görüşmeler sonuçlanamadı. Şeyh Ahmet Yasin gibi birçok Filistinli lider suikastlarla şehit oldu. Filistin Yönetimi, Filistin Kurtuluş Örgütü ve El Fetih’in lideri Yaser Arafat, Kasım 2004’te Paris’te zehirlenerek hayatını kaybetti. 9 Ocak 2005’te yapılan seçimlerle Mahmut Abbas, Arafat’ın yerine geçti. 8 Şubat 2005 tarihinde Şarm El Şeyh’de Ariel Şaron ve Mahmud Abbas arasında yapılan görüşmelerde barış anlaşması imzalandı. Abbas’ın İntifadayı durdurma çağrılarına Hamas ve İslami Cihad gibi hareketler uymasa da bu anlaşma Filistin halkının birleşik direnişini söndürdü.

İkinci intifada sırasında İşgalci ordu, Batı Şeria ve Gazze’ye yüzlerce baskın düzenledi. Binlerce ev yıktı, tarımı felce uğratmak için tarlaları yaktı ve birçok ağacı söktü. El Aksa intifadasının sonunda yaklaşık 4500 Filistinli hayatını kaybetti, 50 binden fazla kişi de yaralandı. Gasıp İsrail’in kaybı ise 69 ölü, 5 bin yaralı oldu.

BIÇAK İNTİFADASI (2015-…)

Zaman zaman sönüp tekrar alevlenen yeni intifada önceki iki intifadadan oldukça farklı bir seyirde ilerliyor. İsrail’in 2014’te Gazze’ye açtığı ve 51 gün süren savaş, Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas’ın halkın direnişine ihanetleri, işgalci rejimin Mescidi Aksa’yı zaman ve mekân olarak bölmeye yönelik çalışmaları, uluslararası güç dengelerinin İsrail yanlısı tutumu sebebiyle Filistin’de üçüncü bir intifada patlak verdi. Üçüncü intifadanın başlangıcına dair farklı zamanlarda farklı eylemler gösterilse de bu intifadanın sembolü Muhanned Halebi’nin eylemidir. 19 yaşındaki Muhanned Halebi’nin 1 Ekim’de iki siyonist askeri bıçaklayarak öldürmesi yeni intifadanın “Bıçak İntifadası” olarak anılmasına neden oldu. Bıçak İntifadasını başlatan Muhanned Halebi gerçekleştirdiği eylemden birkaç gün önce Facebook hesabından İsrail’i aşırı radikalleri Mescid-i Aksa’nın üzerine saldırtmakla suçlayan Mahmud Abbas’a şöyle seslendi: “ Güzel konuşma Sayın Başkan, fakat biz Doğu Kudüs’ü ve Batı Kudüs’ü tanımıyoruz. Biz Kudüs’ü bir ve bölünmemiş olarak biliyoruz ve onun her parçası kutsaldır. Kusura bakmayın Sayın Başkan ama Mescid-i Aksa’daki kadınlara ve Mescid-i Aksa’nın kendisine yapılanlar, barışçıl önlemlerle durdurulamayacak. Biz aşağılanmak için büyütülmedik.” Muhanned Halebi’nin tepkisel değil bilinçli bir şekilde gerçekleştirdiği bu eylem, Filistinli direnişçilerin hemen hemen işgal edilmiş tüm topraklarda yürüttüğü bir dizi bıçaklama eyleminin başlangıcına dönüştü. Eylül 2015’de yine bir siyonist bakanın Mescid-i Aksa’ya baskın düzenlemesiyle başlayan ve hala devam eden üçüncü intifada, ilk iki intifadada olduğu gibi zamana ve mekâna bağlı değildir. “Yalnız kurt” taktiğiyle gerçekleştirilen eylemlerde daha önceki intifadalarda görülen örgüt ve hareket rengi bu intifadada yok. Birinci intifadada örgütlerin organize, planlı ve ortak hareket etmesi Bıçak İntifadası’nda görülemiyor. Bunun nedenlerinden biri hem Filistinlilerin kendi içinde bölünmüşlüğü hem de Oslo süreciyle başlayan örgütler arası kavgalardır. İsrail’in “yalnız kurt eylemciliği” olarak gördüğü yeni intifadada bıçakların nereden ve ne zaman savrulacağı belli değil. Herhangi bir grupla saptanabilir bağları olmayan ve saldırıları şahsi olarak düzenleyen eylemciler, intifadanın ne zaman duracağı veya nasıl olacağıyla ilgili işgalcilerin tahminleri zorlaştırıyor. Birinci ve ikinci intifadadaki aktif eylemlilik görülmese de bu intifada hiçbir örgütün tekelinde olmayıp tamamen Filistin halkının liderliğindedir. Nitekim bu intifadanın bir komutanının veya bir kontrol merkezinin olmayışı aynı zamanda İsrail rejiminin muhatap alacağı bir yapının da olamayacağı anlamına gelir. Dolayısıyla yeni intifadanın Oslo sürecine, Madrid Barış Konferansı’na yahut Şarm el Şeyh görüşmelerine izin vermesi oldukça zor gibi görünüyor.   Filistin tarihinde İntifadaların oluşturduğu şartlara baktığımızda görülüyor ki el Fetih iktidarda olsa da günümüzde Filistin’deki en güçlü aktör Hamas’dır. Hamas’ın geçtiğimiz yıl yayınladığı yeni siyaset belgesinde 1967 sınırlarıyla ilgili olan 19. madde tartışmalar yaratsa da hareketin makas değişikliği FKÖ’nün Oslo sürecinde İsrail’in ortağı haline gelmesinden çok farklı. Üstelik Abbas’ın liderliğindeki el Fetih’in çizgisi “barış planı”, hamasın ise “ intifada” çizgisidir.   Üçüncü intifada yörüngesinde devam ederken Trump’ın Kudüs kararı yeni bir aşama başlattı. Altı Gün Savaşı’nda tamemen işgal edilen Kudüs, 1980 yılında Knesset tarafından ebedi başkent ilan edildi. Çoğu devlet İsrail’in bu kararını desteklemeyip büyükelçiliklerini Tel Aviv’e açtı. ABD 1995 yılında Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve büyükelçiliği bu kente taşınması ile ilgili bir karar alsa da ulusal güvenlik gerekçeleri ile her altı ayda bir bu karar ertelendi. Ta ki Donald Trump dönemine kadar. Trump’ın ahmakça kararı bir yanıp bir sönen İntifadayı yeniden aktifleştirdi. El Fetih Mahmut Abbas’ın diktatörlüğü yüzünden iç çekişmelerle boğulurken geçtiğimiz haftalarda Hamas ve İslami Cihad’ın öncülüğünde Ahrar, Halk Direniş Hareketi, Halk Direniş Komiteleri, Ulusal Mücadele, Saika, FKHC/GK ve  el- Mücahidin grupları arasında “Direniş İttifakı” adlı yeni bir ittifakın kuruluş belgesini hazırlandı. … İntifadalar devam edecek çünkü Kudüs’e giden yol intifadadan geçer.  

Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir