Fethi Ağabey

Paylaş

 

“Efendim;          

Evveli, âhiri, zâhiri, bâtını selamlarım. El-Evvelü Allah, El-Âhirü Allah, Ez-Zâhirü Allah, El-Bâtınü Allah. Sâhib’i selâmlarım. Sâhib-i Hakîki’yi selâmlarım. Sağımı, solumu, önümü, ardımı selâmlarım. “Levlâke Sırrının Mazharı”nı selâmlarım. Vâlidesini, Hadîce Vâlidemi, Fâtıma Vâlidemi selâmlarım. Cihâr-ı Yâr-ı Güzîn’i selâmlarım. Erkân-ı Erbaa’yı: Selmân’ı, Mikdâd’ı, Ammâr’ı, Ebu-Zerr’i selâmlarım. İmâmeyn’i Muhteremeyn’i selâmlarım. Tâife-i ecinnîyi selâmlarım, mü’minlerini ve müslimlerini. Ve sizi selâmlarım.”

Bu şekilde başlamış “Dostluk Üzerine” konuşmasına Arif Fethi Gemuhluoğlu. Merhabaya verdiği önemi göstermiş her daim, merhaba bir dosttan gelmeli demiş, mübarek bir dosttan. Dost bir kişiden… “Bu merhaba sıcak olmalı sımsıcak. Doğru olmalı eğriye, gelişi güzele karşı. Alabildiğine geniş olmalı, uçsuz bucaksız; kahredici ve bunaltıcı dar’a karşı. Bu merhaba, muhkem olmalı. Vefasızlıklara, avareliklere günü birliklere, iğretilere, ihtiraslara karşı. Bu merhaba yeşermeli, göğermeli; ihmallere, ilgisizliklere yalnızlıklara karşı. Başak tutmalı; hiçliklere, kayıplara, karanlıklara karşı…” Bu sözlerle dile getirmiş selamın kutsallığını. Peygamber Efendimizin “Önce selam sonra kelam” lafzını şiar edinmiş ömrüne.  “Kutsal emanet merhabadır.” demiş. Merhaba insanadır, merhaba sahibinin kendisine merhabasıdır.

Gönül ve fikir insanı Arif Fethi Gemuhluoğlu, 1922 yılında İstanbul Göztepe’de doğmuştur. Aslen Malatya Arapgirli olan Gemuhluoğlu, ilköğrenimini Göztepe’de ortaöğrenimini Haydarpaşa Lisesi’nde yükseköğrenimini ise İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamlamıştır. Daha sonra çeşitli okullarda Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yapmıştır. 1955-1963 yılları arasında Spor ve Sergi Sarayı Müdürlüğü yapan Gemuhluoğlu, Milli Eğitim Bakanlığı Özel Kalem Müdürlüğü ile Türkiye Odalar Birliği Basın Müşavirliği görevlerinde bulunmuştur. Bu sırada hayatını Emine Suzan Hanım’la birleştirmiş ve bu evlilikten Mehmet Ali ve Veli Selman adında iki çocukları dünyaya gelmiştir. Daha sonra uzunca bir süre Türk Petrol Vakfı’nda genel sekreter olarak çalışmıştır.

Hayatını vefa ve dostluk üzerine kurmuş Fethi Gemuhluoğlu. İstanbul’da yaşadığı halde yazılarını mahalli bir gazete olan kendi memleketinin gazetesine göndermiş. Kaliteli yazıya ihtiyacın fazla olduğu bir dönemde onun herkes tarafından istenebilecek yazılarını Arapgir Postası’na göndermesi, Anadolu’ya ve kendi toprağının insanına verdiği önemden ve vefadan kaynaklanmıştır. Ülkesinde bulunan insanların derdini kendi derdi bellemiş. “Ben aşksız insanlar görüyorum demiş; huzur içinde uyuyorlar, gidiyorlar, gülüyorlar, vitrinlere bakıyorlar; hâlâ büyük büyük pazarlıklar peşindeler, hâlâ büyük büyük ihâlelere giriyorlar. Türkiye’nin içinde bulunduğu felâketi idrâk etmiyorlar, huzur içindeler.” siteminde bulunmuştur. Kendi toprağının insanını sevmiş. Memleketi olan Arapgir’in dertleri üzerine yazılar yazmış, fikir sunmuş, çözüm üretmiştir. Sadece kendi ülkesinin dertlerini değil ümmet coğrafyalarının dertleriyle de dertlenmiş. Tunus, Keşmir, Cezayir, Mısır hepsinin acılarına ortak olmuştur.

“Dostluk”tur onu anlatan kelime. Dostluk denince akla ilk gelendir. Fikre, sanata, düşünceye, tarihe, coğrafyaya dost olmaktan bahseder Fethi Gemuhluoğlu. Dostluğu şu şekilde anlatır:

“Dost ol kişidir ki, öldürülmesi muhakkak ve mukarrer olan gecede Peygamber-i Ekber’in yatağında yatar, O’na Şâh-ı Velâyet denir. Dost ol kişidir ki, Yâr-ı Gâr’dır. Kucağında, mübârek bir emânet vardır. Bütün delikleri elbisesinden muhtelif parçalarla tıkar, son deliğe tabanını dayamıştır. Kucağındaki mübârek emânet, uyumayan uyanıklık içinde uyur görünmektedir. Oradan Ebû-Bekr’i yılan sokar. Dost son deliğe tabanını, taban gibi görünen gönlünü uzatandır, gönlü ile orayı tıkayandır.”

Dost olmadığı şeyler de vardır Fethi Gemuhluoğlu’nun. Uykuya, politikaya, dünyevi hırslara dost değildir. İnsanlara şu sözleriyle seslenir:

“İnsanın uykuya sırt çevirmesi lâzım. Peygamber-i Ekber uyumazlardı. Eğer Türkiye’de insanlar, Türk insanı, Müslüman insan, Millet-i İslâmiyye’nin insanı, İslâm Milleti’nin insanı, yeniden bir “ba’sü ba’de’l-mevt” sırrını yaşamak istiyorsa, onu ihyâ etmek istiyorsa, yeniden bir ba’sü ba’de’l-mevt’e doğmak istiyorsa, uykuyu kaldırmalıdır. Uykuya düşman mı olalım? Hayır! Uykuya dost olmayalım. Her şeye dost olalım, politikaya dost olmayalım. Her şeye dost olalım, hırs-ı mâl ve hırs-ı câha dost olmayalım. Ben parayı sol elleri ile tutanların destanımsı, mucizemsi hikâyeleri ile büyümüş bir arkadaşınızım.”

Büyük bir fikir insanıdır. “İslam tenkid üzere değildir; İslam tebliğ üzeredir” der ve ekler: “Bizim son zamanlarda çektiğimiz, tenkid ile vakit geçirmiş olmamızdandır. Meseleyi bir disiplin üzere, meseleyi bir nizâm üzere ortaya koymuş olamamanın hicâbıdır bu. Meseleyi bu şekilde va’z etseydik… Tenkidle vakit geçireceğimiz yerde tebliğ vazifesini yüklenseydik, o zaman dünya ki yaşama sevincini yitirmemek gerekir; Dünya bir cenâbetin elinden bir cenâbetin eline geçen hamam tasıdır dense bile, dünya yaşanmaya değer.”

Fethi Gemuhluoğlu, düşünce olarak da birçok insanı etkilemiştir. Birçok insanın eğitimine maddi manevi destekte bulunmuştur. Adam kazanma ve adam keşfetme konusunda büyük ustalık sahibidir. Öğrencilere sadece burs vermeyen, onları sadece okutmayan; aynı zamanda, onları okuyan, anlayan ve onlara hedef gösteren, yol yapan bir insandır. Yönlendirdiği gençler Türkiye’nin fikir insanı, yazarı, bürokratı olmuşlardır. Toplumu etkilemişlerdir. Rasim Özdöneren, Cahit Zarifoğlu, Sezai Karakoç, İsmet Özel, Akif İnan, Zübeyir Yetik, Nabi Avcı gibi isimlerin yetişmesinde rol oynamıştır. Fakat insanları etkilerken hiçbir zaman ön plana çıkmamıştır. İşin görünen kısmında hiç olmamıştır. Hiçbir zaman böyle bir amaç gütmemiştir. Necip Fazıl’ın muhteşem deyimiyle:  “O, harp meydanında görünmeyen, fakat ateş hattındakilere sakalık yapan, nakliye ve levazım kollarına yön veren, hususi çevrelerde mayası halis bir gençlik yoğuran, gönlü tasavvuf kokusuyla ıtırlı ve dili en murassa Osmanlıca zarbı içinde İslâmi zevk mazrufuyla nakışlı, son turfanda bir tipti.”

Onu tanıyanlar en çok etkilendikleri özelliğinin “aşk” olduğunu söylemişlerdir. Konuşmalarının başında insanlara yönlendirdiği ilk soru “Sen hiç aşık oldun mu?” sorusu olmuştur. Bu soruya verilen yanıta göre muhatabıyla sohbeti derinleşir, yahut yüzeysel olarak kalmıştır. Hayatında aşkın yerini şu ifadelerle dile getirir Fethi Gemuhluoğlu:

“Ben hayatın cezbe ve şevk üzerine binâ edildiğine kailim. Hani ilk defa Kelime-i Şehâdet getiriyor gibi getirmedikçe, Kelime-i Şehâdet olmaz. İlk defa âşık oluyor gibidir, ilk defa yürek çarpmışa dönüyor gibidir. İlk defa şevk içindedir, vecd içindedir, istiğrâk halindedir ve aşk-ı ilâhîde müstağraktır.”

Hayatının her aşamasında örnek olan Gemuhluoğlu 20-30 sene yazı orucu tutsa da onun en güzel eseri hiç şüphesiz hayatıdır. Mütevazı yaşantısı, dertli kişiliği ve insana olan dostluğu ile –Nuri Pakdil’in deyimiyle insana rağmen insanı seven gönlüyle- hepimize örnek, hepimize ağabey olmuştur. Fethi Gemuhluoğlu 5 Ekim 1977 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Cenazesi Sahrayıcedid Mezarlığı’nda toprağa verilmiştir. Yazıma Arif Fethi Gemuhluoğlu’nun şu sözleriyle son vermek isterim:

“…Sizin içinize bir azap, sizin içinize bir çile, sizin içinize bir dram tohum ekmek istiyorum. Son söz kadar aziz, son söz kadar bakir, son söz kadar saffet ve iffet dolu…”

Rahmet ile…

 

 

 

 

 

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir