Emperyalizmin Kuzey Afrika’da Gözünü Diktiği Son Kara Parçası: Libya

Paylaş

Libya Akdeniz kıyısında, doğusunda Mısır, batısında Cezayir ve Tunus, güneyinde Nijer ve Çad, güneydoğusunda Sudan ile komşu olan bir Kuzey Afrika ülkesidir. Ülkede çöllerin büyük alanlar kaplaması sebebiyle nüfusun %90’ı ülke topraklarının %10’unu kapsayan kıyı bölgelerinde yaşamaktadır. Libya’da bulunan Fizan Çölü sebebiyle Fizan dilimizde uzaklığı ifade etmek için kullanılmaktadır. Dönemin Osmanlı yöneticileri için Fizan, sürgün tehdidi anlamı taşımaktaydı bu sebeple ‘Fizan’a kadar’ deyimi kültürümüzde yer etmiştir. 6.5 milyon civarındaki nüfusun %97’si Müslümandır. Ülke zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahiptir. Kuzey Afrika ülkeleri arasında yüzölçümü bakımından Cezayir’den sonra ikinci büyük ülkedir. Ülkenin asıl yerlileri Berberilerdir. Ülke ismini eski Mısırlıların Berberiler için kullandıkları Lebu kelimesinin eski Yunancaya Libya olarak geçmesinden almaktadır.

Hz. Osman döneminde (647) İslam orduları Libya’ya girerek buradaki Bizans hâkimiyetine son vermiştir. İslam hâkimiyetine giren Libya’da Emeviler, Abbasiler, Fatımiler, Eyyûbîler ve Memlükler hüküm sürmüştür. 16. yy’ın ortalarına değin İspanyol sömürgecileri ve Malta Şövalyeleri’nin denetimi altında kalmıştır. Merkezi Roma’da olan Malta Şövalyeleri tarikatının temeli 11. yüzyılda Filistin’de kurulmuş olan Hastaneciler (Hospitalier) örgütüne dayanır. Selahaddin Eyyûbî’nin Kudüs’ü fethetmesiyle(1187) Hastaneciler Trablus bölgesine sığınmış daha sonra 1522’ye kadar Rodos’ta kalan Şövalyeler(Saint Jean) bu tarihte Kanuni Sultan Süleyman’ın gönderdiği büyük bir donanma tarafından yenilgiye uğratılmış Rodos’un fethedilmesiyle de Sicilya’ya çekilmek zorunda kalmışlardır. Birinci ve İkinci Dünya Savaşları’nda askeri alanda da yaralananların bakım ve tedavisinde de etkin rol oynamışlardır. Saint-Jean Şövalyeleri’ne Osmanlı kuşatması sırasında yardım edenler, papanın gönderdiği İtalyanlar idi. 1551’de Kaptan-ı Derya Turgut Reis komutasındaki Osmanlı donanması ile Malta (Saint Jean) Şövalyeleri arasında yapılan savaşta Trablusgarp fethedilmiş ve 1912’ye kadar Osmanlı hâkimiyeti altında kalmıştır.

15. yy’da İstanbul’un Fethi, yeni bir çağa girilmesi, Coğrafi Keşiflerin başlaması ve Amerika’nın Keşfi’nin önemli etkileriyle birlikte Rönesans sömürgeciliğin tam anlamıyla doğmasına yol açan çağ olmuştur daha sonra reform hareketleri, 18. yy’da başlayan Fransız İhtilâli ve Sanayi İnkılâbıyla birlikte Emperyalizmin korkunç yüzü dünya sahnesine çıkmaya başlamıştır. Emperyalistlerin uygarlığı yayma olarak tanımladıkları riyakâr masalın içinde sömürgecilik yayılmayı sürdürmüştür.

Almanya ve İtalya diğer emperyalist devletlere görece milli birliklerini geç kurmuşlardı(1870). Sömürgeciliğe başladıklarında mevcut sömürge alanları azalmıştı. Sömürgecilik yarışına geç katılan İtalya Akdeniz’de etkinliğini arttırmak istiyordu. 1900’de Etiyopya ve Libya dışında bütün Afrika toprakları sömürge halindeydi. Kuzey Afrika’da, Mısır İngilizler; Tunus, Fas ve Cezayir de Fransızlar tarafından işgal edilip, sömürgeleştirilmişti. Akdeniz’de kendilerine en yakın ve bölgede işgal edilmemiş tek yer olması sebebiyle İtalya’daki evrime güç katacak, Trablusgarp’tan başka bir ülke göremiyorlardı. I.Dünya Savaşı’nda İngiliz casusu Lawrence’ın yürüttüğü faaliyetlerin etkisiyle Hicaz, Filistin ve Suriye Osmanlı’nın elinden çıkmış oldu. Libya bu dönemde Osmanlı’ya olan bağlılığını korumuştur. Berlin Antlaşmasından sonra İtalya, çeşitli devletlerle ikili anlaşmalar yapmıştır. Fransa’nın Fas, Avusturya’nın Bosna, İngiltere’nin Mısır’ı almasına ve Rusya ile yapmış olduğu Racconigi Antlaşması’yla Rusya’nın da boğazlar meselesinde serbestçe hareket hakkı almasına karşılık İtalya Trablusgarp’ın işgalini teminat altına almıştır. İngiltere ile yaptığı anlaşmayla Massava limanı İtalyanların eline geçmiş Mısırlılar bu durum karşısında varlık gösterememiş, böylece bu durum Eritre sömürgesinin başlangıcı olmuştur.

Bu dönemde Osmanlı İmparatorluğu’nun başında olan Sultan II. Abdülhamit, Meşrutiyet’i tekrar ilan ettirmek isteyen ihtilâlcileri Fizan’a sürgün etmiş, Fizan sürgünlüğü İttihatçılara yerli halkla ilişki kurabilme olanağı tanımıştır. Abdülhamit Han’ın dış siyasetinin temeli var olanı koruma, yeni çatışmalardan kaçınmaya dayanmaktaydı. Bu sebeple İtalyan tehdidini diplomatik yollarla çözüme kavuşturmaya çalışıyor, İttihad- ı İslam politikasını devam ettirerek Osmanlı idaresi altındaki toprakları bir arada tutmayı hedefliyordu. 31 Mart vakasının Hareket Ordusu tarafından bastırılmasının ardından Âyan ve Mebusan Meclisleri II. Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesine karar verdi. Bu durumun neticesinde Trablus Belediye Başkanı İttihatçıları ve II. Meşrutiyet’in ilanını protesto ederek isyan etmiştir.  II. Meşrutiyet’in İlanı ve Sultan Abdülhamit’in tahttan indirilmesiyle İtalyanlar, Osmanlı Devleti Abdülhamit Han’ın idaresi altındayken bekledikleri fırsatı ele geçirmişlerdir. İtalya’nın saldırıya hazırlandığı bir dönemde Sadrazamlığa Roma büyükelçiliğinden getirilmiş olan Hakkı Paşa’nın Harbiye Nazırı Mahmut Şevket Paşa’nın da onayını alarak Trablusgarp’ta toplanan askerleri Yemen’e sevk edip Trablusgarp valisini azletmesiyle Trablusgarp iyice savunmasız kalmıştır.

İtalya, Osmanlı Devleti’nin Trablusgarp’ı gelişmişlikte geri bıraktığı ve bölgedeki İtalyanlara kötü davrandığı iddiasıyla Osmanlı’ya ültimatom vermiştir. Osmanlı Devleti’nin görüşme isteğine rağmen İtalya, Trablusgarp’ı işgal etmiştir. Önceleri Libya’nın Kuzey kıyıları işgal edilmiş daha sonra Libya’nın doğu ve batı yakalarını da ele geçirmişlerdir. Diktatörlük rejiminin İtalya’da kuvvet bulmasıyla Libya İşgalinin ikinci evresi başlamıştır. Osmanlı Devleti buraya karadan da, donanması yetersiz olduğu için denizden de yardım gönderememiştir. Osmanlı’nın son on yılında büyük etkinlik göstermiş olan Teşkilat-ı Mahsusa Enver Paşa’nın emriyle İttihat ve Terakki’nin önde gelen eylemcileri tarafından kurulmuş; Meşrutiyet’in ilanında, Libya direnişinde, Balkanlarda, Birinci Dünya Savaşı’nda ve Kuva-yı Milliye’de önemli rol oynamıştır. Libya’ya karadan ve denizden kuvvet gönderilemeyince Teşkilat, direnişi örgütlemeleri için Kolağası Mustafa Kemal, Binbaşı Enver Bey, Binbaşı Fethi Okyar gibi isimleri gerilla olarak bölgeye göndermiştir. Enver Paşa Trablusgarp ve Bingazide aşiretleri örgütlemiştir.

İtalya’nın Libya’yı İşgali başta Lübnan olmak üzere Anadolu, Bağdat, Tunus, Cezayir, Mısır, Şam ve Üsküp’te büyük tepkilere yol açmış halkın tepkisi sokaklara taşmıştır. Hindistan’da da Sünni’siyle Şii’siyle Hintli Müslümanlar birlik olup sokaklara dökülmüş, İtalyan konsolosluklarını basmışlardır. İtalya, Senûsî Şeyhlerini çeşitli vaatlerle satın almaya çalıştıysa da Libya halkının direnişine mani olamamış, halk işgalcilere karşı her şeyini ortaya koyduğu bir kurtuluş savaşı gerçekleştirmiştir. Trablusgarp Savaşını anlayabilmek için bölgede güçlü olan Senûsî tarikatının bilinmesi gerekir. Senûsîlik sufi tarikatlardan farklı olarak siyasi karakterlere sahip bir tarikattır.  Bu tarikatın en büyük hedefi önce Afrika’daki Müslümanları sonra da tüm dünya Müslümanlarını tek bir çatı altında toplamaktır,  bu yönüyle Senûsîliğin cihanşümul bir hareket olduğu anlaşılmaktadır. Senûsîleri bir arada tutan en önemli dinamiklerden biri de Hıristiyan egemenliğine karşı Müslümanların bağımsızlıklarını kazanmalarını en mühim mesele olarak görmeleriydi.  Senûsîlik çok güçlü bir istihbarat teşkilatına sahip olması sebebiyle hedeflediği gibi geniş alanlara yayılmıştı, bunda Kuzey Afrikada’ki en büyük ekonomik güce sahip tarikat olmasının da katkısı büyüktür. Senûsîler zaviyeler kurarak örgütlenmiş böylece milyonlarca Müslüman’ı etkisi altına alan siyasi ve sosyal bir kurum haline gelmiştir. Bu özelliklerinin yanı sıra Senûsîlik askeri özellikler taşıyan bir tarikat olmasıyla da dikkat çeker. Senûsîliğe mensup aileler kadınları ve çocuklarıyla savaşçı olarak yetişmekteydiler. Mustafa İslamoğlu’nun Senûsîlerle ilgili tespiti şöyledir: “Mücadele ve mücahede alanlarının hepsinde birden seferberlik ilan edip iki kanatla birlikte uçabilme iftiharı son iki yüzyıllık İslami diriliş tarihinde sadece Senûsîlere aittir.”

Trablusgarp Savaşı’nın en önemli ismi şüphesiz Ömer Muhtardır. İtalyanlara karşı gösterdiği direnişiyle Çöl Aslanı şanını kazanan Şeyh Ömer Muhtar dini tahsilini Senûsî tarikatında almış gerillacılığı Teşkilat-ı Mahsusa’da öğrenmiştir.

İtalyan İşgali’ne komutanlık eden, doğuştan faşist olduğunu söyleyen General Graziani ondan hayranlık duygusunun beslediği bir nefretle bahsetmiştir: “ Dini konularda iyi bir eğitim görmüş, hareketli, mütevazı ama tavizsiz. Bize karşı hep düşmanca bir tavır takınmıştır. Öyle olmasaydı belki kendi canını kurtarmış ve ona bir değer verilmiş olurdu.”

Diktatör Mussolini bir an önce zafer elde etmek istiyordu. İtalyan güçlerini kıyıya sıkıştıran mücahitler, son darbe için hazırlık yapıyorlardı. Kendisine yapılan barış tekliflerini elinin tersi ile iten Senûsî Şeyhi Seyyid Ahmed şöyle haykırıyordu: “Gençleri ihtiyarlatacak kadar şiddetli ve uzun sürecek bir savaş istiyoruz; günden güne şiddet ve ciddiyet kazanmakta olan bu savaş yalnız yöresiyle sınırlı kalmayacaktır. Etrafımda “La ilahe illallah Muhammed’un Rasulullah” hükmünü kabul eden bulundukça, ruhum bedeninde kaldıkça, hatta Trablus’un dışında bile cihadı sürdürmemiz mümkün olacaktır. Şimdiki gibi binlerce, milyonlarca sadık mücahit bulunduğu zaman değil, belki yanımda bir gülle, bir fişek kaldığı zaman bile barışa gelemem.”

Savaşın uzun sürmesi İtalya’yı maddi sıkıntıya sokmuş, savaşın bitmesini isteyen halkın tepkisi üzerine İtalya, Osmanlı’yı barışa zorlamak için Oniki Ada’yı işgal etmiştir. Bu sırada I.Balkan Savaşı’nın başlaması, Osmanlı’yı zor durumda bırakmış Trablusgarp’taki Türk subayları geri çağrılmış ve Osmanlı Devleti, İtalya ile Uşi Antlaşması’nı imzalanmıştır. Ömer Muhtar yürüttüğü olağanüstü mücadelesinin ardından yakalanmış cesaret, tevazu ve iman timsali olarak idam edilerek Çöl aslanı şanına şehadeti de eklenmiştir.  Böylece Kuzey Afrika’daki son Osmanlı toprağı da emperyalistlerin sömürgesi altına girmiştir. Anlaşmaya gereğince Trablus ve Bingazi’ye özerklik verilmiş, İtalya elinde bulundurduğu Rodos ve Oniki adayı Osmanlı’ya geri vermesi kararlaştırılmış ama buralar II. Dünya Savaşı’ndan sonra Yunanistan’a teslim edilmiştir.

Şeyh Ömer Muhtar ile sembolleşen Libya direnişi zulüm ve emperyalizmle mücadelenin yegâne yolunun İslami direniş olduğunu bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir.

Kaynakça:

  1. Ömer Muhtar- Doç. Dr. Ahmet Ağırakça
  2. İttihatçı-Senusi İlişkileri- Yrd. Doç. Dr. Nevzat Artuç
  3. Teşkilat-ı Mahsusa /İki Devrin Perde Arkası- Samih Nafiz Tansu
  4. Çağdaş İslam Ülkeleri Tarihi- Prof. Dr. İsmail Hakkı Göksoy
  5. Trablusgarp- Özer Yavuzaslan, Melih Canberk Din, DAÜ
  6. İtalya’nın Trablusgarp’a Saldırısı Osmanlı’nın Toplumunun Tavrı- Ahmet Öğreten
  7. https://tr.wikipedia.org
  8. tariharastirmalari.com

 

 

 

 

 

 

 

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir