Eğreti Bir Dönüşüm: Batılılaşma

Paylaş

Ortaya çıktığı dönemde çokça tartışılan hala da tartışılmaya devam edilen, Türkiye ölçeğindeki genel geçer paradigmaları yıkan, tümüyle muhalif ‘Düzenin Yabancılaşması’nı ele almadan önce bu eserin sahibi olan İdris Küçükömer kimdir sorusuna yanıt bulmaya çalışalım:

1925 doğumlu olan Küçükömer, lisansını İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde tamamlar ve yine aynı fakültede doçent olur. Muhalif düşünceleri nedeniyle üniversite senatosu tarafından 10 yıl sonra profesörlüğü gecikmeli olarak anca tanınır. Muhalif sol hareketi temsil eden Yön Dergisi, yine sol menşeli Ant Dergisi’ndeki yazıları ve en çok da Düzenin Yabancılaşması kitabı ile gündeme gelen Küçükömer, ortaya koyduğu iddialarla dönemin solunun büyük tepkisini üzerine çeker. Solun iddialarını temelinden sarsan yazarın sorguladığı alan Türkiye’deki sol düşünce sisteminin bir iki yanlış anlaşılmış meselesi değil de solun bizzat varlık zeminidir. Bu nedenle fikren Sosyalist, Marksist bir çizgiye sahip olan yazar dönemin resmi sol cephesinin ambargosunu delemez ve mahsurlu aydın zümresine dâhil edilir. Nihayetinde resmi solun uğraşları ile fikirleri çürütülebilecek gibi görünmeyen Küçükömer bir dönem unutulmaya mahkûm edilir.

İdeolojik olarak sol çizgide görmediği,  ‘Ortanın Solu’ diye tarif ettiği Türkiye’nin resmi solcularını (Batıcı-Laik Bürokrat sosyal güçleri) gerici, buna mukabil sağcılarını (İslamcı-Doğucu halk kitlelerini) ilerici gören Küçükömer: ‘Türkiye’de sağ, sol; sol da sağdır. Türkiye’nin solcuları gericidir. Türkiye’nin ilericileri sağ cenahta yer alan geniş İslamcı halk kitleleridir.’ gibi daha önce hiç söylenmeyen hatta söylenmesi beklenmeyen iddialarını en üst perdeden seslendirir. İlerici-gerici, sağ-sol söylemlerini alt-üst eden, içeriğini yeniden yorumlayan Küçükömer’e ambargo, tabî olarak İslamcı kesimden değil,  resmi sol çevre tarafından uygulanır.

Küçükömer, Türkiye solunun -sol derken İnönü ve Ecevit’in seçkinci CHP’sinin-  işçi sınıfı ile kurmaya çalıştığı menfi ilişkiyi , ‘halka rağmen halk için’  gibi lümpen tavırlarını gerçek bir sol hareketin uzağında görür. Kendisini sağda gören Müslümanlar ve muhafazakârların ise, Kemalizm’in şekilsel değişim çabalarına karşı, toplumdaki kökensel yenileşme, bağımsızlaşma ve özgürleşme çabasının cephesini teşkil ettiğine dikkat çeker.

Söz konusu kitabın önsözünde de belirtildiği gibi kitap, yazarın 14-17 Ekim 1968 tarihleri arasındaki ‘Ortanın Solu’ denen akımı eleştirmek için yazdığı dört makalenin genişletilmesiyle ortaya çıkmıştır. Kitap, ‘Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde düzenin nasıl yabancılaştırılmış olduğunun ve buna makabil sonuçlarının incelendiği bir içeriğe sahip. Küçükömer’e göre düzenin yabancılaştırılması ‘Batılılaşma’ ile özdeştir. Ona göre Batılılaşma, “Batı toplumuna girme –‘Civil Toplum’ yaratma- çabaları kökü dışarıda, yani kökü Batı Kapitalizminde olan ve mevcut yerli üretim düzeninden kopuk ve onunla bir türlü tamamlaşamayan bir ‘kültür devrimi’dir.”

Kitapta ‘Türkiye Batılılaşamaz!, Osmanlı’da Kapitalist Düzene Neden Geçilemedi?, Ortanın Solunda Paşalar ve Abdülhamit, Son Bürokrat Paşa’ya Sorular ve Stratejik İpuçları gibi dört ana başlık incelenmiştir. Bu ana başlıklarla Türkiye’nin ve Osmanlı’nın Batılılaş/a/mama nedenlerinin köklerini tarihsel olarak inceleyen yazar genelde ekonomik temellendirmelerle açıklamalar yapar.

Osmanlı’da batılılaşma hareketinin başladığı yıllardan itibaren Batıdan alınan üst yapı kurumlarının (askeri, siyasi, ekonomik) Osmanlı’nın bünyesine uymama nedenlerini anlatır. Buna göre; Osmanlı’da var olan merkeziyetçiliğin feodalitenin oluşmamasına neden olduğunu savunur. Sınıflı bir toplum ve sınıf çatışmasına inanan yazar Osmanlı’nın Batılıların geçirdiği hiçbir dönemden (Özellikle merkantalist üretim tarzına geçememek bir başlangıçtır ona göre.) geçmediklerini ve buna bağlı olarak üretim araçlarının değişmemesinin ve burjuva sınıfının yoksunluğunun Batılılaşmaya/Kapitalist bir toplumun oluşamamasına neden olduğu düşünür.

Batılılaşma ve Modernleşmeyi bir süreç olarak değerlendiren Küçükömer, Türkiye’nin neden hala Batılılaşamadığının cevabını ise Osmanlı’nın kapitalistleşememesindeki nedende arar. Ona göre Osmanlı her ne sebeple Kapitalistleşemediyse Türkiye’de o sebeple Batılılaşamıyordur. Buna göre; Osmanlı bakiyesi olan Türkiye’nin, 1908’den beri -İttihat ve Terakki ile beraber- ikileşme (sağ-sol) ile birlikte bu temel sorunu atladıklarını iddia eder. Küçükömer, Türkiye’de temel meselenin, Osmanlı-Cumhuriyet bürokrasisinin Batılı emperyalistlerle işbirliğini seçmiş olmaları ve bu zihniyeti kendi elleriyle yetiştirdikleri burjuvalara da aktarmaları olduğunu savunur. Bunun bir örneği olarak Kurtuluş Savaşını’nın antiemperyalist bir karaktere sahip olmayıp tümüyle bir Türkiye-Yunan Savaşı olduğunu dile getirir. Yine aynı saikle yakın tarihin yeniden yazılması gerektiğini,1960 anayasasının gerici olduğunu söyler.

Oldukça etkili ve sarsıcı iddiaların sahibi olarak karşımıza çıkan Küçükömer’i tanımak, fikirlerini etüt etmek beni de bu yazının sınırlarını da aşmaktadır. Bu nedenle fikirlerinden bir kesit sunduğumuz yazarın sadece ekonomi temelinde sunduğu tezlerinin bugünün sorununu aşmakta yetersiz kaldığını ve bu manada kendisine yönelik birçok eleştiri yapıldığını söylemek mümkün. Hakkı teslim etmek gerekir ki Küçükömer’in Türkiye’de ‘Batılılaşma’ denen şeyin ‘ne menem bir şey’ olduğunu zor günlerde haykırabilmesi büyük bir cesaret örneği olarak karşımızda duruyor. Bu itibarla yazıma Yücel Yaman’ın söz konusu kitabın yeni baskısı için yazdığı önsözünden bir alıntı ile son veriyorum: “Sözde örgütlü milyonlarca insan, çeşitli ‘parti(!)lere’ ayrışmış gibi gözükerek farklı fikirleri tartışıyormuş gibi yapıyorlar… Bu durum üniversitelerde de böyle.” Maalesef ki böyle…

Havva Baykoz kaleme aldı


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir