Doğanın ve İnsanın Dirilişi: Nevruz

Paylaş

17. yüzyıl ile başlayan modernite, evreni/doğayı matematiksel olarak anlamaya ve açıklamaya çalışmıştır. Bacon, Galileo ve Descartes’in öncülük ettiği bu yeni dünya tasavvuru çok geçmeden evreni/doğayı, daha sonra insanı mekanik bir yapıda kurgulamıştır. Evrene/doğaya ve insana yönelik mekanik görüş, var olan her şeyin (ki bunlar deneylenebilen ve gözlemlenebilenden ibarettir) açıklanabilir olduğu iddiasını düşünsel alt yapısında barındırmıştır. Böylelikle modern olan bireyin topluma, tabiata ve dünyaya bakışı birçok meselenin bilim aracılığı ile açıklanabildiği izlenimini vermiştir.

Mekanik anlayışla başlayan süreç, bir makine düzeniyle 21. yüzyılın postmodern dünyasına kadar gelişerek gelmiştir. Evrenin matematiksel olarak açıklanmasının getirdiği sonuçla beraber üretim araçlarının ve makineleşmenin artması da söz konusu olmuştur. Yaklaşık 400 yıllık bu süreçte birçok makine, elektronik cihaz, sanayi gibi araçlar üretilmiştir. Karl Marx’ın tarihe, insana ve doğaya yönelik “yabancılaşma” kavramından hareketle felsefi bakışı, modern ve postmodern dünyada çok kısa bir sürede gerçekleşmiştir. Karl Marx’ın bahsettiği “meta fetişizm” süreci insanı bütün yönleriyle sarmıştır. Araçlar hızlı hale gelirken insanın da araçların hızına paralel olarak hızlanması istenmiş.  Bilahare üretmek, daha çok üretmek ve hep üretmek düşüncesiyle var olan bu düzen insanı kendisinden ve merkezden uzaklaştırmıştır.

İnsanın üretim araçlarını meydana getirme hızı arttıkça kendine “yabancılaşma” hızı da artmıştır.

Peki mekanik dünya görüşü, makineleşme ile ‘’nevruz’’ arasındaki bağlantı nereden kaynaklanmaktadır?

Modern düşüncenin sadece Batı dünyası sınırları içerisinde kalmadığı aşikârdır. Zamanla modern dünya tasavvuru İslam/Doğu toplumlarına da sirayet etmiştir. Yani makineleşme süreci Doğu ve İslam toplumlarının yaşam sınırları içerisinde yer almıştır. Böylelikle Doğu’nun insanları gündelik hayatta makineleşmenin sirayetiyle birlikte iş yaşamının meşgaleleriyle meşgul olmaya başlamıştır. Doğulu/Müslüman bireylerin ve kitlelerin iş ve ev arasında geçen yaşam biçimleri bizi insana, topluma, tarihe ve önemli ölçüde evrene/doğaya yabancılaştırmıştır. Tam da bu noktada nevruzunönemihasıl olmaktadır. Çünkü “yenigün” anlamına gelen nevruz insanın insan ile buluşmasını, insanın toplum ile birleşmesini, insanın evren/doğa ile bütünleşmesini ve insanın tarih/gelenek ile bağını kuvvetlendirmesini sağlayan bir kültür olarak karşımıza çıkmaktadır.

Farsça kökenli bir kavram olan nevruz İran bölgesine ait olmakla beraber farklı Doğu toplumlarında da görülür. İranlılar, Afganlar, Kürtler ve Türkler gibi birçok millet tarafından icra edilen nevruz yeni gün anlamına geldiği gibi yeni yıl, baharın gelişi yahut bahar bayramı anlamına da gelmektedir.

Farklı kültüre, geleneğe sahip olan insanların geçmiş ve şimdiki yaşamlarından hareketle anlamlandırdıkları baharın gelişini kutlama alışkanlığı binlerce yıldır Doğu halklarını Mezopotamya’dan Orta Asya’ya, Anadolu’dan Ortadoğu’ya kadar birleşmemizi sağlayan bir güne tekabül eder.

Asırlardır var olan nevruz geleneği modern-mekanik dünya tasavvurunun tarihsel sahneye adım atmasıyla beraber insanın insana, doğaya, topluma ve tarihe hızlı bir şekilde yabancılaşmasına meydan okuyan “diriliş gününe” tekabül etmektedir. Yani bir anlamda şöyle diyebiliriz. Nevruz, insanı gündelik hayatta kendisine yabancılaştıran tüm unsurlardan kurtulduğu gündür. Ben’in ben olduğu zamandır, kendisi ile buluştuğun yerdir.

Ali Şeraiti Hubut ve Kevir adlı kitabının nevruz bölümünde yeni güne dair şu ifadeleri kullanır: “Her yıl, kendi yapay, sahte ve karmaşık işleriyle oyalanarak annesini (tabiatı) unutan bu unutkan çocuk, nevruzun heyecanlı hatırlatmalarıyla onun kucağına yeniden dönüp bu geri dönüşü ve yeniden görüşmeyi onunla birlikte kutlar.’’

İnsanların birçoğu gündelik yaşamın işleriyle meşgul olurken dış dünya(tabiat) ve iç dünya (nefs) üzerine tefekkür etmeyi unutur yahut ihmal eder. Baharın gelişiyle insan, doğa ile nefsini bir araya getirir. Bu da insana kâinat ve iç dünyası üzerinde tefekkür etme imkanı sağlar. Çünkü insan nevruz ile uzaklaştığı özüne yaklaşır. İnsan nevruzla özüne döner.

Farklı Doğu toplumlarında asırlarca var olan nevruz kültürü zaman içerisinde farklı muhtevaları bünyesinde barındırsa da öz itibariyle insanların bütünleşmesine vesile olmuştur. Zerdüştlük ve İslam’ın etkisiyle, zaman içerisinde Müslüman halkların nevruza yüklediği anlam dini ve mitolojik bir boyut kazanmıştır.

Mitolojik bir öğe olarak nevruz

Nevruza dair mitolojik bilgiler daha çok Şerefhan’ın Şerefname adlı eseri ile Firdevsi’nin Şahname adlı eserinden elde edilmektedir. Şerefhan’ın ve Firdevsi’nin metinlerinde farklı nüanslar olmakla birlikte nevruzla ilgili bir şöyle bir hikaye anlatılır.

M.Ö. 7. yüzyılda İran topraklarında uzun süre hüküm süren Cemşid adında bir hükümdar vardır. Hükümdar olan Cemşid uzun yıllar halkına iyi hizmet vermektedir. Fakat iyi hizmet etmenin verdiği özgüvenle çok büyük bir hata yapar. Kendisini tanrıyla kıyaslamaya başlar. Gösterdiği yanlış tavırdan dolayı tanrı tarafından cezalandırılır. Tanrı, Dahhak adında zalim bir kişiyi Cemşid’in başına bela eder ve Dahhak hükümdarı öldürerek tahta oturur. Bilahare zalim olan Dahhak’ın adaletsiz yönetiminden memnun olmayan halkın içerisinden Demirci Kava adında cesur bir adam çıkar. Bu cesur adam zulmeden hükümdara karşı ayaklanır ve Dahhak’ı indirip yerine Cemşid’in oğlu Feridun’u getirir.

Hikaye ana hatlarıyla bu minvalde şekillenir. Fakat hikayeyi önemli kılan kısım ise Farisilerin ve Kürtlerin nevruz geleneklerini anlatıdaki karakterlere atıfta bulunarak kutlamasıdır. Sözgelimi Farisiler Cemşid’in tahta çıktığı tarihin 21 Mart gün dönümünde olduğuna inanırlar ve Cemşid’in tahta çıktığı günü nevruz olarak kutlamaktadırlar. Diğer yandan hikayedeki Demirci Kava ise Kürtler açısından önem teşkil etmektedir. Şerefhan’ın ve Firdevsi’nin metinlerinde Demirci Kava’nın Kürt olduğuna dair bir bilgi yoktur. Fakat 20. yüzyıldaki önemli yerli ve yabancı Kürt tarihçileri hikayedeki Demirci Kava’nın Kürt olduğunu söylemişlerdir. Ulusalcı Kürtler başta olmak üzere bazı Kürtler tarafından Demirci Kava’nın Kürt olduğunu söylemişlerdir. Ulusalcı Kürtler başta olmak üzere bazı Kürtler tarafından Demirci Kava Kürtlerin atası olarak görülmüştür. Nevruz Kürtler açısından Demirci Kava’nın zalim Dahhak’a karşı kıyam ettiği, özgürlük ve adalet mücadelesi vererek Dahhak’ı tahttan indirdiği gün olan 21 Mart gün dönümüne tekabül etmektedir.

Kürtler nezdinde nevruz, ataları Demirci Kava’nın zulme karşı özgürlük ve adalet mücadelesi verdiği hayatının önemli bir gününe denk gelmektedir. 21 Mart gün dönümü zulmün sona erdiği, adaletin başladığı gün olarak düşünülmektedir. Böylelikle Kürtler her bahar bayramında atalarını anarak zulmün sona ermesini kutlamaktadırlar.

Diğer yandan mevcut mitolojik hikayenin dışında nevruz geleneğinin sürdürüldüğü Türk kültüründe meşhur Ergenekon Destanı bulunmaktadır. Anlatıya göre Türkler 21 Mart gün dönümünde Ergenekon’dan çıkmış ve Çinlileri yenerek intikamlarını almışlardır. Böylelikle Çinlileri yenerek dünyaya hâkim olmuş ve adaleti tesis etmişlerdir. Türkler nevruzu Ergenekon’a ithafen kutlamaktadır. Hatta İkinci Meşrutiyet sonrası İttihat ve Terakki Cemiyetinin yoğun taleplerinden sonra nevruz Ergenekon Bayramı olarak isimlendirilmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti ile birlikte baharın gelişi kutlamaları milli bir forma dönüşmüştür. Bu milli dönüşüm sadece Türk kültür ve geleneğine özgü bir özellik olarak ortaya çıkmamış aynı zamanda Safeviler sonrası İran bölgesinde nevruz dini ve milli bir forma dönüşürken 20. yüzyıl sonrası Kürtler nezdinde milli bir bayram halini almıştır.

Toparlamak gerekirse, Doğu halklarının diriliş günü olan “baharın gelişi” aynı günde fakat faklı coğrafyalarda ve milletlerde ortak duygunun yaşandığı zaman dilimine işaret eder. Doğu toplumları olarak, soğuk iklimlerin donuk hayatlarından doğaya ve insana yönelerek yeniden hayat buluruz. Bu toprakların insanları nevruzla birlikte farklı düşünceleri, gelenekleri, kültürleri ve hayatları temaşa ederek bir arada yaşama muhayyilesini kuvvetlendirirler. Farklılıkları bir arada tutabilen nevruz, kültürel emperyalizmin yoğun olarak hissedildiği günümüzde tek tip kültüre karşı hâlâ sağlam kalabilmiş ve farklı kültür, gelenek ve fikirleri bir arada tutabilmiştir.

Herkesin nevruz günü kutlu olsun…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir