Dikkat! Zulüm İçerir

Paylaş

Eski adıyla Burma ve yeni adıyla Myanmar Hükümeti son zamanlarda Rohingyalı Müslümanlara yaptığı zulümler ve bundan kaynaklanan “mülteci sorunu” ile basına yansımıştı. Myanmar Bangladeş’in doğusunda, Tayland’ın kuzeybatısında Bengal Körfezi’ne kıyısı olan bir Asya ülkesidir. Ülkenin nüfusunda çeşitli dini ve etnik grupları görmek mümkün; ama %89 gibi büyük oranda Budist halk mevcut. Müslüman halkın nüfus oranı ise yaklaşık %4.

Ülkede 1940’lı yıllara kadar dayanan Müslümanlara yönelik şiddet olayları var. Etnik ve dini temelli şiddete maruz kalan Myanmar’ın Arakan bölgesinde yaşayan Müslümanlar, Myanmar hükümetinin ve Budistlerin uyguladığı soykırımın ardından Bangladeş, PakistanMalezya ve Suudi Arabistan’a kaçarak hayatta kalmaya çalışıyor.

Müslüman gruplardan bazıları bir dönem silahlı mücadeleye de başladı, ancak başarılı olamadı. 1950’lerden sonra Arakan’da, Budistlerle Müslümanlar arasındaki gerilim tırmandı. Bölgeden çıkarılmak istenen Müslümanlara yönelik şiddet ve baskı arttı. Bunun sonucunda Myanmar’da 1982’de kabul edilen yasayla Arakanlı Müslümanlar vatandaşlık haklarını kaybetti ve “devletsiz” sayıldılar.

Küresel anlamda Müslümanlarla bağdaştırılan terör, bölücülük ve şiddet gibi olumsuz eylemler Myanmar’da da etkisini gösteriyor. Müslümanlar ülke için bir tehdit unsuru olarak lanse ediliyor. Devlet eliyle ekilen nefret ve şiddet tohumları Budist rahipler öncülüğüyle yeşertiliyor. Müslümanların yaşadığı köylerde Budist halk tarafından Müslümanların ticarethaneleri ve ticari malları, evleri, ibadethaneleri yakılıp yıkılıyor; kadınlara tecavüz ediliyor ve yakılan evlerden kaçmaya çalışan Müslümanlar güvenlik güçleri tarafından vurularak öldürülüyor.  Paungzarr köyünden bir kişinin anlattıkları şu şekilde: “Köylere giren güvenlik yetkilileri, köyün erkeklerini tek bir meydana toplayarak onlarla gelecekteki durumları hakkında bir toplantı yapacaklarını söylediler. Evlerden çıkıp köyün dışında bir meydanda toplanan erkekler, orada bir grup tarafından oyalanırken diğer bir grup polis ve rahip köye girerek onlarca kadına tecavüz ettiler. “ Ülkenin asayişinden sorumlu (!) güvenlik güçleri ise bu olaylarda faillerin güvenliğini sağlıyor. Böylece devlet Budistlerden aldığı destekle kendi meşruiyetini devam ettirirken Budistler de bunun karşılığında herhangi bir cezaya tabi tutulmadıkları gibi devlet tarafından teşvik ediliyorlar. Bu alışverişte azınlık durumunda olan Müslümanlar ise yok sayılarak insanlık dışı muamelelere tabi tutuluyor. Tam da bu noktada Budizm’in temel ahlaki öğretilerinden “Öldürmeme!” ilkesi geliyor akıllara.  Sevgi dini olarak nitelenen bir dinin mensuplarının çıkan olaylara önder olmaları ne kadar tuhaf!

Bundan üç yıl önce bir yolcu otobüsüne düzenlen saldırıda 10 Müslüman’ın linç edilerek öldürülmesine neden olan 7 kişi hakkında 7 yıl hapis cezası verilmiş ama saldırganların birçoğu adalet karşısına çıkarılmamıştı. Saldırıyı düzenleyen grubun hepsinin ölümlerle bağlantısı bulunduğuna yönelik çok açık ve net kanıtlar bulunmasına rağmen… Ayrıca polis barikatları, olayın meydana geldiği bölgeye yakın bir yerde bulunuyordu! Olayın ardından polisin Müslümanların linç edilmesiyle ilgili 30 kişiyi gözaltına almasına rağmen neden sadece 7 kişiye ceza verildiği hala bilinmiyor.

Şifa dağıtan hastaneler ise Arakanlı Müslümanlar için ölümün bir başka yüzü. Doktorlar tarafından kasten öldürülmekten korktukları için hastanelere gidemiyorlar, gidenlerse işkence edildikten sonra zehirli iğneyle öldürülüyorlar.

Bunca zulmün ardından Müslüman halk, Bangladeş devletinin kendilerine bu zor zamanda yardım edeceğini düşünerek onların kapısını çalmıştı. Lakin bunca beklentiye rağmen tağut Bangladeş hükümeti Arakanlı Müslümanların ülkelerine girmelerine izin vermedi. Bangladeş’te karaya çıkmak isteyen Müslümanların kayıkları tekrar zorla denize itildi. Şayet halk içinden herhangi bir kişi Arakanlılara ensarlık yapıp ev verirse, derhal tutuklanıyor ve muhacirler de sınır dışı ediliyor.

Günlerce Myanmar kıyılarında teknelerde oradan oraya savrulan ve kendilerine uzanacak bir yardım eli bekleyen Arakanlı Müslümanlar yetkililer tarafından kıyıya çekildiği zaman ise Myanmar hükümetinin, kendilerini Bangladeş’ten gelen göçmenler olarak görmesi ve “Bengali” olarak tanımlaması üzerine kendi ülkelerinde mülteci konumuna düşüyorlar. Tüm bunların yanında diğerlerinden daha şanslı olarak mülteci kamplarına yerleştirilen Müslümanların durumu da içler acısı. Öyle ki mülteciler su içmek için yağmur suyunu biriktirmeye çalışıyorlar. Ciddi oranda beslenme sorunları yaşanıyor ve yiyeceğin yanında giyecek ihtiyacını karşılamak da oldukça güç.

Kendi topraklarında göçmen kabul edilen çareyi komşu ülkelere sığınmakta arayan Arakanlılar’ın dramı hiçbir toprak parçasında değişmiyor. Suyun ortasında kaderlerine terk edilen bu insanları çıktıkları her karada ayrı bir kara-basan bekliyor. Sığındıkları ülkelerde -özellikle Tayland ve Malezya- insan kaçakçısı çetelerin eline düşüyor ve komşu ülkelerin ekonomisinin gelişmesi için köle olarak satılıyorlar. Aynı zamanda Myanmar’daki zulüm ve ayrımcılıktan kaçarken insan kaçakçılarının eline düşen Arakanlı Müslüman(Rohingya) kadınlar, Tayland’ın güneyindeki kamplarda kaçakçıların toplu tecavüzüne uğruyor ve seks kölesi olarak kullanılıyor.

Komşu ülkelerce de kabul görmeyen Arakanlıların dramını ülke ülke dillendirmek gerekirse şöyle:

  • Myanmar: 1 milyona yakın nüfus… Çoğunluğu Müslüman olan Rohingyalılar vatandaş sayılmıyor; okula gidemiyor, en temelsağlık hizmetlerine erişemiyor. Devlet ve toplum tarafından dışlandıkları için ülkeden kaçış tek şansları.
  • Bangladeş: 200 bin mülteci çok kötü koşullardaki kamplarda yaşıyor. Bangladeş vatandaşları da botlara, gemilere binip kaçıyor.
  • Endonezya: Nüfusu Müslüman ağırlıklı olsa da Rohingyalıları kabul etmek istemiyor.
  • Tayland: Mülteci kampları kurma planları tartışılsa da yerleşilmesini istemiyor.
  • Malezya: Bölgenin en zengin ülkesi, ucuz işgücüne ihtiyaç duyduğu için mülteciler için en cazip yer. Fakat Malezya’ya ulaşabilenler ‘vatansız yasadışı göçmen’ sayıldığı için hayat koşulları insanlık dışı.

Kısaca Arakanlılar, olumsuz yaşam koşulları nedeniyle rahatsızlanan, hastalandıklarında öldürülme korkusuyla doktora gidemeyen, bir damla suya muhtaç olup yağmur suyu biriktirmeye çalışan, suçlu suçsuz herhangi bir nedene bağlı olmadan işkence gören, kendi topraklarında kendi topraklarına yabancı olan, sınırsız imkânların bulunduğu dünyada sınırlı bir yaşam alanına bile sahip olamayan, günlerce aç susuz, su üzerinde haykırışlarına cevap verecek bir ses arayan, insan olduğu umursanmayıp mensubiyetiyle muamele gören, Fransız yazar Sophie Ansel’in de dediği gibi “Bir cehennemden başka bir cehenneme sürüklenen” tarifsizlerdir.

“Zulme uğradıktan sonra Allah yolunda hicret edenlere gelince, biz dünyada mutlaka onları güzel bir yere yerleştiririz. Hâlbuki bilirlerse ahiretin mükâfatı elbette daha büyüktür.“ (Nahl 41)

Kübra Kaplan ve Semanur Çelik kaleme aldı


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir