Devlet Oyunları

Paylaş

 

Türkçeye ‘Devlet Oyunları’ olarak çevrilen State of Play Filmi’ni  Kevin Macdonald yönetmiştir. Klasik bir gazetecilik filmi olan Devlet Oyunları; politikacıları, algı yönetimini, karmaşık ve kirli ilişkileri konu ediniyor. Film esrarengiz bir tetikçinin üç kişiyi öldürmesiyle başlar. Öldürülen kişilerden biri olan genç bayanın ölümü medyada oldukça ses getirir, çünkü bu bayan, Amerikan Kongresi’nin genç üyesi Stephen Collins’in araştırma asistanıdır. Stephen Collins savunma harcamalarını denetleyen komitenin başkanlığını yapmaktadır. Collins, savunma bakanlığının dış kaynak kullanımı, paralı askerlerden oluşan özel ordu birliği hakkında araştırmalar yapmaktadır.

Ülkenin çok satan gazetelerinden birinin araştırmacı gazetecisi olan Mcaffrey ise cinayetleri başından beri takip etmektedir. Çünkü hem Collins’in en yakın arkadaşıdır hem de gazetesi için sağlam bir hikâyeye ihtiyacı vardır.

Kongre üyesinin aleyhinde, sekreterinin ölümünün ardından, sekreteri ile aralarında duygusal bir bağ olmasını konu edinen haberler yazılmaya başlar. Film doğruyu söylemeye çalışan politikacıların, büyük güçlerin kontrol altına aldığı kurgusal hikâyelerle kamuoyuna onların bu şekilde hatırlanmasını sağlamanın ne kadar basit olduğunu gözler önüne sermektedir.

Filmdeki şu cümlede bunu destekler niteliktedir.

“Son 3 yılda 2 kanun teklifine destek verdim. Bunlara rağmen bu trajik olayla hatırlanacağım.”

Şehrin en tanınmış gazetesinin editörü ise bu trajik hikâye hakkında hemen bir haber yapılmasını ister, fakat araştırmacı gazeteci bu sefer acele etmemektedir. Çünkü olaylar arasındaki bağlantıların kısmen farkına varmıştır. Beklemeyi ve parçaları birleştirerek büyük hikâyeyi tamamlamayı istemektedir. Bu yüzden bir dedektif edasıyla araştırmaya koyulur.

Kongre üyesi Collins terör karşıtı biridir. Cesurca gerçekleri savunan Collin, sözel savaş birliği yöneticisinin milyon dolarlık servete sahip olması konusuna da değinir. Bu servetin kaynağına dikkat çekmeye çalışır. İç istihbaratı ele geçiren bu özel paralı birliklerin görünüşte 14 ayrı şirketten oluştuğunu, fakat aslında tek bir şirkete bağlı olduğunu tespit eder. Büyük güçlerin tek önemsediği, konunun kendi servetleri olduğu ve savaşan askerlerin, masum halkların katledilişinin hiçbir öneminin olmadığıdır. Ve karşı tarafın askerlere karşı argümanı olan “Adapte ol ve başar!” reklam sözünün aslında “Neye mal olursa olsun savaşın!” anlamına geldiğini kongrede açıklar. Kongrede sesini yükselterek söylediği şu söz ise bu konunun kavranmasında önem arz eder:

“ Ordu birliklerini eğitmek için parayı biz veriyoruz, siz öldürerek zengin oluyorsunuz.”

Bu paralı birliklerin maaş çeklerinden başka kimseye karşı sadakatlerinin olmadığını tüm dünya Irak ve Afganistan savaşlarında yakından görmüştü. Irak’ta yaklaşık bir buçuk milyon kişinin ölümüyle sonuçlanan ABD kuşatmasında, ABD’nin demokrasi getirmek amacıyla ülkeye girdiğini fakat tek götürdüğü şeyin petrol olduğunu gördük. Masum halkın katledilişi ise demokrasi söyleminin içinde Mehmet Akif’in de dediği gibi ‘tek dişi kalmış bir canavar’ın olduğunu, isterlerse sükseli, parıltılı sözlerle bu canavarı (demokrasi) güzelleştirebileceklerini, fakat sonucunun hep kan, acı, gözyaşı olduğunu biliyoruz.

Emperyalist ülkelerin bayraktarlığını yapan materyalist düşüncenin hâkim olduğu ABD, kitleleri yalnızca para, güç, şöhret ile kontrol edecek hale getirmiştir. Aile, sadakat, adalet gibi kavramların karşılığının olmadığı emperyalist kan emici ülkelerin, gücü ellerinde bulunduran şirketleri tüm dünya üzerinde tekelleşmeyi sağlayıp parayı kendilerine aktarmanın yollarını bulmuşlardır. Bu bazen demokrasi, bazen ticaret, bazen de savaş yoluyla olmaktadır. Fakat hangisi olursa olsun para bu sermayedarların eline geçmekte ve sonuç değişmemektedir.

Paraları söz konusu olduğunda doğruları söyleyen kişilerin sonlarını tek kurşunla getirebilen bu güçler bazı güçlü politikacıların sonlarını ise çeşitli karalama kampanyaları, algı operasyonları ile getirmektedirler. Filmdeki şu replik bu konunun daha iyi anlaşılmasını sağlamaktadır:

“Masum insanların onların gözünde hiçbir değeri yok, elden çıkarılacak askerlerin de. Beni de benzer bir kaderden ayıran şeyin konumumun toplumsal niteliği olduğuna inanıyorum.”

Film politikada yaşanan karalama kampanyalarına bir nevi destek veren gazetelerin bu olaylara “ses getiren bir hikâye” olarak bakmalarına da eleştirel bir tutumla yaklaşır. Gazeteler bu karalama kampanyasının halk ayağını oluşturur. Gazeteler için önemli olan tek şeyin doğru haberden ziyade sansasyonel haberler olduğunu, böylelikle daha çok okunup satış yapılmasının önemini filmin çeşitli bölümlerinde görmekteyiz.

Ellerinde birçok hikaye biriken fakat gerçeği bulmayı amaçlayan araştırmacı gazeteci yüzünden bu hikayeleri kaçırmış olan editörün “Biz hikayeleri yazacaktık ve insanlar bunu okuyacaktı, ertesi gün yeni bilgiler ışığında yeniden yazacaktık, yeniden okunacaktı…” tarzındaki sitemleri ve  ülke için önemli büyük haberi yayınlamadıklarından dolayı saatte ne kadar kaybettiklerini ifade eden sözleri gazeteler için gerçeklerin değil satışların önemini ve kapitalizmin buradaki yönünü de gözler önüne sermektedir.

ABD’nin savaş politikalarını ve güç dengelerini ele alan bu film günümüzdeki devletlerin politikalarını, siyasi ve sosyal ortamlarını yeniden yorumlamak için son derece faydalı olabilecek bir kaynak. Bunca algı yönetiminin.  spekülasyonun içinde haberlerin görünmeyen boyutunu görebilmek ve Rabbimizin Kuranı Kerim’de defalarca belirttiği gibi hakkıyla aklımızı kullanabilenlerden olabilmek duası ile…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir