Çöl Aslanı: Ömer Muhtar

Paylaş

ÇÖL ASLANI; ÖMER MUHTAR

İnanç, sabır, tevazu, hasbilik bir mücadelenin mihenk taşlarıdır. Bu özellikler mücadeleyi ve mücadelenin karakterini doğru yolda kaim kılar. İslam’ın hiçbir önderi yoktur ki bu özellikleri sindirmeden kıyam edebilsin.  Bir kıyam önderi de yaşamı boyunca hak bildiği davanın onurunu taşıyan ve zedelenmesine asla müsaade etmeyen Ömer Muhtar’dır. 20. yüzyılın kan emicilerine boyun eğmeyen Libya halkıyla birlikte 20 yıl mücadele etmiş ve direnişin 8 yıl liderliğini yapmış ve bu yolda şehadete kavuşmuştur.

Ömer Muhtar, 1862 yılında Libya’nın Defne bölgesinin Butnan Kasabası’nda doğmuştur. Libya’daki en büyük Arap kabileleri arasında sayılan Menfie’ye mensup Gays ailesinden olan Ömer Muhtar’ın annesi Aişe, Babası Muhtar’dır. İlk eğitimini babası Muhtar’dan almış babasının vefat etmesi üzerine Ömer Muhtar’ın ve kardeşi Muhammed’in eğitimlerini Seyyid El Giryani üstlenmiştir. Giryani, kardeşleri Cağbub’da ki İslami Bilimler Akademisi’ne yazdırmış ve Ömer Muhtar burada 8 yıllık bir eğitim almıştır. Ömer Muhtar buradan mezun olduktan sonra 1911 yılına kadar Kasur İmamlığı yapmıştır. Cebelülahdar’da bulunan Kasur Zaviyesi Osmanlı Devletine genelde itaat etmeyen Ubey Kabilesi’ne aitti. Şeyh Ömer bu kabileyi Osmanlı İdaresine yaklaştırmış ve buradaki Arap kabileleri arasında devam eden kavgaları sona erdirmiştir. Aynı zamanda Ubey Kabilesi’ni cihat hareketinin öncü kuvveti olacak şekilde eğitmiştir.

Ömer Muhtar’ın da mensubu olduğu, alışılagelmiş sufi anlayışının dışında bir yapıya sahip olan Senusi Tarikatı zahit bir yaşamın yanı sıra toplumu ıslaha ve münkere karşı direnme çabasında idi. Ömer Muhtar’da kendini halktan soyutlamamış bizatihi cihadın önderi, Libya halkının da milli kahramanı olmuştur. Bu zaviyede iken çocukları eğitmesi,  yolculara ve çevrede ki fakirlere ikramda bulunması, müntesiplerinin günlük işlerine yardımcı olması gibi faaliyetleri halkın Sidi Ömer’e ayrı bir saygı duymasına sebep olmuştur.

27 Eylül 1911’de İtalya’nın Libya’ya çıkartma yapması üzerine Ömer Muhtar Ubey Kabilesi’ni cihada hazırlamış ve 1000 kişilik bir mücahit birliği kurmuştur. Böylece uzun süre dağlara çekilecek Libya halkının özgürlük mücadelesi başlamıştır. Osmanlı 1912’de Trablusgarp Savaşı’nın ardından İtalya ile imzaladığı Uşi Antlaşması’yla kuvvetlerini, Libya’dan çekmesi üzerine Aziz El-Mısri geride kalan askerleri Mısır’a götürmek istedi fakat Ahmed es-Senusi engeli ile karşılaştı. Aralarında çıkan çatışmada arabuluculuğu Ömer Muhtar üstlenmiştir. Bunun yanı sıra Berka Bölgesi’nin kumandanlığına da Muhtar getirilmiştir.

1922’den itibaren Benito Mussolini liderliğinde Faşistlerin İtalya’da egemenliği ele geçirmesi üzerine Ömer Muhtar karargahını ‘Yeşil Dağ’ anlamına gelen Cebel-ül  Ahdar bölgesine aldı ve askerlerini sayıları 100-300 arasında değişen birliklere böldü. Ömer Muhtar iyi bir çöl savaşları stratejisiydi. Bu özelliği ona Çöl Aslanı lakabını kazandırmıştır.

Mücahitler çok seri ve hızlı hareket ediyor, İtalyan askeri karakollarına baskınlar yapıyor ve bir anda ortadan kayboluyorlardı. İtalyan askerleri ise bu gerilla taktiği karşısında şaşkına uğruyorlardı. Çöl aslanının karşısında sürekli başarısız olan İtalyan valilerinin biri gidiyor bir diğeri geliyordu.

Libya halkından, direnişin galip ve ağır geldiği birileri de vardı. İdris es-Senusi, bazı ileri gelen şeyhler ve kabile reisleriyle birlikte tedavi bahanesiyle Mısır’a kaçmışlardı. 27 Şubat 1923 yılında Ömer Muhtar, son gelişmeleri görüşmek üzere Mısır’a gitti ve İslam Dünyasına yardım çağrısında bulundu. Dağlarda verilen mücadeleden daha rahat olan Mısır’da ki yaşam İdris es Senusi’ye daha cazip gelmişti. Mısır ile İtalyan Hükümeti’nin arasının açılmasını istemeyen İdris’in cevabı ümit kırıcıydı. Ömer Muhtar kırgınlığı daha sonra 1924 yılında Şerif es-Senusi’ye yazdığı mektupta şöyle ifade etmiştir:“… Biliniz ki biz vatanımızın acıklı ve ıstıraplı bir hayat yaşayan evlatlarıyız. Vatan, istila kuvvetlerinin çizmeleri altında inliyorken, İdris es Senusi çıkıp Mısır’a gitti… Biz ise kendimizi son derece dağınık bir vaziyette bulduk. Gittiği yönü, doğu ve batısını bilmeyen ve denizin ortasında yüzen bir gemi gibi terk edildik. Sen de aynı şekilde bizi bırakıp Türkiye’ye gitmeyi tercih ettin. Şunu bilin ki, vallahi sizi yakalarınızdan yakalayacağımız günler olacak… Tatlı olduğu ve meyve verdiği günlerde vatanınıza sahip çıkıyordunuz da, acıklı günlerde nasılda terk edip gidiyorsunuz? Mısır’a, İdris’in yanına vardık. Ondan yardım istedik. Fakat bize, “gidin, kendi başınızın çaresine bakın, bizim size yapabileceğimiz hiçbir yardım yoktur” diye bizi eli boş gönderdi. Yanaklarımızı sulayan acı gözyaşlarımızla, Mısır’dan cephemize döndük…”

Son derece azimli ve kararlı olan Ömer Muhtar davasından asla vazgeçmeyecekti. Çünkü o iyi biliyordu ki dünya nimetlerinden daha büyük bir vaat vardı. Mısır’a gittiği sırada kendisine İtalyanlar tarafından yapılan cezbedici teklifleri “Beni kimse imanım, davam ve cihadımdan alıkoyamayacaktır. ” diyerek reddetmişti.

Libya Mücahitlerinin karşısında iyice sabırsızlanan Mussolini, Sireneyka Valiliği’ne zalimliği ve acımasızlığıyla şöhret bulmuş Rodolfo Graziani’yi atadı. Ataklarına hemen başlayan Graziani öncelikle mücahidlerin Mısır’dan yardım almalarını engellemek için Libya’nın güneyinde İtalyanların ulaşamadığı tek yer olan Kufra’yı işgal etti ve Mısır hududunda 300 km’lik bir alanı dikenli tel örgülerle sardı. Toplama kamplarını genişletti. İtalya gelişmiş silahlarını ortaya çıkarmış, uçaklarla bombalar yağdırırken mücahitler vur-kaç taktiği yaparak işgalcileri durdurmaya çalışıyorlardı. Artık mücadele daha da çetinleşmişti.  Ömer Muhtar’ın Mısır hududunda görüştüğü Muhammed Esad’a da dediği gibi kendilerine tanınan vadenin artık sonuna gelmişlerdi.

Ömer muhtar 11 Eylül 1931 yılında yanında bir kısım mücahitle beraber Sılanta mevkiinde bulunan bir sahabinin kabrini ziyaret için yola çıktıklarında İtalyan istihbaratı bu durumu haber almış ve vadiyi her yönden sarmışlardı. Ve Ömer Muhtar esir alınmıştı… Daha sonra göstermelik bir duruşmaya çıkarılan Ömer Muhtar’a, mücahitlere cihadı durdurmalarını emreden bir emirname yazması durumunda onu beraat ettirmek ve ülke dışına sürgüne göndermek teklif edildi. Bu teklife Ömer Muhtar “Her namazda Allahtan başka ilah olmadığına, Muhammed(sav)’in de O’nun resulü olduğuna şehadet eden parmaklarım, asla yanlış bir şey yazamaz! Bizler teslim olamayız. Ya kazanırız Ya ölürüz!” cevabını verdi. Hakkında idam kararı verilen Sidi Ömer bu kararı inancının haykırdığı şu sözlerle yok sayıyordu: “Hüküm yalnızca Allah’ındır. Sizin sahte ve uydurma hükmünüzün hiçbir geçerliliği yoktur. İnna lillahi ve inna ileyhi raciun.”

Ömer Muhtar 15 Eylül 1931 günü suluk kampında tutulan 20.000 civarındaki halkın gözleri önünde son derece sakin ve vakarlı bir duruşla asılarak şedit edildi.

Rabbim şehit Ömer Muhtar’ın şehadetini kabul etsin ve Libya’da direnişini, her türlü emperyalist ve sömürgeci güce karşı ihya etsin. (Amin)

Kaynaklar:

  1. http://www.islamansiklopedisi.info/dia/pdf/c34/c340050.pdf
  2. Tarihteki Ünlü Komutanlar-Liderler, Mine Kalca, İstanbul, 2008
  3. Sömürgeciliğe Karşı Afrika da Sufi Direniş, B. G. Martin, Çeviri: Fatih Tatlılıoğlu, İstanbul, 1988

Hümeyra Bektaş kaleme aldı.

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir