Bir Göç Hikayesi

Paylaş

Dergimiz yazarlarından Fatma Zehra Karadağ’ın 2017-2019 yıllarında Kilis Öncüpınar kampında çalıştığı süreçte tanıştığı arkadaşı SE ile dergimizin göç ve mültecilik dosyası için telekonferans yoluyla bir söyleşi gerçekleştirdik. Kübra Nur Bölük (KNB) ve Fatma Zehra Karadağ (FZK) sordu, SE yanıtladı. Okuyucularımıza sunarız.

 

KNB: Merhaba, nasılsınız?

SE: İyiyim teşekkür ederim, siz nasılsınız?

KNB: İyiyiz çok şükür biz de. Öncelikle teşekkür ederiz, söyleşiyi kabul ettiğiniz için.

SE: Rica ederim ne demek.

KNB: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

SE: Adım SE. 27 yaşındayım. Suriyeliyim, Türkiye’ye geleli 6 yıl oldu. Burada iktisat okudum. 7 kardeşiz ama bölünmüş bir aileyiz. Ablalarım Suriye’de, burada annemle beraber beş kişiyiz.

KNB: Türkiye’ye geliş süreciniz nasıl oldu? Bahsedebilir misiniz?

SE: Önce yaşadığımız il olan Lazkiye’den çıktık. O bölgede bombalama olmuyordu ama tutuklamalar oluyordu. Oradan çıkıp köye gidecektik, başta Türkiye'ye gelmeyi düşünmüyorduk, köyde kalacaktık. Sonra bir varil bombası düştü ve yanımızdaki köyde evler yıkıldı. O sıralar kuzenim Türkiye’deydi ve sınırlar açıktı. “Oradan kaçın, buraya gelin ev tutarım.” dedi. Türkiye’de geçici süre kalmayı, olaylar yatışınca dönmeyi düşünüyorduk hatta o yüzden evi de üç aylığına tuttuk. Ama sonra durum düzelmedi ve buraya yerleştik. Gelmemiz çok zor olmadı, jandarma saydı ve direkt geçtik.

KNB: Herkes mi böyle geldi peki? O dönemde herkes rahat bir şekilde geçebiliyor muydu?

SE: Cizre sınır kapısından zor değildi ben o taraftan geldim.

KNB: Ailen bu süreçte nasıl etkilendi? Türkiye yerine başka ülkelere gidenler oldu mu?

SE: Babam kayıp, iki amcam şehit oldu. İki ablam ve bir kardeşim Suriye’de, orada evliler. İdlip kırsalında kalıyorlar.

KNB: Sıkıntı çekiyorlar mı orada?

SE: Tabi, çok sıkıntı çektiler ama şuan durum çok kötü değil. Yaşam zor, çalışma yok. Sağlık alanında da yetersizlikler var ama yine de buraya gelmek istemediler. Türkiye dışında başka yere giden olmadı.

KNB: Neden Türkiye'yi tercih ettiniz?

SE: Sınırlar açıktı, bazı akrabalarımız buradaydı. Burada kalmayı geçici olarak düşünüyorduk ama sonra süreç uzadı.

KNB: Ailenizden değil de arkadaşlarınızdan başka ülkelere gidenler oldu mu? Görüşüyor musunuz onlarla? Onların durumu nasıl?

SE: Evet, Almanya’ya gidenler oldu. İyi, memnunlar hatta orada yaşam şartları daha iyi.

KNB: Türkiye’ye giriş sıkıntı olmamış ama Almanya’ya girişler nasılmış, sıkıntı olmuş mu?

SE: Evet. Kaçak olarak denizden Yunanistan’a gittiler oradan geçmişler. Hem çok para ödemişler hem de yolculuk çok riskliymiş.

KNB: Orada çalışıyorlar mı?

SE: İlk yıl çalışmıyorlar, dil öğreniyorlar. İşe girene kadar devlet onlara para veriyor, işe başlayınca para kesiliyor.

KNB: Türkiye'ye geldiğin için pişman mısınız, başka ülkeye gitmek ister miydiniz?

SE: Hayır, pişman değilim. Kampta kalırken oradaki yöneticiler, “Kanada’ya gitmek isteyen var mı?” diye soruyorlardı. Başvuru yaptığında seni uçakla gönderiyorlardı. Hatta benim İngilizcem olduğu için bana “Git, daha rahat edersin.” dediler ama annem istemedi gitmemi. En azından Türkiye İslam ülkesi olduğu için.

KNB: Tanıdıklarından Kanada’ya giden oldu mu?

SE: Kamptan gidenler çok oldu ama ben tanımıyordum.

KNB: Kampta dört yıl kadar kalmışsınız kamp koşulları nasıldı? Sağlık konusunda sıkıntı yaşadınız mı, eğitim alabildiniz mi?

SE: Hayır, çok sıkıntı yaşamadık sadece orası küçük bir yerdi ve kalabalıktık. Tek kapı vardı, giriş çıkışlar sıkışık oluyordu, güvenlik kötü davranıyordu.  Evler biraz küçüktü. Su problemi vardı, günde bir saat su geliyordu ne varsa dolduruyorduk. Hatta bazen iki günde bir geliyordu.

KNB: Kamp yaklaşık kaç kişiydi?

SE: Yirmi bin, dediler en son. Öyle hatırlıyorum.

KNB: Şuan kamp yok, nereye gitti buradaki insanlar?

SE: Kilis’e ve diğer illere yerleştiler. Seçenek sundular bize, sadece Hatay'a ve İstanbul'a gitmemize izin verilmiyordu oralarda çok sayıda Suriyeli olduğu için.

FZK: Yeni bir hayat kurmanız için para da verildi sanırım.

SE: Evet, kişi başı bin iki yüzdü sanırım. Ben o zaman Türk vatandaşı olduğum için bana vermediler.

FZK: Bu parayı size Türkiye mi verdi, yoksa uluslararası bir fondan mı verildi?

SE: Net bir bilgim yok.

KNB: Kampta size eğitim Türkçe verildi değil mi?

SE: Çocuklar afallamasın diye altı saat eğitimin üç saati Türkçe, üç saati Arapça olarak verildi. Birinci sınıfa giden çocuklara tamamen Türkçe, diğer sınıflara yarı yarıya eğitim verildi.

KNB: Çocuklar için zor oluyordur herhalde?

SE: Türk olarak sadece öğretmenleri görüyorlardı, o da belli saatler içerisinde. Kalan herkes Arap, o yüzden çok etkileşim olmuyordu. Sadece pazara gittiklerinde falan duyuyorlardı, hâliyle öğrenemiyorlardı. Öğretmenlerden de çok iyi bilen yoktu, birkaç öğretmen vardı Türkçe bilen. Türk öğretmenler de önyargılı yaklaşıyorlar ve pek konuşmuyorlardı.

KNB: Şu an neler yapıyorsunuz?

SE: Ben geçen yıl mezun oldum. Özel İngilizce dersleri veriyorum. Aynı zamanda Araplara da Türkçe dersi veriyorum.

KNB: Şuan Kilis’tesin değil mi?

SE: Evet, Kilis’teyim.

KNB: Kilis halkıyla ilişkiniz nasıl? Eskiye nazaran daha mı iyi daha mı kötü?

SE: Kilis halkıyla iletişimimiz pek yok. Türk arkadaşlarım da çalıştığım yerden ya da üniversiteden.

FZK: Ben ordayken Kilis halkı Arapları pek sevmiyordu. Hâlâ öyle mi?

SE: Evet, hâlâ öyle. Bir şey olduğu zaman hep Suriyelileri suçluyorlar. Geçenlerde biri işsizlik yüzünden intihar etmek istemiş. İşsizliğin sebebi olarak Suriyelileri görüyorlar. Ama kalabalığız ne yapacaksın?

FZK: Zaten Kilis’in yarısı Arap yarısı Türk değil mi?

SE: Evet, hatta yarısından fazlası Arap diyebilirim.

KNB: Kilis halkı veya Türkiye vatandaşları size “Suriyeliler” diyerek dışlayıcı bir dil kullanıyorlar. Bu sizi rahatsız ediyor mu? Böyle hitap edildiğinde neler hissediyorsunuz?

SE: Açıkçası ben rahatsız oluyorum. Sınıfta bile “Sizinkiler öyle bizimkiler böyle…” diye söylendiğinde rahatsız oluyorum.

KNB: Derse girdiğiniz sınıflar karışık sınıflardı o zaman.

SE: Evet karışıktı. Hatta dil öğretmeni olarak girdiğim sınıflardan birinde bir Türk ve bir Arap öğrencim kavga ediyordu. Türk olan “Ben Arapları sevmiyorum.” diyordu. Sebebini sorduğumda “Annem öyle söyledi.” diyordu. “Bunlar vatan haini, bizi İngilizlere sattılar.” diyorlardı. Bunu diyen üçüncü sınıfa giden çocuk!

KNB: Arap öğrenciler de Türklere karşı böyle mi düşünüyorlar?

SE: Bazıları öyle. “Dilini anlayamıyorum.” ya da “Bana kötü davrandı, arkadaşlık yapmayacağım.” diyerek arkadaş olmuyorlardı.

KNB: Peki senin önyargın var mıydı, Türklerle arkadaşlığa dair?

SE: Aslında önyargı değil, korku vardı. Üniversite birinci sınıfta kötü bir anım oldu. Bir kız, Maraşlıydı sanırım. Hukuk dersinde kira sözleşmesi yapmamız gerekiyordu ve o kız madde olarak “Suriyelilere ev vermem, yazacağım.” dedi. Ben de orada oturuyordum ve hocamız “Öyle bir şey yazma. Aramızda Suriyeliler var biraz ayıp oldu.” dedi. Dersten çıktığımızda arkadaşımla kantinde oturuyorduk. Ben bir şeyler almak için kalktım o sırada bunları söyleyen arkadaş gelmiş ve arkadaşıma “Tarafını belli et, kimin tarafındasın sen?” demiş. Daha sonra ben masaya doğru geliyordum. “Ben Suriyelilerle aynı masada oturmam.” dedi. Yani beni kovdu ve arkadaşım da “Rahatsız olan kalksın.” dedi. Bazıları sahip çıkıyor, bazıları kötü davranıyor. O yüzden korkuyorum aynı şeyleri yaşamaktan. Bir de kampa gitmeden önce çok şey yaşadım. Kuzenim ev tuttu ama geçim sıkıntısı yaşadık. Önce yün fabrikasında çalıştım, yabancı bir fabrikaya aitti. Sonra okul kıyafetleri diken bir tekstil fabrikasında çalıştım. Şartlar çok zordu. Günlüğü on liraydı, sabah yediden geç saatlere kadar çalışıyordum. Hakkımızı sömürdüler. Ama mecburen ben de annem de çalışmak zorundaydık. Okullar açılınca orası kapandı, yazlık bir işti. Sonra bir kırtasiyede çalıştım. Sahibi bir müzede çalışıyordu ben de onun yerine dükkânda duruyordum. Orada iki hafta çalıştım ve devam edemedim.

KNB: Neden devam edemedin?

SE: Dükkânda tek başıma duruyordum ve rahatsız ettiler, çıkmak zorunda kaldım. Kuzenim kampta çalışıyordu bana haber verdi, İngilizce öğretmeni arıyorlar, diye. “Antep'e mülakata git." dedi. O sıra bizim için kampa gitmek çok daha iyiydi çünkü kiramızı ödeyemiyorduk. Mülakata gittik, “Kampta yaşamak zorundasın.” dediler. Gönüllü öğretmen olacaktık ben de bunu istiyordum zaten. Kampta Türkçe kursu vardı bir arkadaşımın vasıtasıyla ona kayıt oldum ve böylece Türkçe öğrenmiş oldum.

KNB: Türkiye’de yaşadığınız süre boyunca çok şey tecrübe etmişsinizdir. Olumlu, olumsuz bunlardan bahseder misiniz?

SE: Yani hem olumlu hem olumsuz?

KNB: Evet olumsuzlardan zaten bahsettin, varsa olumlulardan biraz bahseder misiniz?

SE: Var, tabi. Burada eğitimime devam ettim, benim için çok önemliydi. Yani başladığım üniversiteyi burada tekrar okumak. Ben umudumu kesmiştim. Demiştim ki “Tekrar okuyamam.” Bir arkadaşım banaTürkçe öğretiyordu, Suriye’de okuduğum bölüme başvurmak için bana yardım etti. Bir gün beni aradı dedi: “Kazandın, istediğin bölümü kazandın.” Bölüme girdiğim an, yaşadığım en mutlu anımdı. O andan sonra bir daha o kadar mutlu olmadım. Yani, eğitime devam edeceğim! Sonra burada bir sürü arkadaş kazandım, gerçek arkadaş. Mesela Fatma Zehra, Nurdagül. Bunlar bana Türkiye’nin kazandırdığı en güzel şeyler. Arkadaşlarım ve eğitim.

FZK: Sen üniversite okumaya birinci sınıftan mı başladın?

SE: Evet, birinci sınıftan.

FZK: Suriye’de kaça kadar okumuştun?

SE: Birinci sınıftaydım ama kaydımı dondurdum.

FZK: Savaş başlayınca mı dondurdun?

SE: O sırada tutuklamalar çok oluyordu, kadınları da tutukluyorlardı. Kontrol noktalarında sürekli durduruyorlar, kimlik istiyorlardı. Beni üç kere durdurdular. Ben çok korktum o yüzden dedim ki, ben evde kalayım. Üniversitede de can sıkıcı şeyler oluyordu. Çok fazla Alevi vardı ve hepsi Esad’ın tarafındaydı. Dersimiz bitiyor, hemen diyorlar “Çin’den bir heyet gelecek, onları karşılayacaksınız.” Hiçbir şey olmamış gibi davranmamızı istiyorlardı. Yani durumumuz çok iyiymiş gibi davranmalıydık.

FZK: Esad yönetimi mi istiyordu bunu sizden?

SE: Zaten sürekli üniversitelere geliyorlardı. Gerçekten savaş var mı, kontrol etmek için. Hep bizi çıkarıyorlardı. Güya biz Esad’ı seviyoruz, ülkemizde mutluyuz. Böyle yapmacık davranacaksın zaten başka bir şey yapamazsın, seni alırlar götürürler.

FZK: Zaten Lazkiye daha çok onların olduğu yer değil mi?

SE: Evet, evet. Orada giriyorduk kantine, belli bir kimlik zaten. Biz girince hemen Esad’a yazılmış şarkıları açıyorlardı kızdırmak için.

FZK: Tüm bunlardan dolayı okulu dondurdun?

SE: Evet dondurdum. Bölgeden bölgeye, Lazkiye’de mahalleden mahalleye giderken kontrol oluyordu. Ben de kendi bölgemde çalıştım. Ders veriyordum.

KNB: Bu süreçte birçok insan vatanını yurdunu bıraktı Türkiye’ye geldi. Bu göç yaşlılarda, gençlerde, çocuklarda psikolojik, sosyolojik, siyasi ve ahlaki olarak nasıl bir etki bıraktı? Mesela bir sürü çocuk Türkiye’de doğdu, bir sürü yaşlı yıllardır yaşadığı memleketini bırakıp burada hayatına devam etti. Nasıl etkilendiler?

SE: Nasıl etkilendiler? Yani tam olarak soruyu anlamadım.

FZK: Yani şöyle demek istedi, vatanınızdan kopmak sizi nasıl etkiledi, yaşlı insanlar sonuçta hayatları boyunca Suriye’de yaşamışlar çocuklar belki bunun tam bilincinde değiller. Vatanınızdan ayrılmak seni nasıl etkiledi, çevrenizdekileri nasıl etkiledi?

SE: Ben annem üzerinden anlatayım o zaman. Annem bir yere çıkalım, dediğimizde hâlâ çıkmıyor, hâlâ o üzüntüyü yaşıyor.

FZK: Aslında annen yoğun bir depresyon içerisinde.

SE: Bir yere gidelim, bir düğüne gidelim… Yok, hiç çıkmıyor. Hani, diyor “Niye çıkalım?” Mesela Resul Osman’a hiç çıkmadık.

FZK: Resul Osman Kilis’te bir piknik yeri Kübra, çoğunlukla oraya gidiyorlar.

SE: Evet, orayı görmeyen kalmamıştır ama biz hiç gitmedik. Annem oraya gitmek istemiyor.

FZK: Annen aslında bir nevi oradan ayrılmanın yasını tutuyor. Hep o hüzün içerisinde, neşelenmek istemiyor aslında ben öyle gördüm anneni.

SE: Evet, öyle. Ben ne kadar çabalasam da uğraşsam da böyle.

FZK: Belki bunları yapmak ihanet gibi gelecek annene.

SE: Olabilir. Yedi yıldır buradayız. O hüzün içerisinde, kopamadı.

FZK: Şöyle diyebilir miyiz o zaman? Vatanınızdan kopmak büyüklere daha çok etki etti?

SE: Tabi daha çok etkiledi onları.

FZK: Peki, çocuklar farkında mı?

SE: Benim kardeşlerim buraya geldiğimizde 5 yaşındaydılar, küçüklerdi. Soruyorlardı “Nasıl?” diye.

FZK: Hatırlamıyorlar zaten değil mi?

SE: Mesela bir çocuğa sorsan “Kaç tane il var Suriye’de?” sayamaz. Çocuklar için zor değil gençler için zor. Yaşlılar için daha zor. Gençler şu an okuyorlar, çalışıyorlar, ailelerine karşı sorumlular. Ailelerinden bir çoğunu savaşta kaybettiler. Çok fazla yetim çocuk var. Zor durumda olan bir sürü aile var. Onların çocukları çalışıyor, çalışmak zorundalar. Belki şu an birçoğu okumuyor. Ben hem okuyabildim hem aileme bakabildim. Herkes bu kadar şanslı değil. Çok şükür hâlimize.

FZK: O zaman hafıza ile ilgili vatan, yaşama kavramı.

SE: Bir de aileden kaynaklanıyor. Filistinli bir aile tanıdım ama Filistin’de hiç yaşamamışlar.

FZK: Kim Filistinli?

SE: Şimdi okulda tanıdım, Nezip diye biri. Hiç Filistin’de yaşamamışlar. Önce Suriye’ye göç etmişler, sonra da Türkiye’ye. Ama çocukları o kadar Filistin’i seviyorlar ki. Anneleri “Bizim vatanımız şöyle…” diye anlatıyormuş, şarkılarını marşlarını hep öğretiyormuş. Çocuklar şimdi “Biz Filistinliyiz.” diyor. Aile önemli yani. O çocuklar Suriye’de yaşadılar, büyüdüler ama biliyorlar. Sorduğumuzda hangi şehirde yaşadıklarını o şehri söylüyorlar. Biz kötü şeyler yaşadık hep. Nasıl diyeyim, oradaki Müslümanlar ezikti hep, biz eziktik. Bu yüzden sadece vatana bağlıyız o kadar!

FZK: Yani sadece vatana ve toprağa bağlısınız devlete değil

SE: Evet, sadece toprağa. Beni anlıyorsun. İnşallah doğru anlatıyorum.

FZK: Evet gayet güzel anlatıyorsun.

KNB: Diyelim ki her şey düzeldi, işler yoluna girdi. Tekrar döner misiniz Suriye’ye, yoksa biz burada iyiyiz, sizinle yaşayacağız mı dersiniz?

SE: Dönerim bence, Lazkiye’ye dönerim. Eğer yönetim, devlet değişirse kesin dönerim.

FZK: Diyelim ki savaş bitti ama yönetim değişmedi ama her şey yoluna girdi döner miydin?

SE: Yok kesinlikle dönmezdim

FZK: Emin olamazsın çünkü eski yaşananlar tekrar yaşanacak diye.

SE: Evet, emin olmamaktansa... O yönetime güvenmiyorum, sempati duymuyorum. Orada yaşamam. Benim babam kayıp orada. Bir sürü şehit var dönmemek saçma olur, diye düşünüp dönmem. Tekrar orada yaşayamam. Özgür olan bölgeler var, mesela ablalarım orda yaşıyor ama onların bir düzeni var, eşleri var. Ben oraya gitsem aileme nasıl bakacağım, nasıl iş bulacağım?

FZK: Şu an kurulu bir düzenin var.

SE: Evet var. Orada her an her şey olabilir. Az önce haberlere bakıyordum, Hastaneye saldırı yapmışlar, özgür bölge ama yine de her şey olabilir. Özgür bölgede hayat yok!

FZK: Bir bölge vardı, Türk yönetimi orada evler filan kuracaktı orası ne durumda şu an?

SE: Azez, El Bab, oralar iyi. Evler, okullar, hastaneler var, hatta üniversite var. Gaziantep’e bağlı açtılar.

FZK: Yaşıyor değil mi orada Araplar?

SE: Tabi oradakiler daha iyi, özgür bölgelerden daha iyi.

FZK: Peki Kilis’teki kampta yaşayan insanlardan oraya geçen oldu mu?

SE: Bilmiyorum. Ama bana “Oraya geç, yaşa.” deseler ben oraya gitmem, burası iyi. Orada beni bağlayacak bir şey yok.

KNB: S, senin geleceğe dair hedeflerin var mı?

SE: Ben üniversite sınava girdim, sonuçlarımı bekliyorum. Başka bir bölüm istiyorum.

FZK: Eğitim Fakültesi İngilizce öğretmenliğiydi değil mi?

SE: Evet.

FZK: Olursa çok iyi olur İngilizcen için.

SE: İnşallah

FZK: Aslında Kübra, okuduğu bölüm Suriye’de çok iyi bir bölüm. Türkiye’de de böyle olacağını düşünüp bu bölümü tercih etmiş ama Türkiye’de bu bölümde işe alım çok olmadığı için, iş sahası olmadığı için şu an daha rahat çalışacağı bir bölüm tercih ediyor. Zaten İngilizcesi çok iyi, inşallah olur.

SE: İnşallah, İngilizce öğretmenliği kazanırsam okurum ya da yüksek lisans yaparım. Eğitimime devam etmek istiyorum.

FZK: Kilis’te var mıydı İngilizce öğretmenliği?

SE: Yok, Antep’te var. İşim bitecek, başka bir işte çalışmak zorunda kalacağım. Seneye bitiyor sen biliyor musun Fatma Zehra?

FZK: Bu öğrenciler varsa, size hep ihtiyaç olacak sanmam biteceğini.

SE: Biliyor musun okullarda durumumuz çok kötü. Okulunuzda Suriyeli var mı sizin?

FZK: Evet var. İki tane, biri tercüman, diğeri öyle gidip geliyor fazla bir şey yapmıyor.

SE: Biraz bilinçsiziz bu konuda.

FZK: Aslında çalışmak istemiyorlar. Velilerle görüşün, bize yardımcı olun, diyoruz ama yapmak istemiyorlar. Öğretmenler odasına geliyorlar ve oturup gidiyorlar.

SE: İşte bizim okulumuzda da öyle çok yaşlı öğretmen var.

FZK: Tabi yaşlı olanlara bir şey diyemem ama bizim okuldakiler genç. Sonuç olarak onlar senin memleketinden, yardımcı olman gerekir. Bir maddi karşılığı da var gönüllü olarak yapmıyor ama o tamamen kişinin iradesine kalmış, zorla yaptıramazsın. Bu yüzden kötü bir izlenim oluyor.

SE: Evet öyle… Okulumda öğretmenlere temizlik yapacaksınız, dediler. Çay başında duracaksınız, dediler. Ama bizim görevimiz bu değil, yapmak zorunda değiliz.

FZK: Çoğu Suriye’de eğitim fakültesinden mezun olmuş öğretmenler. Haliyle bu söylenenleri yapmak gururlarını kırıyor.

SE: Burada Hasan Hoca var. Yirmi yıl öğretmenlik, on yıl müdürlük yapmış. 30 yıllık bir geçmişi var. Adama temizlik yaptırıyorlar, çay başında bekletiyorlar. Tabi, ağır gelir.

FZK: Anladım. İstanbul’da yaptıramazsın böyle bir şey. O daha çok Kilis’e özgü, Kilis’te daha çok orman kanunları geçerli.

SE: Kamptaki okulda böyle bir sorun yoktu ama burada saygı duyulmuyor bize. Öğretmen olduğumuzu bile bilmiyorlar. Bu yüzden insan bıkıyor. Ben Türkçe bildiğim için biraz yardımcı oluyorum ama sonra yine oturuyorum.

FZK: Ama bu okulun inisiyatifinde bir şey değil UNICEF’in inisiyatifinde. UNICEF bunu devam ettirmek istiyorsa kimseye sormaz bence.

SE: Mesela bir iş var yapmak istemiyorsan müdür, hemen rapor yazarım, diye korkutuyor.

FZK: Gözünüzü korkutuyorlar bir şey yapamazlar.

SE: Yedi tane öğretmen çıkardılar. Ankara’dan hemen not geldi, geri alın, diye.

FZK: Gördün mü bak bir şey yapamazlar.

SE: Yine de zor bir durum. Kamptayken iyiydi ama burada Türk öğretmenlerle hiç aramız yok. Kendilerini üstün tutuyorlar, selam bile vermiyorlar.Ne iş yaptığımı bilmiyorlar. Bir hoca bana dedi ki “Saat 10.30’da bana kahve yapar mısın?” Benden kahve istedi!

FZK: Senin orada tercümanlık yaptığını bilmiyor?

SE: Evet, bilmiyorlar. Müdürün tavrıyla da alakalı.

FZK: Aslında ne yaptığınızı öğrenmek istemiyorlar.

SE: Bir de biz öğretmenler odasında oturmuyoruz, bizebaşka bir oda verdiler orası da hizmetlilerin odası. Bizi orada oturtuyorlar, biliyorlar ki orası hizmetliler odası. Bütün okul temizleniyor bizim odamız temizlenmiyor.

KNB: Benim sorularım bu kadar, teşekkür ederim. Eklemek istediğiniz bir şey var mı?

SE: Yok, teşekkür ederim.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir