Bir Göç Hikayesi

Paylaş

 Dergimiz yazarlarından Fatma Zehra Karadağ’ın 2017-2019 yıllarında Kilis Öncüpınar kampında çalıştığı süreçte tanıştığı arkadaşı Nur (N) ile dergimizin göç ve mültecilik dosyası için telekonferans yoluyla bir söyleşi gerçekleştirdik.  Fatma Zehra Karadağ (FZK) ve Kübra Nur Bölük (KNB) sordu, Nur yanıtladı. Okuyucularımıza sunarız.

 

FZK: Nur, bize biraz kendinden bahsedebilir misin?

N: Benim Adım Nur, 28 yaşındayım. Sekiz dokuz yıl önce Suriye’deydim. Şimdi Türkiye’de yaşıyorum. Öğretmenlik yapıyorum. Okuldan sonra yeni bir iş buldum. Bir kütüphanede çocuklar ile ilgileniyorum.

FZK: Kütüphanenin yönetimi Araplara mı Türklere mi ait?

N: Araplara ait.

FZK: Tam olarak ne yapıyorsun orada?

N: Çocuklar gelip resim çiziyorlar, hikâye okuyorlar. Gençler de ders çalışmak için geliyorlar. Bazıları üniversiteye girmek için hazırlık yapıyor.

FZK: Çocuklarla etkinlik mi yapıyorsunuz orada?

N: Evet, bazen satranç da oynayabiliyorlar.

FZK: Anladım. Kaç yıldır Türkiye’de yaşıyorsunuz?

N: Biz 2012’de geldik buraya. Sekiz dokuz yıldır buradayım.

FZK: Türkiye’ye geliş sürecinizi anlatabilir misin? Neler yaşadınız da buraya gelmeye karar verdiniz?

N: Savaş başladıktan sonra hemen Türkiye’ye gelmedik. Önce Halep’e gittik.

FZK: Siz nerede yaşıyordunuz?

N: İdlip’te. O zaman Halep daha huzurlu daha güvenli idi. Rejim oraya girmemişti. Halep’te bir yıl kaldık.

FZK: Kimin yanında kaldınız orada?

N: Dayım ve dedemle. Annemin abisi orada yaşıyordu. Sonra yeniden rejim Halep’e geldi. Savaş Halep’te başlamak üzereydi. Dayım burada güvenli yer kalmadı Türkiye’ye gidin, demiş. Ben, annem ve kız kardeşlerim buraya geldik. Bir iki yıl sonra erkek kardeşlerim de geldi.

FZK: Baban nerede?

N: Babam bizimle gelmişti. Önce kampa geldik, altı yedi yıl falan kaldık. Öncüpınar Konteyner Kenti’nde. Yani, olumsuz biraz. Hayat güzel geçmiyordu. İlk defa kampta yaşıyorduk kimseyi tanımıyorduk.

Mezun olmama bir yıl kala okulu bırakıp gelmiştim. Burada devam edebilir miyim, ne olacak diye düşündüm. En büyük ben olduğum için aileme destek olmam gerekiyordu. Kamptaki okula öğretmen aranıyordu, gönüllü olarak çalıştım. Çocuklar ile hayatı unutmaya çalıştım. Nasıl oldu, nasıl geldik buraya, ne yapacağımız konusunda hiçbir plan olmadığı için sadece çocuklarla olmak beni mutlu ediyordu. Bir şeyler düşünmek yerine onlarla daha güzel vakit geçirmek istedim.

FZK: Suriye’den kalkıp kampa geldiniz ve kamp koşulları zor. Ailen nasıl etkilendi bu durumdan? Akrabalarından geride kalanlar oldu mu? Bildiğim kadarıyla deden anneannen orada kaldılar.

N: Hepsi kaldılar, ailemden sadece biz geldik. Babaannem İdlib’te kaldı.

FZK: Ailenden savaşta vefat eden, yaralanan oldu mu?

N: Evet maalesef.

FZK: Peki, ailenizden Türkiye’nin dışında başka ülkelere giden oldu mu?

N: Uzaktan akrabalarda var.

FZK: Türkiye’yi tercih etmenizde neler etkili oldu?

N: Babam İslam olduğu için daha güzel olur, dedi. Hem de yakın.

FZK: Batı’daki ülkelere giden tanıdıkların var mı? Almanya, İngiltere, Kanada gibi?

N: Bir arkadaşım İsveç’e gitmişti.

FZK: Ondan haber alabildin mi? Yaşam koşulları nasılmış?

N: Sürekli konuşuyorum onunla. Annesi de Britanya’da. Neden anlamadım her biri farklı bir ülkeye gitmiş. O yüzden biraz zor oldu, sonra yavaş yavaş alıştılar.

FZK: Mutlular mı orada?

N: Şimdi, evet.

FZK: Kampı konuşalım biraz. Kampta yaşam koşulları nasıldı? Orda neler yaşadınız? Kampta yaşamanın zorlukları nelerdi? Güzel yönleri var mıydı?

N: Kampta yaşamak bizim için daha iyi. Çünkü, daha güvenli. Farklı şehirlerden farklı geleneklerden insanlar var. Suriye’de de faklı kültürlerden insanlar vardı ama böyle biraz karışık oldu. Mesela bazıları açık olabilir bazıları ferace ile çıkabilir dışarı.

FZK: Ama ben kampta hiç açık birini görmedim herkes kapalıydı. Toplum baskısından dolayı mı?

N: Aynen. Zaten kampta bir süre DAEŞ/IŞİD vardı ve insanlar korkuyordu.

FZK: Kamp bizim için güvenliydi, dedin. Şuan kampta değil Kilis’te, şehir merkezinde yaşıyorsun kendini güvende hissetmiyor musun?

N: Çünkü farklı insanlarla yaşamaya başladık. Daha önce kampta olduğumuz için Türklerle çok karşılaşmıyorduk. Merkeze geldikten sonra daha çok karşılaşıyoruz. Babam biraz korkuyor yabancı insanlardan.

FZK: Baban zaten size karşı çok korumacı biriydi.

N: Belki de bu yüzden. Çok büyük bir sorun yaşamadık.

FZK: İnşallah da yaşamazsınız. Kamptan çıkıp şehir merkezine yerleşmenin olumlu ve olumsuz yönleri neler sence?

N: Daha özgür ve daha geniş. Kamptaki evler küçüktü. Burada eğitim imkânları daha çok. Mesela kamptayken hiçbir kursa gidemedim. Kamptan ayrıldıktan sonra burada bilgisayar kursuna başladım. Kütüphanede çalışmaya başladım. Kamptayken kamp dışına çok çıkmadım. Ve artık kardeşlerim bizi ziyaret edebilirler. Kampta zor oluyordu.

FZK: Kübra şöyle bir şey var: Kampta yaşamayan kişiler eğer orada çalışmıyorlarsa kampa giremiyorlar. Mesela Nur’un İstanbul’da yaşayan iki erkek kardeşi var. Onlar geldiğinde hep dışarıda buluşuyorlardı. Düşünsene anne babasının evine giremiyor, Suriyeli bile olsalar yasak oraya girmesi.

N: Bir arkadaş evine davet etmek isterse o da zor.

FZK: Evet. Hiç kimse giremiyor.

KNB: Kamptan dışarı çıkış olabiliyor muydu?

FZK: Tabi kamptan dışarı çıkabiliyorlar. Günlük belli bir saati vardı. Akşam ona kadar mıydı Nur?

N: Evet 10’a kadar.

FZK: Ve dışarı çıkmanın belli bir sınırı var. Altı ayda on beş gün gibi bir süreydi değil mi Nur?

N: Evet, benim kardeşimle görüşmem için on beş gün izin vermişlerdi.

FZK: Gün sınırı var yani. Onu aşarsan kamptan atıyorlar seni.

KNB: Atılınca nereye gönderiyorlar?

FZK: Artık nerede yaşarsan yaşa. Bütün eşyalarını alıp gitmen gerekiyor.

KNB: Yani Türkiye içerisinde herhangi bir yer.

FZK: Tabi tabi. Şehir merkezinde yaşayacaksın artık. Eğer işi yoksa o kişinin bir anda nasıl yaşayabilirsin? Ev kiralaman gerekecek paran olması lazım. Peki, olumsuz yönleri neler şehirde yaşamanın?

N: Paraya daha çok ihtiyaç var. Su, elektrik kampta ücretsizdi. Şimdi her şeyi ödüyoruz.

FZK: Özgürlüğünüz arttı ama sorumluluğunuz da arttı aslında. Türkiye’ye geldiğiniz için hiç pişman olduğunuz zamanlar oldu mu?

N: Kuzenlerimin vefatını duyduğum zaman, keşke onların yanında olsaydım, dediğim oldu. Onları göremedik. Bir tanesi 13 yaşında kanser olmuş. Babam buradan onun için hiçbir şey yapamadı, kamptan izin verilmedi. Babam da etkilendi bundan hastalandı. Zor bir durumda tek başlarına kaldılar. Böyle zamanlarda pişmanlık oluyor.

FZK: Türkiye’ye değil de keşke başka bir yere gitseydik diye düşündünüz mü?

N: Burada hayatımız iyi gidiyor. Zorluklar da var elbette. Bazen duyuyorum başka ülkelerde eğitimine devam etmen gerekiyor. Arkadaşım Suriye’de eğitimini tamamlayamadan Almanya’ya gitti. Almanya’da dil öğrenmeye mecbur kaldı, dil öğrenmediği takdirde maaş vermeyeceklerdi ona. Yeniden eğitim fırsatı veriyorlar. Bu güzel bir şey.

FZK: Bundan dolayı gitmek isterdim ama çalışıyorum ve ailem yanımda o yüzden Türkiye’de rahatım diyorsun?

N: Türkiye’de hem çalışmak hem eğitime devam etmek zor geldi bana. Başkaları halledebilir ama benim olmadı.

FZK: Çalışmak zorunda olduğun için eğitimine devam edemedin. Bunun için içinde bir pişmanlık var, pişmanlık da demeyelim de – keşke yapabilseydim bunu.- diye düşünüyorsun değil mi? Zaten seninle bunu çok konuşmuştuk. Sadece bir yılın kalmış bir yerde bunu devam ettiremez misin, diye ama ailene sen bakıyorsun şuan.

N: Aynen. Hem de Fransızca öğretmenliği ne Kilis’te ne de Antep’te var.

FZK: O yüzden İstanbul’a gelmek zorundaydın.

N: Evet bu yüzden işimi bırakmak zorundaydım bir seçim yapmam gerekiyordu.

FZK: Senin, ailenin ve kardeşlerinin Türklerle olan ilişkileriniz nasıl?

N: İlk başta biraz zorlandık. Çünkü bir anda tüm insanlar kamplardan çıktı. Kiralar da yüksek. Evler küçük ve hiç güzel olmamasına rağmen kiralar yüksek. Ama yeni bir ev bulduk. Şimdi daha iyiyiz hamdolsun.

FZK: Biraz da Türklerle ilişkilerinizden bahsedelim. Türk arkadaşlar edindiniz mi hiç?

N: Türklerle sıkıntılar yaşayanlar var. Ama ben bir sıkıntı yaşamadım çok şükür. Tanıdığım insanlar çok iyi. Okuldan arkadaşlarım var. Kütüphaneye ders çalışmaya gelen çocuklar da kibar, hiçbir sorun olmadı.

FZK: Türklerin size bazen “Suriyeliler!” diye hitap etmeleri seni rahatsız ediyor mu?

N: Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada öyle. Suriye’deki insanların hepsi iyi değil ama hepsi kötü de değil. Bazıları kötü şeyler yaptı.

FZK: Kötü insanların davranışlarını tüm Suriyeliler yapmış gibi genelliyorlar.

N: Tüm Suriyeliler kötü gibi bakış açısı oluştu.

FZK: “Suriyeli” kelimesi seni rahatsız ediyor mu? Örneğin sana “Suriyeli bir öğretmen var…” denildiğinde, bu hitap tarzından rahatsız oluyor musun?

N: Suriyeli olduğum için memnunum.

FZK: Suriyeli kelimesi seni rahatsız etmiyor yani?

N: Hayır.

FZK: Vatan senin için ne anlama geliyor?

N: Mülteci olmamak. Bazıları “Sen mültecisin, hakların yok.” diyebilirler. Bir şehirden bir şehre gitmek için izin almamız gerekiyordu. Şimdi ne zaman gitmek istersen iste, bir sorun çıkmıyor. Vatandaşlık alınca daha da rahat ettik.  Mesela, yeni bir ev aldığımızda vatandaşlığımız olduğunu duyunca ev sahibi, evi hemen verdi.

FZK: Biz seninle birlikte kampta sokakları gezerken yaşlı insanlar görüyorduk dışarı çıkmak istemiyorlardı, mutsuzlardı. Genç olanlar ise hayata daha iyi uyum sağlamışlardı.

N: Gençler çalışabilir, ev tutabilirler ama bu yaşlılar için zor oluyor.

FZK: Yaşlı olanlar uzun süre kendi vatanlarında yaşadıkları için kafalarında hep orası var aslında. Bir özlem var.

N: Evet. Mesela babam ve annem de öyle. Babam hep evde oturuyor. Hiç çıkmıyor. Türklerle de Araplarla da ilişki kurmuyor.

FZK: Acaba hep geçmişi, Suriye’de yaşadığınız zamanları mı düşünüyor?

N: Tabi. Sadece oradaki arkadaşları var. Hala telefonla konuşuyorlar. Onlarla konuşurken gülüyor görüyorum, sadece o zamanlarda mutlu.

FZK: Peki senin için vatan, Suriye, kendi toprakların ne anlama geliyor?

N: Vatan, sonuçta insanın kendi doğduğu yer. Ama savaş görüyorum orda sadece.

FZK: Peki savaş tamamen bittiğinde Suriye’ye geri dönmek ister misin?

N: Tabi ki. Bence tüm Suriyeliler savaş bittiğinde oraya gitmek ister. Çünkü akrabalarımız, evlerimiz orada, hayatımız orada. Ben dönmeyi düşünüyorum.

FZK: Kilis’te ya da kampta yaşadığın olumsuz bir tecrübe oldu mu hiç?

N: Evet.

FZK: Peki bize anlatabileceğin, seni derinden etkileyen bir şey oldu mu?

N: İlk geldiğimde Türkçe bilmiyordum. Annemle çarşıya gidiyorduk. Kamptan çıkarken bir güvenlik bir şey demişti, çok sinirliydi ama ben anlamıyordum. O hâlâ kafamda, keşke ona cevap verebilseydim. Keşke kötü şeyler konuşmasaydı. Anlamadım ama sinirli olduğu için bence kötü şeyler söylemişti.

FZK: Peki kampta yaşadığın aklına gelen güzel bir anı var mı?

N: Arkadaşlarımla at binmeye başlamıştık. Nurdagül ve Sihem ile. Atı susturmuştum tek başıma, güzeldi, güzel bir anı oldu. Ama çok güzel anılar yaşamadım.

FZK: Kamp deyince aklına genelde olumsuz şeyler mi geliyor?

N: Evet.

FZK: Savaştan sonra ülkenizden ayrılıyorsunuz ve başka bir ülkeye geliyorsunuz. Bu durumun sence çocuklarda, gençlerde ve yaşlılardaki etkisi nasıl?

N: Bu durumdan hepsi etkilenmiş. Çocuklarla mesela kimse ilgilenmiyor hatta anne ve babaları da. Gençlerin bazıları iş bulmak, çalışmak için mücadele ediyorlar. Bazıları da bıraktı. Yaşlılar en umutsuz olanlar. Suriye’deyken çocuklarını kaybetmişler…

FZK: Geleceğe dair beklentilerin umutların neler? Olsun ya da olmasın hayallerinden bahset biraz.

N: Keşke geldiğimde Fransız dili ve edebiyatı bölümünü tamamlamak istemeseydim. Başka bir bölüm okusaydım. Ama bu kadar süre burada kalacağım aklıma gelmemişti. Benim ailem biz burada kalmayız, demişlerdi. Ama 8 yıl kaldık burada. Keşke burada üniversite okusaydım.

KNB: Eklemek istediğin bir şey var mı Nur?

N: Size kendimi iyi bir şekilde anlatmaya çalıştım ama Türkçem iyi değil maalesef. Ama geliştirmeye çalışıyorum.

KNB: Estağfurullah, hoş bir sohbet oldu. Teşekkür ederiz.

FZK: Teşekkürler Nur.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir