Bilinç ve İmanla Yanan Kandil

Paylaş

Kudüs bilinci, hassasiyeti ve bu mukaddes toprağın müdafaası haysiyetli ve şerefli her insana bir görevdir. Bu hassasiyetin olmadığı kalp insanlık değerlerinden nasibini almamıştır. Kendisine yüklenen ilahi görevin farkına varamaz. Rotası sapmış, ne yöne gideceği belli olmayan gemiye benzer. Hak ile batılı, doğru ile yanlışı ayıracak bir turnusola sahip değildir. Bu hassasiyete sahip olmak evrensel bir sorumluluktur. Dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın vicdan ve adalet sahibi kalpler asla susamaz. İslam alemine, dünyaya ve yarınlara bir şey söylemek isteyen bir Müslüman, Kudüs bilincine sahip olmalıdır.

Kudüs, tarihi ve içerisinde barındırdığı değerler ile dünya dinleri için büyük önem arz etmektedir. Barındırdığı dini değerlerle üç din için (İslam, Hristiyanlık ve Yahudilik) kutsal ve ortak değere sahip olduğu merkezdir. Arapça El Kuds, İbranice Yeruşalayim (Barış şehri) olarak adlandırılır. Kudüs’ün tarihi, bilinene göre milattan önce 2000’lere kadar uzanmaktadır. Tarihi boyunca iki kez yok olma kaderini tadan şehir, 23 işgale, 52 saldırıya tanıklık etmiştir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in Kudüs’ten Miraç’a yükseldiği ve Mescid-i Aksa’nın burada inşa edildiği bilinmektedir. İslamiyet’in yayılmasında önemli bir nokta olan Kudüs Müslümanlar için tarih boyunca önemli bir şehir özelliğini korumuştur.

“Kulu Muhammed’i bir gece Mescid-i Haram’dan yola çıkararak, kendisine bazı mucizelerimizi gösterelim diye, çevresini kutsal kıldığımız Mescid-i Aksa’ya ulaştıran Allah, her türlü noksanlıktan uzaktır. O her şeyi işiten ve her şeyi görendir.”(İsra suresi – 1)

İslam için önemli olduğu gibi Yahudi ve Hristiyan dinleri için kabul gören bazı yapıtaşları burada bulunmaktadır. Kutsal Kabir Kilisesi, İsa’nın burada çarmıha gerildiği inancı, bu kilisenin, aralarında Rum Ortodoks Patrikhanesi, Roma Katolik Kilisesi ve Ermeni Patrikliği’nin de olduğu farklı mezheplerin temsilcileri tarafından yönetiliyor olması, hac noktası olarak kabul görmesi Hristiyanlar için Kudüs’ü anlamlı kılmıştır. Milattan önce 10. Yüzyılda Kral Davud(Davud Peygamber)’un ele geçirmesi ise Kudüs’ü Yahudiler için anlamlı kılmıştır. Yahudiler için Mescid-i Aksa’nın hemen altında yer alan ve Süleyman döneminde yapılan tapınağa ait olduğuna inanılan Ağlama Duvarı yer almaktadır. Yahudiler burayı inançlarının en kutsal mekânı olarak kabul etmektedir.

Üç dine ev sahipliği yapmasından ötürü kutsal topraklarda tarih boyunca hiçbir dönemde savaş eksik olmamıştır. Kudüs defalarca işgal edilmiş ve kurtarılmıştır. 1517’de Osmanlı İmparatorluğu kontrolüne giren Kudüs 400 sene sonra 1917’de kaybedildi. İngilizlerin 1917’de Osmanlı Devleti’ni yenilgiye uğratmasının ardından Kudüs İngilizlerin yönetimine geçti. Daha sonra Kudüs 1948’den 1967 yılına kadar Ürdün ile İsrail arasında bölünmüş bir kent olarak kaldı. İsrail 1967’de Mısır, Ürdün ve Suriye ile Altı Gün Savaşı’na girdi ve Kudüs 1980 yılında İsrail Parlamentosu Knesset tarafından “İsrail’in ebedi başkenti” ilan edildi.

Bugüne kadar Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyan hiçbir devlet olmadı. Geçtiğimiz aylarda ABD Başkanı Donald Trump Siyonist rejimin ABD Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacağını ve Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak kabul edeceğini açıkladı. Doğal olarak dünya Müslümanları bu karara büyük tepki gösterdi. Müslüman ülkeler ve Avrupa’da başta olmak üzere dünyanın birçok yerinden tepkiler çığ gibi büyüdü. Gündemlerini Kudüs’le dolduranlar, her konuşmalarında Kudüs’ü dillendirenler, uluslararası platformda Kudüs’e destek sağlamaya çalışanlar oldu. 1967 yılından bu yana Siyonist rejimin Kudüs’te en az 10 yerleşim birimi kurduğunu, buraya yaklaşık 200 bin civarı Yahudi yerleştirildiğini bilenler, olaylar cereyan ettiğinde “Kahrolsun İsrail!” “Kahrolsun Amerika!” sloganlarını herkesten daha yüksek bir sedayla attılar. “Herkesten daha çok biz düşünüyoruz Kudüs’ü” dediler. Fakat Siyonistlerin her gün oraları ilelebet toprakları yapabilmek için çalıştıklarını ve Müslümanları sürgün ettiklerini, yerlerine Siyonist çeteleri yerleştirdiklerini biliyorlardı. Kudüs’ün %61’ini Yahudilerin oluşturduğunu biliyorlardı. Her gün kutsal mabetlerimizin hürmetini çiğnediklerini biliyorlardı. Hanım kardeşlerimizi derdest ettiklerini, ateş edip saatlerce ölmelerini beklediklerini biliyorlardı. Daha 5 yaşındaki çocuğu elinde bıçak var diye alıkoyduklarını görüyorlardı, biliyorlardı. Biliyorlar, biliyoruz…

Bu meseleyi hak ile batıl meselesi kabul etmeliyiz. Doğru ile yanlışın savaşı kabul etmeliyiz. Şeytanın vücut bulmuş hali ile dişe diş bir mücadele olarak görmeliyiz. Mücadeleyi pes etmeden, ertelemeden, sürdürebilmek ve yarına aktarabilmek için çaba göstermeliyiz. Dünya Kudüs Günü, işte bunun derdiyle dertlenenlerin ilan ettiği ve tüm dünya insanlığına duyurulan bir gündür. İran İslam İnkılabı lideri İmam Humeyni, bütün Müslümanların dikkatini işgalci Siyonist İsrail’in zulmüne maruz kalan Filistin’e çekmek için Ramazan ayının son Cuma gününü Dünya Kudüs Günü ilan etmiştir.

“Ben bütün Müslüman devletler ve dünya Müslümanlarından bu gasıp ve destekleyicilerinin ağzının payını verme amacıyla birleşmelerini istiyorum. Keza bütün dünya Müslümanlarına; Filistin halkı için kader belirleyici olabilecek olan ve Kadir günlerinden de sayılan mübarek Ramazan ayının son Cuma gününü ‘Kudüs Günü’ olarak seçip bu günü Müslüman Filistin halkının kanuni haklarını destekleme konusunda dünya Müslümanlarının milletlerarası dayanışma günü olarak belli program ve merasimlerle geçirmeyi öneriyorum. Allah Teâlâ’dan Müslümanları küfür ehline galip kılmasını dilerim.” sözleriyle evvela Filistin meselesini yaşatmak, Müslümanların ve İslâm ülkelerinin dikkatini Siyonizm tehlikesine çekmek ve ikinci olarak da bazı devletlerin uzlaşmacı ihanetlerine karşı İslâmi onur ve basireti yansıtmak istemiştir.

Kudüs’ü gündemimize alamıyoruz. Siyonist mermiler masumları hedef alırken hayatımızı rahatça yaşayabiliyoruz. İsteklerimiz, beklentilerimiz, hayallerimiz kutsallarımızın önüne geçebiliyor. Gerçekleşseler dahi sonsuza kadar bizimle gelemeyecek hayallerimizi hep ön planda tutuyor, Hz. Ömer’in, Selahaddin Eyyubi’nin mücadelesini ikinci plana atabiliyoruz. Her hatırımıza geldiği zaman Kudüs daha çok bizden uzaklaşıyor. Çünkü iki sebepten dolayı hatırlıyoruz. Birincisi; Siyonist rejim saldırı yapıyor. İkincisi; Seçimler yaklaşıyor. Kudüs, bu iki sebebe sıkıştırılamayacak kadar kadim, göz ardı edilemeyecek kadar ortada bir meseledir.

İlk kıblemiz olan Kudüs’e Mescid-i Aksa’ya yönelmeden hiçbir Müslüman özgür değildir. Allah’ın Müslümanları önce Mescid-i Aksa’ya yönelmelerini emrettiği gibi, bugün de Müslümanların özgür olabilmeleri için önce Mescid-i Aksa’ya, Kudüs’e yönelmeleri gerekmektedir. Bu yönelme; bilim, sanat, edebiyat, siyaset vb. tüm alanlarda olmalı, sadece bir alana sıkıştırılmamalıdır. Sadece bir alana tutsak ederek, sadece belli sebeplerle hatırımıza getirerek, belli dönemlerde gaza gelerek yaşamaya devam ettiğimiz müddetçe, havası alınmış lastikten hiçbir farkımız olmayacaktır. Bunun içindir ki bu duruma düşmemek için sık sık hatırlamalıyız.

İmam Humeyni’nin de belirttiği gibi Ramazan ayının son 10 günü içinde bulunan Cuma günü Kadir günlerindendir. Kadir Gecesinin kuvvetle ihtimal olduğu günler Ramazanın son 10 günüdür. Bu geceyi değerlendirmenin kazancı çok büyüktür ve ayrıca Peygamberimiz: ‘Her kim imanla ve ecrini Allah’tan umarak Kadir Gecesi’ni ihya ederse onun geçmiş günahları mağfiret olunur.’ buyurarak bu gecenin önemini vurgulamıştır.

“Biz onun (Kur’ân) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen nereden bileceksin? Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve Ruh o gece Rablerinin izniyle, her iş için inerler. O gece, tanyeri ağarıncaya kadar süren bir selâmettir.” (Kadir Suresi)

Bin aydan daha değerli olduğu müjdelenen bu geceden gerektiği şekilde istifade edebilmek için geçmiş hatalarımızdan, günahlarımızdan pişmanlık duyup bunları bir daha işlememek için Yaratan’a söz vermeliyiz. Söz ve davranışlarımızın Kuran’a uygunluğunu muhasebe etmeli, ardından Kadir gecesini yepyeni bir hayatın başlangıcı saymalıyız.

Dargınlık, kin, öfke ve nefretin yerine sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve kardeşlik tohumlarını ekmeliyiz. İyiliğin bütün dünyaya hakim kılınması gerektiğine inanan bir kalp, tebliğe ve harekete önce kendi kalbinden başlamalıdır. Kuran ile arındırmalı hüsnü zan ile hoşgörü tohumlarını ekmelidir. İnsanlık değerlerinin sık sık deforme edildiği, düşünce ve niyetlerin bulandırıldığı, dostlukların çıkar ve menfaate endekslendiği, vicdanlarda bütün insanlığı kucaklaşacak umumi merhamet duygularının zayıfladığı, fertlerin çözülmeye ve mutsuzluğa doğru sürüklendiği günümüzde kalpleri iman esası üzerine sabitlemek, niyetleri salih amellere yönlendirmek ve ahlaki, sevgi güler yüz, anlayış ve kardeşlikle bütünleştirmek önem arzetmektedir. Bu gece dargınlıklar, kırgınlıklar, kin ve nefret sona ermeli, sevgi, saygı, hoşgörü, dostluk ve kardeşlik öne çıkmalıdır.

Aramızdaki husumetleri bitirdiğimizde, inatla ateşe barutla gitmediğimizde, şucu bucu diye etiket yapıştırmadan önce merhametle yaklaşıp dinlediğimizde, kardeşliğin aynı soydan gelmek olarak algılamadığımızda, menfaatin değil samimiyetin üstünlüğünü kabul ettiğimizde, sadece söz söyleyerek değil yaşayarak Müslüman olunacağını anladığımızda yarınlar tahmin ettiğimizden çok daha güzel olacak. Değerlerimize daha sıkı sarılacağız ve daha çok gündem haline getireceğiz.

Gündem haline getirmeliyiz. Harekete geçmenin önceliği hatırlamak ve dert etmektir. Bu yüzdendir ki gelin Kadir Gecesinde durduğumuz her namazda İbrahim’in, İshak’ın, İsmail’in, Yakup’un, Musa’nın, Muhammed’in Kudüs’ünü hatırlayalım. Dua için ellerimizi her açtığımızda, geçimimizi sağlamak için çalışmaya başladığımızda, yemek için kaşığı ağzımıza her götürdüğümüzde Kudüs’ü hatırlayalım. Bizim Kudüs’ümüzü… Temiz, berrak bir su misali dert edinildiği takdirde bizleri, ümmeti arındıran Kudüs’ümüzü…

Fatih Kars kaleme aldı…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir