Bilinç ve İdrak

Paylaş

İbn-i Sina ‘Âlemde birbiriyle göreli ilişki içinde olmayan bir şey yoktur.’ der. Bu ilişki süje ve objenin ilişkisinin sonucunda ortaya çıkan idrak ve bilinçten başka bir şey değildir. Bugün idrak sonucu açığa çıkan bilgiyle bilinç sonucu açığa çıkan bilgi ayrımının yapılması hayati bir önem taşıyor. İdrak sonucu ortaya çıkan bilgiyi İngilizcede information kelimesi karşılarken bilinç sonucu ortaya çıkan bilgiyi understanding (yani anlayış) kelimesi karşılamaktadır.

Bu anlayışın epistemolojik sonuçları

Modern bilim ve bilgiyi üretenler -yani üniversiteler- artık niçin sorusuna değil nasıl sorusuna cevap arıyorlar ve bu soru bilinci doğurabilecek bir soru değildir. Bugünün rasyonalist, pozitivist, nihilist felsefelerinin de kendilerinin sonucu olduğu modern bilimden bir farkının olmadığı açık. Buna bir isim koymamız gerekirse ‘hikmet sevgisinin’ hikmetten kopuşu isminin yerinde olacağını düşünüyorum.

Bunun teorik seviyedeki pratik sonucu ise anlayıştan uzak salt bilginin(information) gerçek bilginin yani anlayışın yerini almasıdır. Nasıl sorusu bizi hiç bir zaman amaç hakkında bir şey söyleyemez.

Sanırım ‘bilgi mutluluksa o zaman modern insan neden mutlu değil?’ sorusunun bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını kısaca göstermiş olduk.

Kısaca hikmetten kopuşla birlikte ve yeni ‘yeni bilgi teorilerimiz’ sayesinde ‘bilgisiz’ kaldık.

Pratik Sonuçları

Eğer bilişsel seviye de gerçek bilgi yani anlayışa sahip değilsek pratik alanda gerçek bir amaca sahip olmamız beklenemez. Günümüz eğitim sistemimin, politikasının veya biliminin temel sorunu bilgi anlayışımızdır.

Çünkü okullar bize niçin sorusunun cevabı hakkında hiçbir şey vermiyor, veremiyor. Bugün bir öğrenci eğitim hayatına başladığında ona sorulan ilk soru hangi mesleği edinmek istediğidir. 10 yıldan fazla bir süre boyunca bu soruya maruz kalan bir öğrencinin bundan etkilenmemesi beklenemez.

Politik alanda ise savaş ve kargaşadan başka bir şey konuşmak bugün normalin dışında bir olay. Çünkü amacın yokluğu her şeyi mubah kılar.

Bunun sonucunda bilim sadece güçle özdeşleştirilebilen bir duruma gelir ve hakikatin izine bile rastlanamaz. Bunun adı ise bilimin gücün eline geçmesidir. İşte bu yüzden bilim ve teknik en çok savaş zamanı gelişir. Artık niçin sorusu olmadığı için bir limitte yoktur çünkü amaç olmadığı için herhangi bir amaçla çelişemez. Ve elimizde tek parametre kalmıştır o da; güçtür. Bu yüzden dünyayı defalarca kez yok edebilecek güçte nükleer bombalara sahibiz.

Kısaca bilgi yoksa amaç da yoktur. Bugün sahip olduğumuz sahte amaçlardan bazıları ise şunlardır: meslek(eğitim), makam ve güç(politika), şöhret(sanat ve spor) vs.

Felsefenin Önemi

Bugün bize okullarda felsefe diye öğretilen şeyin ne kadar hikmetle alakası olmasa da bu kavramı değiştirmenin bir fayda sağlayacağını düşünmüyorum. Sonu “izm”le biten bütün isimlerin modern anlamda felsefeyle ilişkisi olduğunu unutmamak gerek. Bu “izm”lere karşı silahla veya sloganla yapılabilecek hiç bir şey yoktur, bir fikre ancak başka bir fikirli karşılık verilebilir.

Bizim bugün bu seviyede yapabileceğimiz tek şey vardır o da hikmetten kopan felsefeye hikmeti sevdirmektir. Açıkçası bunu İslami entelektüel birikimden yararlanmadan yapmanın çok zor hatta imkânsız olduğunu düşünüyorum. William Chittick’in  “İslami Entelektüel Gelenek Tekrar Canlandırılabilir mi?” adlı makalesinde bunu başarabilmenin bir kaç kitap okumakla mümkün olmadığını aksine tek şansımızın hayatımızı bunun üzerine yatırmanın olduğunu söylüyor.

Sonuç

Dünya görüşü = Bilgi = Amaç

Bu üç değişkenden birine ne cevap verdiğimiz otomatik olarak diğer iki değişkeni değiştirecektir. Bu yüzden Müslüman olmanın şartı bir bilginin kabul edilmesidir(kelime-i şehadet). Bu bilgi aynı zamanda bir amaç ve dünya görüşünden başka bir şey değildir. Çünkü değişim yukarıdan aşağıya doğru başlar, aşağının değişmesi yukarının değişmesine bağlıdır.

“Bilginin özü, özün bilgisidir” – Frithjof Schuon

Yusuf Ali Bozkır kaleme aldı


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir