Anlaşabilmek Adına: Tartışma Adabı

Paylaş

”İşte sizler böylesiniz; (diyelim ki) hakkında bilginiz olan şeyde tartıştınız, ama hiç bilginiz olmayan bir konuda ne diye tartışıp duruyorsunuz? Oysa Allah bilir, sizler bilmezsiniz.”

(Al-i İmran,66)

Cedel; başkasını susturmak, âciz bırakmak, konuşmasını tenkit etmek suretiyle onun değerini düşürmek, onu kusurlu bulmak ve cahilliğe nispet etmekten ibarettir. İslam’ın ilk yıllarından bu yana, Müslümanlar arasında var olan ve hâlâ -tabiri caizse-  körüklenerek devam eden, hemen her konuda çok kolay bir şekilde kendimizi içerisinde bulduğumuz tartışmaların, hakkı söylerken takınılan yanlış tavırların gün geçtikçe sayısı artıyor. Mâlik b. Enes (r.a) bu durumu şöyle özetliyor: “Dinde cedel yoktur. Mücadele kalpleri katılaştırır, kin ve nefret doğurur”.

Tartışmanın kerih görülme sebeplerinden biri; hakikate dikkat çekerken muhatabın hoşuna gitmeyecek bir üslup kullanılmasıdır. İmam Gazali bir eserinde bu durumu şöyle açıklar:  ”Mücadelenin alâmeti, hakka dikkat çekerken karşıdakinin hoşuna gitmeyecek şekilde yapılmasıdır. Şöyle ki, muhatap hatasını açıklar, bunu da karşıdakinden üstün olduğunu ve muhatabının da değersiz ve eksik olduğunu açığa vurmak için yapar. Bu tür mücadeleden ancak -sustuğu takdirde günahkâr olacağı- her tür tartışmadan kaçınmakla kurtulur. İnsanı bu tür mücadeleye teşvik eden şey ise, ilmini ve faziletini göstermek suretiyle üstünlüğünü ispat etmek ile başkasının eksikliğini göstererek ona hücum etmek hevesidir. Bunların ikisi de nefsin gizli ve pek kuvvetli iki şehvetidir.”

Bir müminin haklı olduğu halde sonu görünmeyen bir tartışmayı terk etmesi kolay değildir, fakat bunun yanında bu tartışma iki tarafı uzlaşmaya götürmüyorsa ve yalnızca taraflar arasında kin ve nefret oluşturuyorsa bu, boşuna nefes harcamaktan başka bir şey değildir. Kaldı ki bu durum, tarafların nefislerini de hoş etmeye başlayarak amacından sapan bir ‘kendini ispat’ haline gelecektir.

İslam âlimleri tartışmayı ikiye ayırmışlardır:

  1. Hakkı desteklemek ve ortaya çıkarmak için yapılan mücadele: Bu caiz olup aynı zamanda peygamberlerin de uygulamış oldukları bir yöntemdir. Kur’an-ı Kerim’de Peygamberimiz (s.a.v.)’e hitaben: “Ey Muhammed, Rabbinin yoluna, hikmetle, güzel öğütle çağır; onlarla en güzel şekilde mücadele et (tartış). Doğrusu Rabbin kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O doğru yolda olanları da en iyi bilir.” (Nahl, 12)
  2. Bâtılı desteklemek ve hâkim kılmak için yapılan mücadele: Bu haramdır ve kesinlikle yasaklanmıştır: “Allah’ın ayetleri üzerinde inkâr edenlerden başkası mücadele etmez.” (Mümin, 4)

Tüm bunların yanı sıra, bir taraftan da tartışma insani bir olgudur. Allah Teâla, insanı konuşabilen, düşünebilen, fikir üretebilen ve başkalarına aktarmaya meyilli bir varlık olarak yaratmıştır. Bu sebeple ayrılığa düşülen konularda, kişilerin ölçüp tartarak, konuşup anlaşarak uzlaşmalarının sağlanması ne kadar gerekliyse, akabinde gelişecek olan ayrılıklara tedbir almak da o kadar gereklidir.

Kuran-ı Kerim’de tartışma adabına ilişkin sağlam temellere rastlıyoruz:

1- Belli bir konuda tartışmaya girişen iki grup da kendi görüşüne taassup ile bağlı olmamalıdır. Gerçeği bulmak için tam bir hazırlık halinde olduklarını ilan etmeli ve hak açığa çıkınca onu benimsemelidirler. Bu gerçek ister müdafaa ettikleri görüş olsun, ister tartıştığı kimselerin görüşü olsun fark etmez.

Taassup hali tartışma esnasında hakkı kişiden uzaklaştıran engellerin başında gelir. Bu hal üzere olan kişi doğrunun yalnızca kendi olduğuna kuvvetli bir bağ ile inandığından, diğer taraf ne kadar doğru ve haklı olursa olsun o kişi kendini karşı tarafa tamamen kapatmış ve ona kulaklarını tıkamış vaziyettedir.

2- Her iki tartışmacı da terbiyeli sözler kullanmalı, ayıplama, yaralama, alay, eğlenme, küçük görme gibi davranışlardan uzak kalmalıdır. Birçok ayette, din bu kurala riayet etmeyi öğretir: “Onlarla en güzel şekilde tartış.” (Nahl, 125) ve “Kitap ehli ile en güzel şekilde tartış.” (Ankebut, 46)

Ayette geçen; “en güzel şekilde” ifadesi fikir ve ifade tarzının tüm rükunlarını kapsar. Tartışmada tarafların birbirlerine yönelttikleri her kerih lafız olayı yokuşa sürmekten başka hiçbir işe yaramayacak ve ayete de aykırı hareket edilmiş olacaktır.

3- Tartışırken geçerli ve sağlam ikna metotlarını benimsemek gerekir. Bu yol şöyle izlenebilir: İleri sürülen şeyler için sağlam kanıtlar sunulmalı ve rivayet edilen şeylerin sıhhati ispat edilmelidir.

Sağlam delile dayanmayan her söz eleştiriye maruz kalacaktır. “O’ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: Kesin delilinizi getirin…” (Enbiya, 24)

4- Tartışmada tarafların biri diğer tarafın görüşlerini tenkide tabi tutarken eleştirilerine zıt tezler öne sürmemelidir. Yani bir şey hem kendisi hem de zıddı olamaz.

Bazı durumlar vardır ki, karşıdakinin kültürel ve karakteristik birtakım özellikleri sebebiyle tartışma ortamının olamayacağı baştan bellidir. Muhatabın alaya, kötü sözlere yatkın veya alışkın olması, onunla asla uzlaşmaya varılamayacağının başlıca delillerindendir.

Tartışmada amaç muhatabın yanlış, bâtıl fikirlerden kurtulup doğruya yönelmesini sağlamaktır. Hâlbuki psikolojik bakımdan tartışmaya hazır olmayan alaycı bir toplumda bunu gerçekleştirmek mümkün olmadığı gibi, onların bu hareketleri karşısında fert olarak karşılık verme imkânı da yoktur. Bugün buna, televizyon kanallarında izlenme oranı yüksek fakat sonuca ulaşmayacağı baştan belli olan tartışma(!) programlarını örnekleyebiliriz. Kur’an-ı Kerim’de vurgu yapılan tartışma ilkeleri, tartışmayı çekişmeye çevirmekten, enaniyet kokan düşmanlıklara yöneltmekten korur. “Sen hikmetle, güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Çünkü Rabbin, yolundan sapanları en iyi bilendir. Ve O, yola gelenleri de en iyi bilendir.” (Nahl, 125)

 

Meryem Aktaş kaleme aldı…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir