Allah’ı Hatırda Tutmanın Tecellisi: Şükür

Paylaş

“O, gece ile gündüzü birbiri ardınca kılandır; öğüt alıp düşünmek isteyenler ya da şükretmek isteyenler için.” (Furkan suresi 62. ayet)

Şükür, sözlükte; semizlemek ve gelişmek anlamlarına gelir. Yani, sözlük anlamıyla şükür, hayvanların bedenlerinde yedikleri gıdanın etkisinin ortaya çıkmasıdır. Mesela tavuğun yumurtasından faydalanmamız, koyunun yününden faydalanmamız gibi. Terim olarak şükür ise Allah’ın nimetinin etkisinin kulun dilinde “övgü” olarak, kalbinde “şahitlik” olarak, organlarında da “itaat etme” olarak ortaya çıkmasıdır. Bir nevi teşekkür etmektir. Kuşeyri, tasavvufun önde gelenlerinin şükrü “derin bir saygıyla nimet sahibinin iyiliğini anmak” diye tarif ettiklerini belirtir. Şükür kelimesinin zıddı küfürdür, nankörlüktür; nimeti unutup örtmektir. Şükür, kişinin kendine ulaşan nimeti bilmesi ve bunu açığa vurmasıdır. Yani şükür konuşma ve söz tekrarından çok eylemdir, bir yaşam biçimidir, bir oluştur.

“Ey iman edenler size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin.” (Bakara suresi 172. ayet)

“Andolsun, sizi yeryüzünde yerleşik kıldık ve orada size geçimlikler yarattık. Ne az şükrediyorsunuz?” ( Araf suresi 10. ayet)

“Denizi de sizin emrinize veren O’dur, ondan taze et yemektesiniz ve giyiminizde ondan süs-eşyaları çıkarmaktasınız. Gemilerin onda (suları) yara yara akıp gittiğini görüyorsun. (Bütün bunlar) O’nun fazlından aramanız ve şükretmeniz içindir.” (Nahl suresi 14. ayet)

Kur’an-ı Kerim’de yetmiş beş yerde şükür kavramı geçer. Bu ayetlerden bazılarını yukarıda yazdık. Ayetlerde de geçtiği üzere Allah, insanlara verdiği nimet üzerinden nimetin asıl sahibini hatırlatır. İnsanın aciz bir varlık olduğunu asıl gücün kendisinde olduğunu hatırlatır. Bu hatırlatmaların sonucunda kulundan kendisine itaat etmesini ister. Bir başka deyişle bu itaat ve kulluk Allah’a şükretmenin, teşekkür etmenin göstergesidir. Şükür aynı zamanda tevhid bilgisidir. Nimeti başkasından bilmek bir tür şirktir. Şükrün amacı nimetin kendisi değil Allah’ın onu veren olduğu için elindeki imkanları O’nun uğruna kullanmaktır. Kulun “dünya ahiretin tarlasıdır” düsturuyla hareket etmesini sağlamaktır.

Şükretmek Allah ile kul arasında olan muhabbeti arttıracağı gibi insanın bu dünyadaki huzurunu da arttırır. Özellikle yaşadığımız hız çağında, tüketimin üst seviyede olduğu, insanın ruhsuzluk krizine girdiği, insanın hep daha fazlasını istediği bu çağda şükreden insan ruhunu doyurur. Elindekine kanaat etmesi gerektiğini bilir. Zor durumda da metanetli ve sabırlı olması gerektiğini bilir. Neml suresi 40. ayette Hz. Süleyman’ın dilinden şükrün insan için gerekli olduğunu okuyoruz: “Şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur; nankörlük eden de bilsin ki Rabbimin hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, O büyük kerem sahibidir.” Fahrettin er-Razi’ye göre bu ayette kul Allah’a şükrederek ona olan minnet borcunu yerine getirmiş olur ve O’ndan daha çok nimet umabilir.

Ragıb el-İsfahani üç türlü şükürden bahseder. Nimeti hatırda tutmak kalp ile şükür, nimet vereni övgüyle anmak dil ile şükür, nimet sahibine kulluk etmek organlarla şükürdür. İsfahani’ye göre Sebe suresi 13. ayette geçen “ Ey Davut ailesi! Şükür için çaba gösterin.” ifadesi şükrün davranışlara yansıtılmasının gerekli olduğunu belirtir.

“Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın.” ( Araf suresi 17. ayet)

Şeytan insanın yaratılışından kıyamete kadar düşmanıdır ve onu sıratı müstakimden saptırmak ister. Rabbine karşı nankör olmayı, böbürlenmeyi güzel gösterir. Şükretmeyen insan, dünyada ilahlık taslamaya başlar. Nereden geldiğini, nereye gideceğini unutur. Cimri, merhametsiz, geçimsiz olur. Kötü huylar insan ruhunun gözeneklerini tıkar. Esfel-i safiline doğru yol alır. Esfel-i safilin diyorum çünkü Arif Nihat Asya bir dizesinde hayvanların da şükrettiğini anlatır.

“Su içen kuşu, her yudumda gagasını göklere kaldırarak Allah’a şükreder gördüm.”

Kur’an-ı Kerim’de şükür kavramıyla bağlantılı hamd kavramına da önem verilmiştir.  Kur’an’ı açan Fatiha suresinin “Hamd, yalnızca alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.” ayeti ile başlamasını düşünmek gerekir. Hamd, övülmeye layık olanın yalnızca Allah olduğunu, O’nun büyüklüğünü,  O’nun eksikliklerden uzak olduğunu bilmektir. Allah’ı övmekle O’ndan gelecek her şeye rıza göstermiş oluruz. Hamd etmek için herhangi bir iyiliğin bize dokunmuş olmasına gerek yoktur. Bizim her halimizde Allah’a hamd ediyor olmamız gerekir. Hamd, şükrün daha kapsamlı halidir. Allah dışındakilere şükran dilekleri ifade edebiliyorken “hamd”ın sahibi Allah’tır. “İlkte de sonda da hamd, Allah’a mahsustur.” (Kasas suresi 70. ayet) Yine hamd, yalnız insanlık dünyasından değil; bütün varlıklardan yaratıcıya yükselmektedir. “Göklerde ve yerde hamd O’na mahsustur.” (Rûm suresi 18. ayet)

Şükür kavramına dönecek olursak; şükür, insanı yaşatır. Çevresine karşı sorumlu yapar. Onun olanda fakirlerin de hakkının olduğunu hatırlatır. Yardımlaşma hareketidir. Allah’a ulaşmanın yoludur. Şükür, kıymet bilmektir. Bolluktur, teşekkürdür, ibadet etmedir, kalplerin şifasıdır.

Gelin ruhumuzdaki kirlileri, lekeleri yıkayalım. Kul olduğumuzu hatırlayalım. Allah’ın bizim için verdiği nimetlerin şükran borcunu hatırlayalım.

Ayet-i Kerime’de der ki “Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size niçin azap etsin” (Nisa suresi 147. ayet)

 

Semanur Yıldız kaleme aldı.


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir