Allah Yolunda Bir Kıyam Önderi: Şeyh Said

Paylaş

1865 yılında Erzurum’un Hınıs ilçesinin Kolhisar köyünde dünyaya gelen Şeyh Sait, Şeyh Mahmut Fevzi’nin yedi oğlunun en büyüğüdür. İlmin içine doğmuştur. Ailesinde ve çevresinde birçok âlim vardır. Nakşibendî Tarikatına mensuptur. Kardeşi Şeyh Bahaddin Hınıs müftüsüdür. Amcası Şeyh Hasan Palu müftüsüdür. Temel eğitimini amcasının medresesinde tamamladıktan sonra Palu, Muş, Malazgirt ve Hınıs’ta çeşitli medreselerde Fıkıh, Hadis, Tefsir, Beyan gibi İslami ilimleri tahsil etmiştir. Tevhidi bir şuurla İslami hayatı dava edinen Şeyh Sait halkın irşadı için tebliğ faaliyetlerini aralıksız sürdürmüştür. Her zaman bilinçli bir Müslüman olarak bâtıl ile mücadele halinde olmaya gayret göstermiş ve bunun için çalışmıştır. Köy köy gezip insanları da yanına çağırmıştır.

Bir taraftan halkın irşadıyla meşgul olurken, diğer taraftan ticaretle iştigal edip elde ettiği gelirin büyük bir kısmını medresesindeki talebeleri ve halkın ihtiyacı için sarf etmiştir. Mezhep ve görüş farklılıklarını gözetmeksizin, İslam nizamının hâkimiyetini esas alan bir zihniyete sahip olan Şeyh Said, Hilafetin kaldırılıp yerine Laikliğin getirilmesine karşı halkı uyararak dinsizliğe karşı mücadele etmeye çağırmıştır. Cumhuriyetin ilanından sonra gayri-İslami yönetime karşı tepkisini dile getirip dine karşı yapılan bu tahribatlara karşı bir kıyam kararı almıştır.

Şeyh Said, 13 Şubat 1925 Cuma günü, Piran camisinde verdiği vaazda halka şöyle sesleniyor: “Medreseler kapatıldı. Dinî kurum ve kuruluşlar yasaklandı. Din ve Evkaf Bakanlığı kaldırıldı. Din mektepleri Millî Eğitim’e bağlandı. Küfür ve şirk hâkim oldu. Topraklarımız işgal edildi. Gazetelerde birtakım dinsiz yazarlar dine hakaret etmeye, Peygamberimize dil uzatmaya cesaret ediyorlar. Ben, bugün elimden gelse bizzat dövüşmeye başlar ve dinin yükseltilmesine gayret ederim.”

Ortada bir kötülük vardı. Şeyh Said, diliyle ve eliyle karşı koymamak için gözlerini kapatamaz, kulaklarına pamuk tıkayamaz, şuurumu bastırayım, hislerimi saklayayım diye toplumun dışına çıkamazdı, inzivaya çekilemezdi. Onun akidesi ve gördüğü terbiye bunu kabul etmezdi. Nitekim öyle de oldu, Şeyh Sait ve arkadaşları büyük bir kıyam başlattılar.

Şeyh, evden çıkacağı vakit “bizi kime bırakıp gidiyorsun” diyen eşine şöyle der: ”Eğer ben ve bu bastonum yalnız da kalsak ben yine bu kâfirlere karşı çıkacağım. Ne ben Hz. Hüseyin’den daha değerliyim ne de benim ailem onun ailesinden daha kıymetlidir. Eğer ben bu kâfirlere karşı çıkmazsam zebaniler sarığımdan tutup beni cehenneme atarlar, siz o zaman bana yardım edebilecek misiniz? Onlar bana demezler mi; ”Ey Said Allah o kadar mal mülk verdi sana. Sen Allah için ne yaptın? Bunlar Allah’ın emirlerini ayaklar altına almışlar. Evet, ben cihada başladım ve korkanlar, cihat edemeyecekler, hastalar gelmesinler. Bu yol korkakların yolu değildir!”

Kıyam 1925 yılının Şubat başında başladı. Hasanan aşireti reisi Albay Halit Bey derhal Muş’u kuşattı. Cibran Aşireti’nden Hasan Bey, çarpışmalardan sonra Hınıs’ı, Şeyh Abdullah ise Varto’yu zapt ettiler. Birkaç küçük çarpışmadan sonra Ergani ve Maden de zapt edildi. Şeyh Sait, 7000 kıyamcı ile birlikte Kiği, Eğil üstüne yürüdü. Hani, Lice ve Piran’ı zapt ederek 14 Şubat günü Darahini’yi tamamen ele geçirdi ve buraya Modan’lı Feqi Hesen’i vali olarak tayin etti. Darahini, Kürdistan’ın geçici başkenti ilan edildi. Toplanan vergiler ve tutsak alınanlar Darahini’ye gönderilmeye başlandı. Çapakçur da ele geçirildikten sonra, bütün Harput ele geçirildi. Kısa bir süre sonra da çevre aşiretlerden yardımcı kuvvetler alınarak derhal Diyarbakır üstüne yüründü.

Hükümet endişeye kapılarak derhal Sarıkamış’taki 9.Erzurum’daki 8.,Diyarbakır’daki 7. tümenleri ve Mardin´deki 1., Urfa’daki 14.Süvari alaylarını, Van’daki 1. Süvari tümenini ve hudut birliklerini harekete geçirdiler.  Silvan, Beşiri bölgeleri Türk Hükümetinden alındı ve sonra kuzeye, Palu istikametine yönelinerek Malazgirt, Piran, Bulanık ele geçirildi. Daha sonra kıyamcılar; Malatya vilayeti istikametinde ilerleyip, Pötürge’yi de kurtararak Çemişgezek’i aldılar. Öte yandan da Siverek istikametinde ilerlediler.

Kıyam güçleri hemen ardından, Diyarbakır’a doğru ilerleyerek, hem kuzeyden hem de güneyden taarruza geçtiler. Her iki taarruz da başarılı oldu ve Mardin kapısının yeraltı geçidinden şehre girildi. Sürpriz ile karşılaşan Türk Hükümet birlikleri kaçarak İç kaleye sığındılar. Kürtler orada bulunan silah ve cephane depolarını zapt ederek, silahların bir kısmını orada çarpışan Kürtlere, diğerlerini ise dışarıya yolladılar.

Türk Hükümetinin askerleri Diyarbakır’ın etrafında başarı elde edememişti, her taraf kıyamcılar tarafından kapatılmıştı bu durum karşısında çoğu zaman kaybetmişlerdi. Fransızlar, Türk Hükümeti askerlerine güneyden girebilmeleri için yol açmışlardı. Bundan dolayı yollar Mücahitlere kapatılmıştı. Bazı aşiretler hükümet askerlerinin yanına gittiler. Şeyh Said çaresizce geri çekildi. Hükümet onların her anından haberdardı. Şeyh Said ve arkadaşları İran’a çekilmeye karar verdiler.

Şeyh Sait’in kuvvetleri Genç’in kuzeyinde zor durumdaydılar. İran’a çekilmek için şiddetli çarpışmalar yaşayarak, Türk Hükümetinin birliklerinin cephesini yarıp Varto yakınlarına varabildiler. Bu olaydan sonra çeşitli kollar halinde ve çeşitli istikametlerden çok sayıda Türk Hükümeti kuvvetleri ilerleyip Şeyh Sait’i tekrar muhasara altına aldılar. Birçok kanlı çarpışmalardan sonra Şeyh Sait yeni bir taarruz yaparak Türk kuvvetlerinden kurtulmak istediyse de başarılı olamadı. 15 Nisan’da Şeyh Sait Bacanağı Binbaşı Kasım’ın ihbarı üzerine, Muş ve Varto arasındaki Abdurrahman Köprüsünde, büyük bir kısmı yaralı olan diğer liderlerle birlikte Türk Hükümetinin eline esir düştü ve hep beraber Diyarbakır’a gönderildiler. Şeyh Sait’i arkadaşlarıyla beraber 5 Mayıs günü Diyarbakır’a getirirler. Yargılandıkları zaman karar zaten belliydi. 28 Haziran’da Şeyh Said ile beraber 46 arkadaşı idam edildi.

Bu kıyam genelde Kürtçülük adına yapılan bir ayaklanma olarak lanse edildi. Fakat Şeyh ve arkadaşlarının tek amacı İslam ve onun yükseltilmesi idi. Şeyh Sait 60 yıllık ömrü boyunca bunun için mücadele etti. Her dönemde olduğu gibi onun zamanında da içlerinden, dünyaya tamah eden, kendi çıkarları için İslam’ın, ümmetin çıkarlarını hiçe sayıp zulme ortak olmayı seçenler çıktı. Ve bu yüzden kıyamları başarıya ulaşamadı.

Allah onun ve yanında duranların şahadetini kabul etsin. (Amin)

Leyla Kaya kaleme aldı

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir