Algı Yönetimi ve Manipülasyon

Paylaş

Enformasyon ve teknoloji yüzyılında değişen savaş stratejilerinin uygulama alanlarından birini oluşturan ve ABD Savunma Bakanlığı’na bağlı birimler tarafından terminolojiye kazandırılmış bir kavram olan “algı yönetimi” son yılların oldukça yaygın ve sık kullanılmaya başlayan kavramlarından biridir. İçerik olarak eski bir yöntem olmakla birlikte günümüzde yaygın olarak ikna ve inandırma faaliyetlerinin hayata geçirilmesi noktasında hızla uygulanmaya çalışılmaktadır.

Yüzyılımızda oldukça yaygın olan ideolojilerden modernizm ve post modernizmin sahip olduğu ilke ve idealler, günümüz insanını bir nevi boşluğa ve bunalımlara sürüklerken, insanların farkında ol(a)madığı bu kaotik zeminde tehlikelerin çoğu da etik, estetik, sanatsal, bilimsel ve teknolojik alanlarda cereyan etmeye başlamıştır. Tüm bu tehlikelere karşı sistematik ve söylemde kalmayan herhangi bir çözüm vaat edemeyen bu ideolojiler, kaotik ortamı çözümleyebilmek şöyle dursun, sürecin daha da bulanıklaşmasına katkıda bulunmuşlardır. Walter Lippman’a göre algı ve gerçeklik arasındaki uçurum modern dünya ile daha da genişlemiş, sosyal, siyasal ve ekonomik hayatın içerisindeki karmaşıklık kitle iletişim araçlarının zihnimizdeki imgeleri değiştirmesi ile hız kazanmıştır. Bu imgeler bireyde bir çeşit sanal gerçeklik yaratarak istenilen yönde davranış geliştirmeyi de mümkün kılmıştır.

Günümüz dünyasında halkların yerine düşünen, onların yerine kararlar alarak çözümler üretmeye çalışan yeni bir kurumsal yapı meydana gelmiştir. Özellikle sermayedarlar, kapitalist devletlerden -kısacası şer odaklı gruplardan- oluşan bu yeni yapının en temel misyonlarından biri, toplumları yönetmek ve onları kontrol altında tutmaktır. Bu kontrolü sağlamanın en kolay yollarından biri de; algıları istenilen yön ve düzeyde tutarak, hedeflenen şekli almalarını sağlamaktır. Bu kontrol sayesinde sahip oldukları konumlarını korumayı hedeflemektedirler. Toplumların bu şer odaklarının gözlerinden dünyaya bakmalarının ve algılamalarının sağlanması, bölgesel ve küresel güç olmalarını kolaylaştıracak, itibarlarını yükseltecek ve kendilerine bir nevi meşruiyet sağlayacaktır. Arzu ettikleri bu başarıyı sağlayabilmek ve hedef kitleyi ikna edebilmek adına da geniş iletişim araçlarından istifade etmeye çalışırlar. Bu iletişim araçları yazılı, sözlü ve görsel medya olabileceği gibi, edebiyat, teknoloji, sanat dalları (resim, sinema müzik vs), akademi gibi birbirinden farklı alanlar da olabilir.

Makyavelist felsefenin geniş imkânlarından yararlanmaya çalışan algı yöneticileri ve manipülatörler asla yöneteceği algıların hedef kitleye vereceği zararın boyutlarını hesaplamaz ve düşünmez. Onun yegâne gayesi kendi sisteminin çarklarını başarıyla döndürebilmektir. Toplum onun nezdinde dilediğini yapmaktan hiç sakınmayacağı basit bir denektir sadece, fazlası değil. Emellerini gerçekleştirirken de işlerini asla şansa bırakmaz ve gereken tüm tedbirleri almaya çalışırlar. Bu nedenle değiştirmek istedikleri süreç ve olaylarda yalnızca A ve B planlarıyla değil, A’dan Z’ye kadar hazırladıkları planlarla ilerlemeye çalışırlar. Çünkü onlara göre; “Algı yönetimini şansa bırakmak, halkın algılarını başkalarına teslim etmek demektir.”

Önemli bir güce ve etkili bir alana sahip olan, ciddi bir şekilde insanlığı tehdit eden algı yönetimi ve manipülasyon süreçleri ve bu sürecin aktörleri hakkında farkındalık oluşturmak, bilinç kazandırmak ve insanların kanaat sahibi olabilmelerini sağlamak maksadıyla kaleme alınan eserin hedef noktalarından birisi, sürecin bileşenlerini tüm yönleriyle ele almaya çalışmak, boyutları hakkında bilgi vermek, kısacası bu kavramların işleyiş sürecini okuyucuya aktarmaktır. Geniş bir bilgi birikimi ve tecrübenin eseri olan kitabın ilk bölümünde; algı yönetimi ve manipülasyonun dayandığı temel kurallar, ikinci bölümde; günümüzde oldukça tartışmalı bir kavram olan özgürlük ve süreçle olan ilgisi, 3. bölümde; bilimin sürece olan katkısı ve etkisi, 4. bölümde; kavramların tarihçesi ile Mekke ve Medine’de algı yönetimi, 5. bölümde; aldatılmaya yatkın kişilikler, 6. bölümde de; sürece karşı üretilecek çözümlerin ve direnmenin üzerinde durulmaktadır.

Kitapta algı yönetimi ve özgürlük arasında kurulan bağlantı, günümüzün yaşanan değişimlerine tuttuğu ışık açısından oldukça önemlidir. Özgürleştiren her teknolojinin kişinin aslında gardiyanı olduğu, yapılabilirlik kolaylaştıkça da yönlendirilebilirliğin arttığı vurgulanmaktadır. Çünkü teknolojinin sınırları, yapma sınırlarını genişletirken aynı zamanda da mahremiyet sınırlarını daraltmaktadır. Ayrıca özgürlüklerin sonuna kadar kullanıldığı bir dünya yanında güvenlik problemlerini beraberinde getirecektir.

Bu süreçlere karşı direncin insanca yaşam için gerekli olduğu; eşitlik, özgürlük, insan hakları gibi kavramları ağızlarına pelesenk eden kişilerin aslında bu trajedileri üreten kişiler olduğu; kitleleri şekillendiren, dönüştüren, yönlendiren güç odaklarına karşı gözlerimizin ve bilincimizin açık ve uyanık olabilmesinin yollarını gösteren ve öğreten bu eserden gerektiği gibi istifade edilebilmesi temennisiyle…

 

 

 

 

 

 

 

 


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir