Acının Kutsal Çığlığı Kaplumbağalar da Uçar

Paylaş

İran-Irak-Fransa ortak yapımı ve Irak’ın işgalinden sonra çekilen ilk film olarak 2005 yılında gösterime girmiştir. Filmin senaristliğini ve yönetmenliğini Sarhoş Atlar Zamanı ve Türk-İran ortak yapımı olan Gergedan Mevsimi filmlerinden de tanıdığımız Bahman Ghobadi yapmıştır. Film, adını kimilerine göre eski bir Kürt hikâyesinden, kimilerine göre de kaplumbağaların mayın toplama işinde kullanılmasından almaktadır. Yansıttığı başarılı dram sahneleri ve hikâyesi sayesinde Berlin Uluslararası Film Festivali Barış Film Ödülü ve daha birçok ödüle layık görülmüştür.

Belgesel-kurgu film tarzında olan ve yönetmenin kendine has, gerçekçi ve politik tarzını da başarılı bir şekilde yansıtan film, seyirciye derin anlamları yakından izleme imkânı sunuyor. Film aynı zamanda toplumsal gerçekçi sinema anlayışının güzide örneklerinden biri; yaşanan ağır savaş travmalarına karşı mücadelenin, umudun, insani değerlerin yitirilmeden müdafaa edilebilmesi için yönetmenden gelen bir isyan çığlığı… Coğrafyada biriken acı, duygu sömürüsü yapılmadan, yapaylıktan uzak bir şekilde izleyiciye insanlığını yeniden hissettirmeyi sağlayacak şekilde yansıtılmaya çalışılıyor. Oyuncuların çoğu gerçek hayatın içerisinde yaşayan sıradan insanlar. Kullanılan mekân, ışık ve daha birçok şey son derece doğal. Filme ayrılan bütçe az ancak hissedilen ve hissettirilen duygu oldukça yoğun.

Bir yanda işgal, bir yanda derin acılar… Film, metaforik anlatımını tamamlayıcı bir üslup olarak kullanıyor ve seyirciyi duygusal iklimin içerisine sokacak şekilde yaşanan coğrafyaya doğru yolculuğa çıkarıyor. Zıt ve düalist bir yaklaşım tarzı ile modern dünyanın çelişkili yüzü gözler önüne seriliyor. Dramatik bir şekilde var olmaya çabalayan bir avuç küçük çocuğun yaşadığı atmosfer insanın iç dünyasını işleyecek bir bakış açısı ile ifade edilmeye çalışılıyor.

 

Türkiye ve Irak sınırlarında, Amerikan işgali altında yaşayan bir avuç Kürt mülteci çocuğun, zor şartlar altında ve mayın toplayarak hayatta kalma mücadelelerini anlatan film, savaşın tek masum tarafı olan çocukların dokunaklı hikâyesini tüm doğallığıyla gözler önüne seriyor.  Modern dünyanın sunduğu imkânlardan uzak, sıcak bir yuvaları olmadan yaşama tutunmaya çalışan ve mayınların sebep olduğu fiziksel engellerine rağmen patlamamış mayınları toplayarak geçimlerini sağlamaya çalışan bir avuç çocuk izleyenlere müthiş duygusal anlar yaşatıyor.

Yönetmen varoluşu dert ediyor ve bu derdini hiç çekinmeden, abartıya kaçmadan, gerçekliğin içinden kopmadan minimalist bir öykünün içine sığdırarak kendine has bir üslup ortaya koyuyor. Ghobadi, samimi diyaloglar ve farklı yönlerle seyirciyi atmosferinin içine alarak çok erken yaşta olgunlaşan fakat temizliklerini yitirmeyen çocukların ruh halini anlatmaya çalışıyor. Duygu sömürüsü ve demagojiden uzak bir anlatım ile izleyiciyi başından sonuna kadar düşünmeye, sorgulamaya ve vicdan muhasebesi yapmaya yönelten film, sadece fiziki olarak değil kültürel olarak da işgal altında bulunan insan gruplarının içsel dünyalarını anlatıyor. Ghobadi’nin önemli bir özelliği de profesyonel olmayan insanları yani sıradan ve halkın bizzat kendi içinde yetiştirmiş olduğu; oturuşu, kalkışı, yaşayışı tıpkı bizim gibi olan, simasına en derin acıların nakşedilmiş olduğu, çoğu kez hiç fark edilmeyen toplumsal kesime filmlerinde yer veriyor olmasıdır. Bu tarz, onun filmlerindeki etki gücünü arttırmakla kalmıyor, her yaş grubundan ve her kesimden insanın sinema aracılığıyla temsil edilmesini sağlıyor. Bunu yapmadaki amacı da, içinde bulunduğu, gözlemlediği ve tecrübe ettiği hayatın acı ve tatlı tüm yönlerini insanlığa duyurmak ve insanlar arasında bir farkındalık oluşturmaya çabalamasının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

İnsan olmanın kolay ancak insan kalabilmenin oldukça zor olduğu küresel bir çağda duyarlılığını yitirmiş olan insana yeni bir pencere açmayı sağlayacak ve körelmiş duygularını tazelemesine yardımcı olacak son derece önemli bir film. Estetiğe hapsedilmeye çalışılmadan, gerçekliğin peşi sıra yol kat etmeye çalışan harika bir kurgu. Cahit Koytak’ın ifadesiyle;

“Ve çocuklar kaynayan toprağı tırmalıyor

              Kararan göğü,

              Gözümüzdeki kalın perdeleri…”

En zor koşullar altında bile masumiyetlerini muhafaza eden çocukların gözünden gerçek hayatın zulmünün ve acımasızlığının anlatıldığı film ile ilgili bir yorumunda senarist ve yönetmen Ghobadi; “Filmimi, diktatör ve faşistlerin politikalarına kurban edilen tüm masum dünya çocuklarına ithaf etmek istiyorum” açıklamasında bulunarak bu konu ile ilgili hassasiyetini ortaya koyuyor. Sanatsal kaygılarla fazladan uzun tutulan sahnelerin olmaması ve iyi bir görsellik oluşturabilmek adına gereksiz kamera hareketlerine yer verilmemesi ilkesini göz önünde bulunduran Ghobadi’nin bu filminde çok iyi bir sekans yakaladığını rahatlıkla söyleyebiliriz…


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir