Acının Dili :HALEPÇE

Paylaş

Eylül 1980

İran-Irak ülkeleri arasında süregelen bazı sorunları çözüme bağlama amacıyla imzalanan ve iki ülke arasındaki sınır sorunlarını (Şattü’l- Arap) geçici olarak çözen Cezayir Anlaşması (1975)  gereğince Körfez’in yarısı İran’da yarısı Irak’ta bulunuyordu. Saddam, anlaşma metnini yırttı ve Körfez’in diğer yarısını işgal etti. Böylece 22 Eylül 1980 yılında sekiz yıl süren ve yaklaşık bir milyon insanın hayatına mal olan İran-Irak Savaşı başlamış oldu.

 

1986-1989

Irak’ta darbeyle iktidarı ele geçiren Baas Rejimi Kürtleri Araplaştırma politikasını uygulamaya koydu (1968). Enfal Harekâtı adı verilen bu uygulama ile Kürtler bulunduğu bölgelerden zorla alınarak Arapların yaşadığı yerlere yerleştirilecek ve burada asimile edilecekti. Bu doğrultuda özgürleştirme iddiasıyla katliamlara imza atan Batılı güçler tarafından desteklenen Saddam Hüseyin, Kürtlere karşı 1986-89 yılları arasında  “Enfal Operasyonu” adı verilen yok etme operasyonunu başlattı. “Enfal”, Kur’an-ı Kerîm’deki bir sûrenin adıdır ve Arapça ganimetler” demektir. Sûrede; Müslümanların ordularına, düşmanlarının ganimetini ele geçirme izni verilmektedir. Saddam bu operasyona ‘Enfal’ adını vererek dini, emellerine alet etmiş ve adeta mızrakların ucuna Kur’an ayetlerini takmıştır.

 

15 Mart 1988

Körfez Savaşı’nda Kürt peşmergelerin yardımıyla İran ilerleme kaydetmiş, Halepçe, Baas rejiminden kurtarılmıştı. Aktarılanlara göre; Irak’ın on bine yakın askeri, cepheden saf dışı edilmiş ve binden fazla asker de esir alınmıştı. Yedi yüzden fazla tank ve zırhlı araç da savaştan saf dışı edilmiş, bunlardan iki yüz tanesi İslâm ordusunun eline geçmişti. İki binden fazla diğer askerî kamyonlar da ganimet olarak alınmıştı.

Irak ise hem İran ordusunun bölgeye girdiğini hem de bölgenin Kürt peşmergesinin denetimine geçtiğini ve isyan başladığını görünce paniğe kapılmıştı. Durumun vahametini gören Saddam Hüseyin ise İran Ordusu’nun ilerlemesini durdurmak için Kuzey Cephesi Komutanı ‘Kimyasal Ali’ lakaplı korgenerale kimyasal silah kullanmasını emretti.

16 Mart 1988

Sabah saat 11.00 suları… Irak Hava Kuvvetleri’ne bağlı Sovyet yapımı Mig – 23 uçakları mazlum Kürt halkının ‘ciğerlerini’ kasıp kavurmak için Halepçe’deydi.  Uçak ve helikopterler hardal, sinir ve siyanit gazı bombaları kullanıyordu. Bombaların kurbanlarının kimi oyun oynayan çocuklar, kimi yemek pişiren kadınlar, kimileri de savaşa gidemeyecek kadar yaşlı olanlardı. Ortalığı kaplayan duman bulutunun ne olduğunu anlayamamıştı hiç kimse. Her şey yerli yerinde görünüyordu ama ters giden bir şeyler vardı.

Evinin sığınağında olan Halepçeli bir genç kız, şöyle anlatacaktı katliamı: “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Herkese yanlış giden bir şeyler olduğunu söyledim. Havada ters giden bir şeyler vardı. Rahatsızlanmaya başlasak da saklanmaya devam etmeye karar verdik. Gözlerimde çok şiddetli bir acı hissettim. Kız kardeşim yüzüme yaklaştı ve ‘gözlerin kıpkırmızı’ dedi. Sonra çocuklar kusmaya başladılar. Çok fazla acı çekiyorlar ve sürekli ağlıyorlardı. Annem ağlıyordu. Sonra yaşlılar kusmaya başladı.

Havada kimyasal maddeler olduğunu anlamıştık. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyordu. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Etrafta yere çöken duman bulutları vardı. Çocuklar yürüyemiyorlardı. Kusmaktan bitkin düşmüşlerdi.

İnab Köyü’ne doğru giderken çoğu kadın ve çocuk ölmeye başladı. Kimyasal bulutlar yere yakındı. Ağırdılar. Onları görebiliyorduk. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı.”

Katliamdan birkaç gün sonra olay yerine giden gazeteci Ramazan Öztürk de şahit olduklarını şöyle dile getirecekti:  “Biz 21 Mart günü oraya vardık. Dört gün geçmişti aradan ve aynı vahşet gözleniyordu. Halepçe, İnab, Dûceyde kasabalarıyla çevre köylerde yaşayan insanların tamamı atılan gazlar sonucu ölmüştü. Bütün sokaklar, caddeler insan ve hayvan ölüleriyle doluydu. Gördüğümüz bütün insan cesetleri kadın, genç kız, çocuk ve bebeler ile çok yaşlılardı. En katı insan bile dayanamazdı bu görüntü karşısında. Ben tarif edemiyorum. Katliam demek, facia demek hafif geliyor. Vahşet. Vahşet de hafif geliyor. Dûceyde ve İnab’da gördüklerimizin de Halepçe’den hiçbir farkı yok. Her yer darmadağın, taş üzerinde taş kalmamış. İnab Köyü de öyle. Bir tepenin eteğinde kurulu İnab’da yaşayan yüzlerce insan, Irak uçaklarının bombalarından kaçmak için çocukların alıp yollara düşmüşken gafil avlanmışlar. Dere kenarlarında, köyün çıkışındaki yolda, ağaç diplerinde, yerde yatan yüzlerce ceset. Hayvanlar da kaçamamış, çoğu olduğu yerde ölmüş. Köyün hemen yanındaki tepenin ardında ise, insan cesetlerinden oluşmuş bir başka tepecik. Tüylerimiz ürperiyor. Fotoğrafları çekerken ağlıyordum. Allah bir daha bana böyle bir sahne göstermesin.”

Yaşayanların dilinden acılar böyle dökülürken, yaşananlar bunun bir katliam olduğunu açıkça gösteriyor. O günden bu yana bu gazın yol açtığı ölümlerin sayısı kırk bini geçti. 1988’den bu yana yüz binden fazla sakat doğum gerçekleşti.

Süleymaniye Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Fuat Baban, 7 Aralık 2002 tarihli “The Sydney Morning Herald” gazetesinde yayımlanan “Experiment in Evil” başlıklı makalesindeHalepçe’de özürlü doğum oranının Hiroşima ve Nagasaki’nin dört beş katı olduğunu belirtti.

Mart 2015

Bundan yirmi yedi yıl önce gazeteci Ramazan Öztürk’ün çektiği “Sessiz Tanık“ adlı fotoğrafla öğrenmiştik katliamı. Duyulan sadece ‘Halapçe’ydi ama bombalanan Halepçe, Dûceyde, İnab, Hurmal ve Sirva idi.

Saddam Hüseyin yönetiminin, uluslararası kuruluşların araştırmalarına göre yaklaşık iki yüz bin insanın ölümüne neden olan, “Enfal Operasyonu” çerçevesinde gerçekleştirdiği saldırıların en büyüğü olan Halepçe Katliamı “uluslararası toplum” tarafından uzun süre görülmedi, daha doğru bir tabirle görülmek istenmedi. Kendi sağladıkları silahlar ve kendi destekledikleri yönetim tarafından gerçekleştirilmiş olması bu insanlık dramını görmezden gelmelerinin en temel nedeniydi.

Güzel bir elma kokusunun acıya dönüştüğü bugünde kullanılan silahlar ve bu katliam karşısındaki tavırlarıyla asıl failler bir kez daha “Dünya’nın Felahı”nı sağlama adına “Dünya’nın Helakı”nı hızlandırdı.

“Sakın Allah’ı, zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma; gözlerin dışarı fırlayacağı bir güne kadar onları ertelemektedir.”


Paylaş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir